DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in Abdullah Öcalan için İmralı’da yapılması planlanan konuta ilişkin “Birilerinin eve çıkmasını konuşmak yerine, Demirtaş’ın evine kavuşmasını konuşmak isteriz” sözlerine tepki gösterdi.
Öcalan ile Selahattin Demirtaş’ın karşılaştırılmasının yanlış olduğunu belirten Bakırhan, “100 yıllık bir meselenin çözümü konuşuluyorsa ciddiyet gerekir” dedi. Özel’in sürecin başından bu yana tutumunu olumlu bulduklarını söyleyen Bakırhan, Yeni Parti’nin sürecin ikinci aşamasında “güncel siyasetin polemiklerinden uzak” şekilde daha bütünlüklü katkı sunmasını beklediklerini ifade etti.
Yeni Yaşam gazetesine konuşan Bakırhan, çözüm sürecinin geldiği aşamaya ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.Bakırhan, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının ardından yeni bir aşamaya geçileceğini düşündüğünü söyledi.
"SAYIN ÖCALAN’IN ALDIĞI TARİHİ İNİSİYATİF VE İRADESİNİN GÜCÜ TARTIŞMAYA AÇIK DEĞİL"
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda yer alacağına dair haberlerin sorulduğu Bakırhan, "Bu hususla ilgili resmi bir açıklama yok. Sayın Öcalan’ın aldığı tarihi inisiyatif ve iradesinin gücü tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açık. Sayın Öcalan’ın sadece silahsızlanma değil, aynı zamanda siyasallaşma sürecinde rolünü oynamasıyla ilgili koşulların oluşturulması, özgür iletişim ve çalışma zemininin sağlanması sürecin turnusol kâğıdıdır. Herkes biliyor ki, Sayın Öcalan kurul üyeliğiyle değil, sürecin en güçlü aktörü olma gerçeğine sahiptir. Bu kapsamda, Sayın Öcalan sürecin siyasallaşması ve hukukunun oluşturulması ile demokratikleşme süreçleri dahil politikanın içinde sözünü söyleyen ve yönlendiren koşullara sahip olmalıdır.
Çerçeve yasa kapsamında tanımlanan kurulların hızlıca çalışmaya başlaması gerekiyor. TBMM’de 467 gibi yüksek bir oyla yasalaşan çerçeve yasanın gereğini yürütme erkinin hayata geçirmesi gereken günlerdeyiz. MGK’nin Ekim ayı içerisinde üstüne düşeni yapması ve yüzde 85 kamuoyu desteğiyle ve Meclis’teki 467 oyla ortaya çıkan halk iradesinin önünü açması lazım. En kısa sürede yasanın uygulanmaya başlaması, dönüşlerin olması, cezaevlerinin boşalması gibi adımların atılmasını bekliyoruz. İlk aşamayı bu şekilde tamamlayıp ikinci aşamaya; Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Demokratik Cumhuriyet’in inşası sürecine geçmemiz tarihî önemdedir" değerlendirmesini yaptı.
"MESELE KONUT DEĞİL KONUM"
"Öcalan'a inşa edilecek konut" tartışasına dair de Bakırhan, önemli olanın konut tartışmaları olmadığını belirterek asıl meselenin sürecin niteliği olduğunu söyledi.
"Öncelikle bu mesele yanlış bir zeminde tartışılıyor. Mesele konut değil, konumdur. Birkaç gündür İmralı’daki yapı üzerinden metrekare, bahçe, “villa” konuşuluyor. Oysa bunların hiçbiri asıl konu değil. Konuşulması gereken, Türkiye’de yürüyen sürecin niteliği ve Sayın Öcalan’ın bu süreçteki konumudur. Bu süreçte Sayın Öcalan’ın bir rolü var ve bunu herkes biliyor. Devlet kendisini muhatap alıyor, attığı adımların sahada karşılık bulmasını bekliyor ve bu beklentiyi açıkça dile getiriyor. Çerçeve yasayı da Meclis 467 oyla kabul etti. Süreç masada, muhatap belli.
"TARTIŞILMASI GEREKEN ÜSTLENİLEN BU TARİHİ ROLÜN GEREKTİRDİĞİ ŞARTLARIN SAĞLANIP SAĞLANMADIĞIDIR"
Şimdi sorulması gereken, bu rolün gerektirdiği şartların sağlanıp sağlanmadığıdır. Görüşme, mesaj iletme, çalışma, farklı siyasi ve toplumsal aktörlerle temas, bir sürecin işleyiş koşullarıdır. Bir sürecin muhatabı etkin bir iletişim kuramıyorsa süreç nasıl yürüyecek? Bu koşulları “konfor” başlığı altında tartışanlar, sürecin tamamlanmasını, silahsızlanmayı ve barışı zora sokuyor. Bu süreci 250 metrekare tartışması üzerinden yürütenler meseleye çok dar bir yerden bakıyor. Türkiye’nin yüzölçümü 783 bin 562 kilometrekare. Bu haritada 250 metrekare bir nokta bile tutmaz. Barış ise haritanın tamamının meselesidir. Kimsenin vatanseverliğini sorgulamıyorum. Ama ölçü soracaksak şunu sormak gerekir: Türkiye’nin 783 bin 562 kilometrekaresine huzur, barış ve istikrar getirecek bir sürecin önüne 250 metrekarelik bir tartışma koymak mı vatanseverlik? Bu topraklarda çok can gitti. Türk’ün de Kürt’ün de yas tutan ailelerinin sorduğu soru bir konutun büyüklüğü değil, bu acının bir daha yaşanıp yaşanmayacağıdır. Sayın Öcalan için artık fiilî durum yetmiyor. Rol fiilen verilmişse karşılığı hukuken de tanımlanmalı. Statü, yetki, sorumluluk ve iletişim kanalları yasayla belli olmalı. Belirsizlik olduğu sürece hem söylenti hem keyfîlik iddiası bitmez. Sonuç olarak mesele konut değil, Sayın Öcalan’a fiilen verilen rolün hukukî ve siyasal karşılığıdır. O karşılık tanımlanmadıkça tartışma metrekareden metrekareye sürer, süreç ise istenilen düzeyde ilerleyemez.
"SAYIN ÖZEL'İN KARŞILAŞTIRMASINI VE TUTUMUNU YADIRGADIM"
"Öcalan'a konut" tartışmasında Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in söylediği ‘Biz birilerinin eve çıkmasını konuşmak yerine, Demirtaş’ın evine kavuşmasını konuşmak isteriz’ sözleri hatırlatılan Bakırhan, "Bu değerlendirmeyi yadırgadığımı belirtmek isterim. Siyasetçiler zaman zaman popülizme kayan ve alıcısı olan cümleler kurabilir. Ama 100 yıllık bir meselenin çözümü konuşuluyorsa ciddiyet gerekir. Bu yaklaşımın ve mukayesenin yanlış olduğu, gerekçeleriyle birlikte defalarca kez söylenmiştir" dedi.
Sürecin başından bu yana Özel'in tutumunu olumlu bulduklarını söyleyen Bakırhan, "Partisinin son iki yılda yaşadığı baskılara rağmen sürece katkı vermesini, eksikleri olsa da önemsiyoruz. Sayın Özel’in ve partisinin sürecin ikinci aşamasında sürece çok daha bütünlüklü, güncel siyasetin polemiklerinden uzak bir şekilde katkı sunmasını bekliyoruz" dedi.
Öcalan’a ev yapıldı mı yapılmadı mı konusunda “bizim gündemimiz değil” deniyor. Oysa mesele bir ev değil. Meselenin taraflarından birinin, sürecin baş müzakerecisinin çalışma koşulları, iletişim hakkı ve hukukî statüsüdür. Ülkeyi yönetmeye talip ana muhalefet partisi böyle bir konuyu gündemi dışında görüyor, bir emlak olayına indirgiyorsa, o meselenin çözümünü nasıl gündemine alacak? Açıktır ki haklar aşağıya doğru eşitlenmez. İmralı’daki odayı daraltmak sorunları çözüyorsa 27 yıldır neden hiçbir şey çözülmediği de açıklanmalı. Sizin aracılığınızla soruyorum. Yeni Parti iktidar olsa bu meseleyi nasıl çözecek? Silahsızlanmayı ve barışı, meselenin tarafıyla ve muhatabıyla görüşmeden, Sayın Öcalan’ı 12 metrekarede tutup iletişim ve çalışma koşullarından mahrum bırakarak mı sağlayacak? Sayın Özel 2024’te “el yükseltiyorum, Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahibi olmayı teklif ediyorum” demişti. Sayın Öcalan da Kürtlerin eşit yurttaşlar olarak Cumhuriyet’le bütünleşmesini savunuyor. Hedef aynı görünüyor. Ama bir halka devletin sahipliğini teklif edip o halkın önderini ve meselenin muhatabını gündem dışında bırakarak çözüm nasıl sağlanacak?"
"ÇELİŞKİLİ TUTUMLARINI AÇIKLAMALARI GEREKİR"
Bakırhan, süreçte Yeni Parti'nin rolüne dair şu değerlendirmelerde bulundu: "CHP’nin devletin kurucu partisi olarak Kürt meselesinde tarihsel bir sorumluluğu vardır. Şimdi yeni bir parti kuruldu, adı da Yeni Parti. İşe Kürt meselesinde ‘yeni’ bir anlayışla başlaması gerekmez miydi? Daha önce de söyledim. Sayın Özel’in ve temsil ettiği çizginin bu konuda kurumsal bir akıl oluşturamadığını görüyoruz. Komisyonun oluşumunda, İmralı’ya gidilmemesinde, umut hakkında da aynı tablo var. En son Meclis’teki oylamada da öyle oldu. Genel başkan ve yönetim “evet” dedi. Bu çok değerliydi. Ama 91 vekilin 54’ü “hayır” dedi. Bu, grubun yaklaşık yüzde 60’ı. Bir yanda çözümü savunan irade, öbür yanda 100 yıllık statüko refleksleri var. Kürtlere devleti teklif eden bir partinin (Özgür Özel’in daha önce yaptığı açıklamaya atfen) çoğunluğu, Kürtlerin Cumhuriyet’le bütünleşmesine katkı sunacak bir zemine “hayır” diyorsa, bu çelişkiyi Sayın Özel’in kendisi açıklamalı."
"AMAÇ GERÇEĞİ AÇIKLAMAK DEĞİL, TOPLUMU HİÇBİR AÇIKLAMAYA İNANAMAZ HALE GETİRMEKTİR"
"İmralı'da konut" tartışması üzerinden sosyal medyada süregelen tartışmaları değerlendiren Bakırhan, "Söylentiler, doğru olduğuna inanılması için değil, şüphe bırakması için dolaşıma sokuluyor. Savaşın kırk yıllık ağır maliyeti birkaç cümlede unutuluyor; barışın her eksikliği ise büyüteç altına alınıyor. Barış romantizm değil, zor bir siyasal inşa işidir. Eleştiri onu güçlendirmeli; daha doğmadan hükümsüz ilan etmemeli. “Süreç yok”, “gizli pazarlık var”, “her şey seçim hesabı” gibi birbirini çürüten iddialar aynı anda dolaşabilir. Amaç gerçeği açıklamak değil, toplumu hiçbir açıklamaya inanamaz hale getirmektir. Kaynağı belirsiz imalar, eksik bilgiler ve bağlamından koparılmış görüntüler algoritmalarla çoğalırken; barış, tartışılan bir siyasal imkân olmaktan çıkarılıp kuşkulu bir meseleye indirgeniyor. Maalesef saldırgan olanın, kuşku üretenin alıcısı da oluyor. Doğru bilgiye sahip olanlar, etik-ahlaki söz kuranlar yazmıyor bir şey. Bundan ötürü sosyal medya gerçek bir dezenformasyon alanı. Biliyoruz ki en etkili sabotaj, barışa açıkça karşı çıkmak değil, onun gerçek olmadığı duygusunu yerleştirmektir. Buna izin vermemek gerek. Açık yalan atanları, küfürle var olanları, hakaret ve düşmanlığı eleştiri kılığına sokanlara karşı çıkmak hepimizin insani sorumluluğu diye düşünüyorum" diye konuştu.
"İKTİDARA İTİRAZ ETMEKLE SİLAHLARIN SUSMASINI İSTEMEMEK KARIŞTIRILMAMALI"
Sol ve sosyalist hareketin bu sürece daha güçlü biçimde müdahil olmasını isterdiklerini kaydeden Bakırhan, "Barış, Kürtlerin kendi başına çözeceği bir mesele değil; Türkiye’nin demokrasi meselesidir. Fakat şu gerçeğin de altını çizmek gerekiyor. Süreci eleştiren herkesi aynı yere koymam. Koyamam. Haklı kaygıları olan herkesle tartışırız, konuşuruz, birlikte büyütürüz. Fakat cümlesi sürecin eksiğiyle değil, Kürtlerin muhatap sayılmasıyla biten bir itirazın adı eleştiri değil. Masanın nasıl kurulduğuyla değil, masada kimin oturduğuyla ilgilenenlerin derdi de eleştiri değil. Biri daha fazla demokrasi istiyor. Diğeri daha az Kürt. İlkiyle yol yürürüz. İkincisine de adını söyleriz. Kendisini sol olarak tanımladığı halde, ulusalcı çevreleri dahi aşan bir karşıtlıkla barış ihtimaline yaklaşan kesimler elbette var. İktidara itiraz etmek başka şeydir; silahların susmasını istememek başka. Savaşın devamını “devrimcilik”, barış arayışını “uzlaşmacılık” sayan bir siyaset, en ağır bedeli kimin ödediğini unutuyor. Elli yıldır cenazeyi emekçiler, yoksullar, Kürt ve Türk gençleri kaldırıyor" ifadelerini kullandı.




















