İstanbul’da son günlerde Adalar ve çevresinde kümelenen mikrodepremler “Büyük Marmara depreminin habercisi mi?” sorusunu yeniden gündeme taşırken, Boğaziçi Üniversitesi’nden iklim bilimci Prof. Dr. Levent Kurnaz sosyal medya hesabından doğal afetler ve hayvan davranışları arasındaki ilişkiye ilişkin dikkat çeken bir araştırmayı paylaştı.
Kurnaz, İtalya’nın Sicilya Adası’ndaki Etna Yanardağı'nın eteklerinde yaşayan keçilerin büyük volkanik patlamalardan saatler önce davranışlarını değiştirdiğini ortaya koyan Max Planck araştırmasına işaret etti.
Kurnaz paylaşımında, “Bilimsel olarak doğru, ama nasıl çalıştığını henüz kimse bilmiyor” diyerek Etna’daki keçileri “dört ayaklı erken uyarı sistemi” olarak nitelendirdi.
ÇOBANLAR BİLİYORDU, BİLİM İNSANLARI KEÇİLERE TAKİP CİHAZI TAKTI
Kurnaz’ın aktardığı öykünün bilimsel araştırmalardaki karşılığı 2011 yılına uzanıyor. Max Planck araştırmacısı Martin Wikelski ve ekibi, doğal afetler öncesinde hayvan davranışlarında ölçülebilir değişiklikler olup olmadığını araştırmak amacıyla Etna’nın kuzey yamaçlarında çalışma başlattı.
Araştırmacılar başlangıçta farklı hayvan türlerini değerlendirdi. Ancak bölgede nesillerdir hayvancılık yapan yerel halk, bilim insanlarına özellikle keçileri takip etmelerini önerdi.
Max Planck'ın araştırmaya ilişkin anlatımında Wikelski, yerel halkın kendilerine, “Kazları unutun, keçileri kullanın” dediğini aktarıyor. Çobanların uzun süredir keçilerin yaklaşan doğal değişimlere karşı olağandışı davranışlar gösterebildiğini gözlemledikleri belirtiliyor.
Bunun üzerine keçilere GPS konumunu ve hareketlerini ölçebilen özel verici tasmalar takıldı.
4 OCAK 2012’DE KEÇİLERİN DAVRANIŞI DEĞİŞTİ
Araştırmadaki en dikkat çekici olay 4 Ocak 2012’de yaşandı.
Max Planck kayıtlarına göre keçilerin hareketlerinde o gün alışılmışın dışında ciddi bir artış görüldü. Birbirlerinden bağımsız hareket eden hayvanların neredeyse aynı dönemde huzursuzlaşması araştırmacıların dikkatini çekti.
Saatler sonra Etna'da güçlü bir patlama meydana geldi.
İtalya Ulusal Jeofizik ve Volkanoloji Enstitüsü'nün kayıtlarıyla yapılan karşılaştırmada büyük patlamanın 4 Ocak 2012 günü yaklaşık saat 22.20’de başladığı, keçilerdeki olağandışı davranışın ise yaklaşık altı saat önce ortaya çıktığı belirlendi.
CİHAZLAR BAZI HAREKETLERİ ALGILADI AMA PATLAMANIN ŞİDDETİNİ ÖNGÖREMEDİ
Kurnaz paylaşımında keçilerin davranış değişikliğinin klasik izleme sistemlerinden önce ortaya çıkmasına dikkat çekti.
Max Planck'ın araştırma kayıtları burada önemli bir ayrıntı içeriyor: Volkanologların cihazları o gün tamamen “sessiz” değildi. Sabah saatlerinde infrasonik sensörlerle küçük patlamalar kaydedilmişti. Ancak bu sinyaller, birkaç saat sonra gerçekleşecek patlamanın şiddetinin öngörülmesini sağlamamıştı.
Keçilerin hareket verisindeki güçlü değişiklik ise büyük patlamadan yaklaşık altı saat önce belirginleşti. Etna daha sonra lav püskürttü ve kül sütunu 7 kilometrenin üzerine çıktı.
İKİ YILDA 27 PATLAMA İNCELENDİ
Araştırmacılar tek bir olaydan sonuç çıkarmadı ve çalışmayı iki yıl boyunca sürdürdü.
Bu süreç içerisinde 27 volkanik olay kaydedildi. Bunların yedisi büyük paroksismal patlama olarak sınıflandırıldı.
Çalışmaya toplam 17 keçi ve 4 koyun dahil edildi. Araştırmacılar, büyük patlamalardan önce hayvanların hareket seviyesinin belirgin biçimde arttığını; koşma, olağandışı hareket etme veya ağaç ve çalılıkların altına sığınma gibi davranışlar gösterdiklerini saptadı. Küçük patlamalarda ise aynı belirgin davranış değişikliğinin görülmediği bildirildi.
Araştırmacılar normal günlerdeki hayvan hareketleriyle patlamalar öncesindeki hareketleri karşılaştırarak çeşitli eşik değerler de oluşturdu.
Max Planck'a göre bu yöntem kullanıldığında araştırma dönemindeki yedi büyük patlamanın tamamı hayvan hareketlerinden geriye dönük olarak ayırt edilebildi.
PEKİ KEÇİLER NASIL ANLIYOR?
Bilim insanlarının henüz kesin yanıt veremediği soru ise hayvanların yaklaşan volkanik faaliyeti ne şekilde algıladığı.
Wikelski, olası açıklamalardan birinin yükselen magmayla bağlantılı gazlar olabileceğini belirtiyor. Magmadan çıkan kükürtdioksit ve hidrojen sülfür gibi gazların, insanların algılayamayacağı seviyelerde hayvanlar tarafından hissedilmesi ihtimaller arasında bulunuyor.
Daha yeni değerlendirmelerde sıcaklık, nem, titreşimler ve farklı hayvan türleri arasında oluşabilecek davranış zincirleri de olası mekanizmalar arasında değerlendiriliyor. Ancak hangi sinyalin belirleyici olduğu bilimsel olarak kesinleşmiş değil.
Kurnaz da paylaşımında bu belirsizliği şöyle aktardı:
“Kimse nasıl yaptıklarını bilmiyor. En akla yatkın açıklama, patlamadan önce sızan kükürtdioksit ve hidrojen sülfürün insan burnunun asla yakalayamayacağı yoğunlukta olması, yani hayvanlar geleceği kokluyor ve bunu bize söylemiyor.”




















