Sahne performanslarındaki politik hicivleri gerekçe gösterilerek temmuz ayında tutuklanan komedyen Deniz Göktaş’ın yargılanmasına İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Duruşma salonunda yaptığı kapsamlı savunmada cezaevi koşullarını ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıları eleştiren Göktaş; Türkiye gündemini sarsan fon vurgununa ve iktidar kanadındaki istifalara değinerek çarpıcı bir adalet kıyasında bulundu.
Savunmasının en dikkat çeken bölümünde Türkiye'deki siyasi ve yargısal çifte standardı eleştiren Deniz Göktaş, SPK'nın tasfiye ettiği fonlar üzerinden 2 milyar liralık haksız kazanç elde ettiği ortaya çıkan ve geçtiğimiz günlerde AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinden "affını isteyerek" ayrılan Fatma Betül Sayan Kaya'ya göndermede bulundu:
"Bakın bu haftadan çok somut ve ibretlik bir tablo var önümüzde: Bir emekli polis memuru çaresizlikten intihar etti. Diğer yanda ise fon skandalında 2 milyar liralık rantın odağında yer alan bir AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Fatma Betül Sayan Kaya görevinden 'affını' istedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en yakın ekibine aldığı, vitrine koyduğu bir isim; halkın, tüyü bitmemiş yetimin hakkına girdiği belgelenince ne yapıyor? Çıkıp bağımsız mahkemelerde ya da halkın karşısında hesap verip istifa bile etmiyor, 'affını talep ediyor.' Yargı onlara dokunmuyor, bir avuç rantiyeci korunuyor. Ama diğer tarafta bir komedyen, Harbiye'de kurduğu 4 tane hiciv cümlesi için 3 Temmuz'dan beri güneş görmeyen hücrede tutuluyor. Bu çarpık tablo ancak ve ancak hesap vermeyen otoriter bir liderin ve onun zümresinin yönettiği bir ülkede yaşanabilir."
"NASREDDİN HOCA YAŞASA GÖLE MAYA ÇALMAZ, ERDOĞAN’I VE RANTI ANLATIRDI"
Mizahın ve eleştirinin suç olmadığını, bu toprakların köklü bir geleneği olduğunu vurgulayan Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Mizah da hiciv de bu coğrafyanın genetik kodudur. Hepimiz Nasreddin Hoca'nın torunlarıyız. Bir komediden veya sahnedeki şakadan rahatsız olunuyorsa onun cezası dinlememek, o gösteriye bilet almamaktır. Bir sanatçının karşılığı sansür, ters kelepçe ya da cezaevi olamaz.
Komedyenler sahnede tek başınadır. Eğer politik mizah bu ülkede tamamen yasaklanmadıysa 'utangaç diktatör' demek suç teşkil etmez. Nasreddin Hoca bugün mezarından kalkıp sahneye çıksa konusu gidip göle maya çalmak olmazdı; doğrudan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, iktidarın adaletsizliklerini ve dönen rantları anlatırdı. Buradan çıksam da başıma gelen tüm bu trajikomik adaletsizlikleri sahnede anlatmaya devam edeceğim."
"197 KEZ SÖYLEDİĞİM 4 CÜMLE İÇİN KUYU TİPİ HÜCREDEYİM"
Maruz kaldığı tutukluluk koşullarının orantısızlığına dikkat çeken Göktaş, savunmasında tecrit uygulamasına şu sözlerle isyan etti:
"3 Temmuz’dan beri 'kuyu tipi' denilen bir cezaevinde, gün ışığı görmeden, diğer tutukluların yararlandığı haklardan dahi mahrum bırakılarak tek kişilik hücrede tutuluyorum. Dış dünyayla tek bağım haftada bir kez yaptığım telefon görüşmesi.
İddianamede bana yöneltilen topu topu 4 cümle var. Harbiye'de kurduğum bu 4 cümle için tam 88 gündür hücredeyim; yani kurduğum cümle başına 22 gün tecrit yatırıldım. Ben bu 4 cümleyi Harbiye’de 5 bin kişiye, ondan önce de Türkiye’nin dört bir yanında tam 197 gösteride 100 binden fazla seyirciye anlattım. Hepsinde de kahkaha ve alkıştan başka hiçbir tepki almadım.
Şovuma ilk tepkiyi Şamil Tayyar 'zıpır' diyerek gösterdi ama beklediği kamuoyu desteğini arkasında bulamadı. Yazan, çizen, düşünen insanlara bir nebze olsun otosansür sebebi olduysam tek üzüntüm budur. Kimse korkup geri adım atmasın; bilin ki sözlerimiz tahmin ettiğimizden çok daha güçlü."
"POLİSLER 'DENİZ SEN SALAK MISIN, NİYE DÖNDÜN?' DİYE SORDU"
Yurt dışından Türkiye’ye dönüşünde havalimanında yaşadığı trajikomik süreci de mahkeme heyetine anlatan Deniz Göktaş:
"Ben beyin göçünü tersine çevirmeye, ülkemde kalmaya çalıştıkça Türkiye bana engel oluyor. Pasaport kontrolünde sistem uyarı verince polise 'Hakkımda yakalama kararı olabilir' diyen bizzat bendim. Havalimanında beni karşılayan polisler bile şaşırıp 'Deniz niye döndün, sen salak mısın?' dediler. Kelepçeye direnmek sadece 4 saniye sürdü; kendi ayaklarımla geldiğim ülkemde ters kelepçeyle gözaltına alındım.
Aleyhimde hiçbir uyuşturucu iddiası veya suçlaması bulunmamasına rağmen benden uyuşturucu testi için kan ve idrar örneği alındı; ne aradılarsa hâlâ sonucu çıkmış değil. Emniyetteyken bana üç kez 'Kılıçdaroğlu ile görüşmek ister misin?' diye soruldu. 'İstemiyorum' dememe rağmen komiser beni ters kelepçeyle zorla onun yanına götürdü. Sonra o görüşmede konuşulanlar yalanlandı. Bizi neden, hangi kurguyla görüştürdüler hâlâ bilmiyorum" dedi.
Mahkeme heyeti, Deniz Göktaş’ın ayrıntılı savunmasının ardından duruşmaya ara karar için ara verdi.




















