Eski Hazine Müsteşarı ve ünlü ekonomist Mahfi Eğilmez, Türkiye’nin uzun vadeli borçlanma maliyetlerini değerlendirdi. Türkiye’nin 10 yıllık devlet tahvili faizinin yüzde 35,27 seviyesinde olduğunu belirten Eğilmez, yüksek borçlanma maliyetinin nedenleri arasında enflasyon, kur riski, dış finansman ihtiyacı ve ekonomi politikalarına ilişkin belirsizlikleri sıraladı.
Eğilmez, “Türkiye Niçin Dünyanın En Pahalı Borçlanan Ülkelerinden Biri?” başlıklı yazısında, devletin hangi faizle borçlandığının ekonominin ne kadar güven verdiğine ilişkin önemli göstergelerden biri olduğunu belirtti.
Eğilmez’in paylaştığı verilere göre 10 yıllık tahvil faizi Almanya’da yüzde 3,21, Yunanistan’da yüzde 3,86, Bulgaristan’da yüzde 4,40, ABD’de yüzde 4,74 ve Macaristan’da yüzde 5,47 seviyesinde bulunuyor. Oran Güney Afrika’da yüzde 8,64, Pakistan’da yüzde 11,97, Rusya’da yüzde 16,07 ve Mısır’da yüzde 22,96 iken Türkiye’de yüzde 35,27 seviyesinde.
Ülkelerin enflasyon, para birimi, merkez bankası politikaları ve ekonomik yapılarının farklı olması nedeniyle söz konusu oranların birebir karşılaştırılmasının doğru olmayabileceğine dikkat çeken Eğilmez, Türkiye’nin yerel para cinsinden uzun vadeli borçlanma maliyetinin yüksek olduğunu ifade etti.
“ASIL SORU, TÜRKİYE BU BORCU KAÇA ÇEVİRİYOR?”
Devletin piyasadan borçlanmasının gelecekte elde edeceği gelirleri bugünden kullanması anlamına geldiğini belirten Eğilmez, Hazine’nin yüksek faizle borçlanması halinde vade sonunda anaparanın yanı sıra yüksek faiz ödemesi gerektiğini, bunun da borcun çevrilme maliyetini artırdığını kaydetti.
Eğilmez, “Dolayısıyla mesele sadece ‘Türkiye’nin ne kadar borcu var?’ sorusu değil. Asıl soru, ‘Türkiye bu borcu kaça çeviriyor?’ sorusu” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin yüksek faizle borçlanmasının en önemli nedenlerinden birinin yüksek enflasyon olduğunu belirten Eğilmez, TL cinsinden uzun vadeli tahvil alan yatırımcının satın alma gücünü korumak istediğini, enflasyon beklentisi yükseldikçe daha yüksek getiri talep ettiğini ifade etti. Eğilmez, buna kur riski, dış finansman ihtiyacı ve ekonomi politikalarına ilişkin belirsizliklerden kaynaklanan risk priminin de eklendiğini belirtti.
YÜKSEK FAİZ BÜTÇE ÜZERİNDEKİ BASKIYI ARTIRIYOR
Eğilmez, yüksek faiz giderlerinin kamu bütçesi üzerindeki baskıyı artırdığını belirterek, bütçenin önemli gelir kaynaklarından birinin vergiler olduğuna dikkat çekti. Faiz giderleri yükseldikçe vergileri artırma gereğinin ortaya çıkabileceğini ifade eden Eğilmez, yüksek faizlerin bankaların ve şirketlerin finansman maliyetlerini de yükselttiğini ve yatırımları zorlaştırdığını kaydetti.
“Piyasalar bir ülkeye düşük faizle borç vermeye zorlanamaz. Risk azalırsa faiz düşer, risk yükselirse faiz yükselir” diyen Eğilmez, Türkiye’nin temel meselesinin yalnızca borcu çevirmek değil, daha düşük maliyetle çevirebilmek olduğunu vurguladı.
Eğilmez, “Çünkü bugün yüzde 35’lerle borçlanan bir ülke, sadece bugünün faizini ödemiyor; gelecekteki bütçesinden de bugünün yüksek finansman maliyetini ödemeyi taahhüt ediyor” ifadelerini kullandı.
2021’DEKİ FAİZ İNDİRİMLERİNİ HATIRLATTI
Yazısındaki değerlendirmelerin faizin düşürülmesini savunduğu şeklinde yorumlanmaması gerektiğini belirten Eğilmez, Eylül 2021’de başlayan faiz indirimlerini hatırlattı:
"Türkiye bunu 2021 Eylül'ünde yapmaya başladı. Faiz indirimleriyle enflasyonu düşürmek gibi bir tezle yola çıkıp bu yanlış politikanın kur ve enflasyon üzerindeki ağır sonuçlarını yaşadık. O süreç, bugün karşı karşıya olduğumuz yüksek enflasyon ve yüksek finansman maliyetlerinde önemli bir rol oynadı. Ve işin en kötüsü insanların geleceğe ilişkin beklentileri bozuldu."
KAMU HARCAMALARI VE YAPISAL REFORM VURGUSU
Enflasyonla mücadele için kamu harcamalarında tasarruf ve mali disiplin ile yapısal reformlara işaret eden Eğilmez, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Enflasyonu düşürmek için gerçek bir irade ortaya konulacaksa ilk adımlardan biri de kamu kesimindeki büyük israfı azaltmak olmalı. Devlet harcamalarında tasarruf ve mali disiplin sağlanmadan, enflasyonla mücadelenin yükünü yalnızca faiz politikasıyla taşımak mümkün değil. İkinci adım da hukukun üstünlüğünü ve tarafsızlığından başlayarak yapılacak yapısal reformlar olmalı. Bunlar yapılmadan insanlar geleceğe olumlu bakmaya dönmeyecek gibi görünüyor. Geleceğe karamsar bakan bir toplumu enflasyonun düşeceğine ikna etmek deveye hendek atlatmaktan daha zordur.”




















