CHP lideri Özgür Özel, partisinin grup toplantısında konuştu. Konuşmasında NATO zirvesi öncesi Ankara'da alınan önlemleri eleştiren Özel, "Ankara'da utanç verici şeyler oluyor. NATO zirvesi olacak, yabancı liderler gelecek diye kendi insanına çile tasarlayan, güvenlik önlemlerini artık akıl almaz boyutlara taşıyan… Meclis’i kapatan, bakanlıkları kapatan, kamu kurumlarını kapatan, sokakları kapatan bir acayip olağanüstü hal var" ifadelerini kullandı.
Konuşmasında komedyen Deniz Göktaş'a destek veren Özel, Göktaş'ın videosunu izlediğini belirterek "Üzerine konuşulmaya başlanınca açtım, tamamını izledim. İktidarı da eleştiriyor bizi de. Hepimiz de güldük. Diyor ya 'Erdoğan'la 30 yıllık yolculuğum var' diye. Deniz kardeşime söz veriyorum Erdoğan'la olan 30 yıllık yolculuğunu sonlandıracağım." şeklinde konuştu.
Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle;
"ŞATAFATLI SAHNELER YOK AMA MİLLETİN GÖNLÜNDEYİZ"
"Partimize yönelik saldırının, işgalin ardından Ankara'da oturmadık. Zaten partinin hedefte olmasının sebebi de çeiştli ihtarlara, telkinlere rağmen Ankara'da oturmak yerine nerede olmamız gerekiyorsa orada olduğumuz, yerel seçim sürecinde 105, devamında dokuzu tematik 21'i büyük halk buluşması 30, ardından Saraçhane'de başlayan 11 mitingle sahada ve sürekli miletimizle birlikte olduğumuz için partimize yönelik saldırıların sonucunda alınan butlan kararı ve ardından devletimizin polisi, milletimizin evlatları polisleri kullanarak 15 katlı binadan çıkarıldıktan sonra bu hafta sonu en son dün pazartesi günü 15'inci ilimizde milletimizle buluştuk.
Köy köy, belde belde şehir şehir gidiyoruz ve milletimizle kucaklaşıyoruz. Cadde cadde, sokak sokak, meydan meydan mücadelemizi büyütüyoruz. Yeni, temiz, cesur, teslim olmayan başkasının planına göre değil milletin hesabına göre yapılan siyaseti milletimizle birlikte ilmek ilmek örüyoruz. Belki makamlar, binalar, şatafatlı sahneler yok, hiç olmadı hiç kullanmadık ama bazen bir kamyon kasasının arkasında bazen bir traktör römorkunun arkasında, bir kahve sandalyesinin üstünde ya da bir bankın üzerindeyiz ama milletin gönlündeyiz."
"SAYIN DEMİRTAŞ'IN SELAMLARINI ALDIK"
"Bizi karşılayan Diyarbakır'dan kıymetli bir isim 'Üzerimde bir selam var' dedi. Gece avukatlarını çağırmış Genel Başkan'ı karşılayacağını, toplantıda olacağını duydum onun üzerinden CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e selamlarımı ilet, şehrimize hoş gelmiş dedi. Sayın Demirtaş'ın selamlarını aldık, başımızın gözümünün üzerine koyduk" diyen Özel, geçen hafta gerçekleştirdiği Diyarbakır, Gaziantep ve İzmir ziyaretlerinden ve vatandaşlarla yaşadığı diyaloglardan da bahsederek özetle şunları söyledi:
ROJİN KABAİŞ'İN AİLESİNE ZİYARET
"Diyarbakır'da iki ziyaret. İki anneye, kardeşlere borcum var, sözüm var. Rojin Kabaiş'in ailesinin yanındaydık. Soruşturmanın başlangıcından adli tıp aşamasına kadar şüpheler ve ailenin kaygılarının, ailenin şüphelerinin, ailelerin sorularının yanıtlanmadığı bir süreç yaşanıyor. Israr söylediler, dediler ki annesi, babası, kız kardeşi, baba Diyarbakır'da oturuyor, Iğdır'da biz minare inşaatında elleriyle taş taşıyor. İzin günlerinde Van'a koşup evladı için adalet arayışını sürdürüyor. Ve aile diyor ki 'Rojin'in vücudunda iki tane erkek DNA'sı bulundu. Halen daha bize suyun içindeki 15 günden sonra bile bulunan bu iki erkek DNA'sı için hiçbir şey demeypi ısrarla Rojin intihar etti bunu kabul edin diyenler var. Bunu böyle söyler misiniz?' Ben dedim ki 'Biz bunları okuduk ama bunu böyle söyleyeyim mi?' Annesi dedi ki 'Söyle', kız kardeşi dedi ki 'Söyle', babayı aradılar, babaları dedi ki 'Allah aşkına söyle. Bunları konuşun ki millet bilsin.' Rojin Kabaiş'in ailesinin adalet arayışından hepimizin haberinin olması, onların hiç olmazsa bir miktar daha umutlanmasına, toplumun bu noktada kendilerine sahip çıkacağına olan inançlarından katkı sağlayacak.
"GÜLİSTAN'IN ANNESİNİN KIZININ MEZARINA KAVUŞMASINI ÜMİT EDİYORUZ"
Gülistan Doku'nun annesi ilk gün nasılsa öyle. Gördünüz diyor ki 'İlk günden beri yanımızdaydınız' diyor. Olmaya devam edeceğiz. İlk gün iki gözü iki çeşmeydi. Yine iki gözü iki çeşme. Tabii büyük bir mücadele verdi. Sadece CHP kadın kollarımız, hukukçu milletvekillerimiz, tüm milletvekillerimizin yanında parlamentodaki muhalefet partileri sahip çıktılar. O dönemde hiç unutulmasın, şehrin bürokrasisi ve orada şüpheli sözler söylediğimizde devletin valisibe diyorsun, emniyet müdürüne diyorsun, polise mi bunu söylüyorsun diyen dönemin İçişleri Bakanı şimdi karşılaştığımız durum, heyetimiz gidip rapor ettiğinde ilk tebrik edenlerden biriydim. Orada Tunceli'de bir kadın Cumhuriyet Başsavcısı adındaki o Cumhuriyet unvanını bugünlerde en çok hak edenlerden birtanesi. Her şeye rağmen bir buçuk yıldır, göreve atandığı günden beri kararlılıkla bu işin üstüne gidiyor. Gülistan'ın annesi ona bir Kürtçe 'Allah ondan razı olsun' diyor. Dönüyor bir de Türkçe 'Allah ondan razı olsun' diyor. Ve o kadın Cumhuriyet Savcısı'nın yürüttüğü soruşturmayla bizim arkadaşlarımız basın toplantısında oradaki bürokrasiye laf söyleyince neredeyse vatan haini, devlet düşmanı ilan ediliyorduk. Dönemin il emniyet müdürü tutuklu. Dönemin valisi tutuklu. Valinin oğlu tutuklu. İşaret edilen kişi Amerika'da tutuklu, ümit ediyoruz en kısa zamanda Türkiye'ye teslim edilecek.
Ancak annenin ve kardeşlerin yine de bir feryadı var ve diyorlar ki 'Biz bir an önce bir mezarımız olsun istiyoruz. Bir de emniyet aşamasına gelindi. Bize dediler ki 'Emniyet sürecinde de 24 tane ağır şüpheli var.' Sanki iş orada durdu' diyor. 'Gidip bunu söyleyin. Siz konuşursanız bu işler ilerliyor' diyor. Biz de Gülistan'ın annesinin hiç olmazsa mezarına kavuşması için ve artık o gözyaşlarının bir yerde durup yasın tutulup artık onun da hayatının bundan sonrasını elbette evladının yasını tutan ama hiç olmazsa evladının mezarını bilen ki bu en önemli insan haklarından bir tanesi, bir annemiz olarak hayatını sürdürmesini ümit ediyoruz. Bu konudaki kararlılığımızı bir kez daha vurguluyorum."

"ANKARA'DA UTANÇ VERİCİ ŞEYLER OLUYOR"
Yaklaşan NATO Zirvesi kapsamında alınan güvenlik tedbirlerine değinen Özel, yabancı liderlerin gelişi nedeniyle uygulanan önlemleri eleştirerek, "Meclis'i, bakanlıkları, kamu kurumlarını ve sokakları kapatan bir acayip olağanüstü hal var. Bu işin bir boyutu, bir de NATO Zirvesi sırasında protesto gösterileri olabilir şüphesiyle yapılan operasyonlar, gözaltına alınan 225 kişi ve bunların 178'inin tutuklanması vakası var. Bunu kimse cümlede kullanıp, tweet atıp sonra da sakın normalleştirmesin" ifadelerini kullandı.
Özel, 2014 yılında TBMM'ye sunulan iç güvenlik paketini hatırlatarak, "İki kritik başlık bulunuyordu: Bunlardan bir tanesi önleyici gözaltı, diğeri ise koruyucu gözaltıydı. Kasımda sevk edilen bu tasarı, 2015'in mart ayında kanunlaşana kadar Meclis'te günlerce tartışıldı. Komisyonda savunurlarken 'Alman hukukunda var' dediler. Açtık, Alman hukukundaki kısmı okuduk; bir kanun nasıl uygulanmalı diye Alman hukukunda kanun çıkmış ama uygulamacıya yön gösteren katalogları okuduk, tercüme ettik, getirdik. Alman hukuku diyor ki, kişi elinde bir benzin bidonu, bir çakmakla kendini yakmak üzereyken yapılabilecek gözaltıya koruyucu gözaltı denir. Süresi sınırlıdır; derhal ilk psikologların ve hakimin karşısına gidilip, somut ve haklı gerekçeler izah edilir, aksi durumda derhal sonlandırılır. Önleyici gözaltı, elinde bir silahla birlikte suç işlemeye gittiği görülen kişinin, suçu işlediğinde ortaya çıkabilecek toplumsal zarar görüldüğünde, kısa süreliğine hakime derhal izah edilene kadar yapılacak gözaltıdır. Tartışdıldı, kötü ellerde ne olabileceği konuşuldu ve ardından kanun tasarısından çıkarıldı. yasalaşmadı. Yasalaşmayan işte, geçirselerdi süre 48 saatti. Yani birinin suç işleyeceği, NATO Zirvesi'nde protesto gösterisi yapmak neyin suçudur ayrı tartışma, velev ki Türk Ceza Kanunu'nda tanımlı bir suçu işleyeceğine kesine yakın kanaat varsa, bu suçun önlenmesi için yapılacak gözaltıya önleyici gözaltı diyeceğiz ve süre maksimum 48 saat" ifadesini kullandı.
"75 YAŞINDAKİ EMEKLİ ÖĞRETMEN VE AKADEMİSYEN TUTUKLANDI"
Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bundan 10 yıl sonra buradayız, bu kanunun geçtiği değil geçmediği meclisin çatısı altındayız. Beyler gidiyorlar NATO Zirvesi'nden önce pikniğe giden TEMA gönüllülerini, gazetecileri, akademisyenleri, sivil toplum temsilcilerini tutukluyorlar. NATO Zirvesi'nde eylem yapacaklar diyor. 30-40 yıl öncesinde kalmış örgütlerin isimlerini söyleyip, bu örgütlere üyelikle suçluyorlar ve diyorlar ki 'Bunlar gelip burada eylem yapacaklar' diyorlar. Konuşulan iki isim, 75 yaşındaki emekli öğretmen Ayten Yakut'tur. Emine Hanım'ın sıfır atık projesinde yer almış. Bu sıfır atık projesinde yer alması şaşılacak büyük bir şey olarak anlatılıyor. Velev ki AK Parti'nin kadın kollarında görev almış olsun, ne fark eder? Meselenin büyüklüğü bundan çok daha vahimdir.
"CÜMLE ALEM BİLİYOR TUTUKLAMALARIN HAKSIZ OLDUĞUNA İLERİDE HÜKMEDİLECEK"
Diğer tarafta Emel Memiş, eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Alaattin Parmaksız'ın gelini, Mülkiye'de akademisyen. Büyük utanç, hocaya ayıp, öğrencilerine ayıp, aileye ayıp. Yapılan kim olursa olsun, 10 yıl önce önleyici gözaltıyı 'yanlış uygulanır' diye reddeden Meclis'te on yıl sonra bırakın önleyici gözaltıyı, önleyici tutuklama yapıyor. Cümle alem biliyor ki hiçbir suçları yok. Cümle alem biliyor ki Trump gittikten sonra, Ankara boşaldıktan sonra hepsine pardon deyip bırakacaklar. Cümle alem biliyor ki bu tutuklamanın haksız olduğuna ileride hükmedilecek. Haklı olduğuna hükmedilse cümle alem biliyor ki Anayasa Mahkemesi'ne gidildiğinde hak ihlali kararı verilecek, o vermezse AİHM verecek. Bu kadar açık ve net bir hukuksuzluk var ve gürültünün içinde kaynayıp gitmeye çalışılıyor."
"ÖNLEYİCİ TUTUKLAMA MANTIĞI KABUL EDİLEMEZ"
Özel, "Buradan soruyorum, Erdemliler Hareketi diye AK Parti kurulduğunda, 'yasaklarla mücadele edeceğiz' diye AK Parti kurulduğunda onu köpürtenlere soruyorum. Demokrasi diyince, vesayet diyince köşe köşe yazıp, kalıp kalıp maaşları alanlara soruyorum: Ne yapıyorsunuz? Türkiye'de böyle bir önleyici tutuklama mantığı kabul edilemez. Geldiğimiz yerde dünya liderleri gelecek diye bu kadar utanç verici bir işi yapıp, sonra da çıkıp AK Parti'nin sözcüsü konuşuyor. Ne kadar ağır hukuksuzlukların, saldırıların altında olursak olalım, kanunda olmayan işleri yapmalarına asla ve asla müsamaha göstermediğimiz gibi, hak ettiği boyutta itiraz etmek, bu işi yapan utanmazları utandırmak boynumuzun borcudur" ifadesini kullandı.
DENİZ GÖKTAŞ'A DESTEK
Özel, şunları kaydetti:
"Kendi insanından korkan bir rejimiz. Düşünceye, fikre, espriye, şakaya tahammül edemeyen aciz bir haldeki bir rejimin tükeniş dönemini hep beraber yaşıyoruz. Komedyen Deniz Göktaş ülkemizde uzun zaman sonra siyasi mizah yapan, buna cesaret eden genç bir kardeşimiz. Çıkmış bir gösteri yapmış. Ben de üzerine konuşulmaya başlayınca açtım, tamamını izledim. İktidarı da eleştiriyor. Bizi de eleştiriyor. Saraçhane ile ilgili bizim mitinglerle ilgili bir kısımla da dalga geçiyor. Ekrem Başkan'ı eleştiriyor, okuduğu kitaplara dönüp gelip eleştiriyor. Şaka yapıyor. Güzel de reaksiyon alıyor. Hepimiz de güldük. O sırada Erdoğan'ı da eleştiriyor ama 'Ben onun terapistliğine talibim' diyor. 'Ama beni tutmazlar' diyor. 'Aileden para içeride kalsın diye aileden tutarlar' falan diyor. Bu kadar Erdoğan'a.
"SANATA, İFADE ÖZGÜRLÜĞNE TAHAMMÜL EDEMEYEN BİR ANLAYIŞ VAR"
Efendim, Kur'an-ı Kerim'e, inanca bilmem ne, bilmeyene söyleyeyim. Diyor ki, 'Ya 600'lü yıllarda 4'üncü kitaba son kitap' demişler. 'Çok iddialı değil mi?' diyor. Ama sonra da dönüyor diyor ki: 'Ben olsam korkarım. Daha sonra yenisi çıkar'. diyor. Sonra 'Çıkmadı' diyor. Başka da bir şey yok. Bunun üzerinden iktidara yakın kalemler hedef tahtasına aldılar gencecik bir insanı. Sonra gösteri videosunu bir gece içinde engelleyip hakkında soruşturma açtılar. Şimdi efendim yurt dışına kaçtı mı, orada mı, dönecek mi, gelecek mi, alınacak mı? Sanata saygısı olmayan, şakadan, espriden anlamayan, ifade özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayış var karşımızda. Zaman zaman yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa deyince ilgi gösteren gençlere sesleniyorum. Bir yandan da öyle bir şey var ki Tayyip Erdoğan'ı, onun rejimini, onun sertliğini, onun nobranlığını, onun yasaklarını kutsayan ve halen daha onun partisinde işte AK Gençlik. Ya gençlikle bunların bir ilgisi olabilir mi?
"NE OLDU DA MİLLETE EFENDİ, CEBERRUT OLDUNUZ"
Halen daha milleti konsere diye götürüp Tayyip Erdoğan'ı gençlere dayatan, sonra bu işi savunmaya çalışanlara söylüyorum. Ya siz bunu kendinize, kardeşinize, ailenize izah edebiliyor musunuz? Ekrem İmamoğlu'na beş katını söylemiş. Dönmüş Erdoğan'a da iki satır bir şey demiş. İki değil, 20 dese ne olur? 200 satır eleştirse bunu hoş karşılayan siyasetçinin madalyası olur bu. 1968 yılında bu memlekette İnönü'yü, Demirel'i, Türkeş'i güzellik yarışmasında gösteren karikatür yayınlanabiliyor. Bundan 65-70 yıl önce. Ya bu olana kadar Özal'ın Çankaya Köşkü'nün merdivenlerinde kendinle en çok alay eden, en ağır karikatürleri çerçeveletip sergilemişliği var. Her gün merdivenden çıkarken konutuna onlara bakarak çıkıyor. Demirel, Plastip Şov'un yılbaşı eğlencesine katılıyordu. Kendi kuklasıyla konuşuyordu. Neler neler söyleniyordu. Değil ki Erdal İnönü'nün mizaha tahammülünü ya da hakkında başbakanken bu kadar kitap yazılan, hakkında fıkralar üretilen başbakanların o kıymetli tahammülünü. Şimdi ne oluyor? Onlar da milletten oy alıp geliyordu. Siz de milletten oy aldınız, geldiniz. Ne oluyor da bu millete efendi oldunuz, ceberrut oldunuz, cellat oldunuz, başlarına bela oldunuz ya. Böyle bir şey olabilir mi?
"GÜÇLÜ LİDERİN KARİKATÜRDEN DİZİ TİTREMEZ"
Bütün gençlere sesleniyorum. Sanmayın ki böyledir. Sanmayın ki Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan ya da parti genel başkanları böyle bir dokunulmazlığı vardır. Mizah ve eleştiri karşısında kimsenin böyle bir dokunulmazlığı yoktur. Bu öz güvensizliktir. Bunlardan öncekiler bunların 50 katına tahammül ettiler. Tahammül etmeyi bırakın, takdir ettiler. Bir ülkede mizah varsa yönetende özgüven vardır. Bir ülkede eleştiri varsa o hükümette kendine güven vardır. Bugün yaşananlar acziyettir. Bugün yaşananlar bir şakadan korkmaktır. Öyle güçlü lider falan değildir. Güçlü liderin karikatürden dizi titremez. Güçlü liderin şakadan, espriden, fıkradan ödü kopmaz. Güçlü lider bunlarla güçlenir. Bunun için buradan söz veriyorum. Hani diyor ya 30 yıllık yolculuğum var benim Erdoğan'la diyor. Ben Deniz Göktaş'ın Erdoğan'la olan o 30 yıllık yolculuğunu hep birlikte sonlandıracağımıza Deniz kardeşime söz veriyorum."

Özel, partisinin grup toplantısında, iktidarın ekonomi politikalarını da eleştirdi.
"Tam böyle AK Parti’nin geçmişte diyorlardı ya ‘ustalık dönemi’. Tam böyle AK Parti’nin ‘tükeniş dönemi’ne uygun üçüncü bir kısım… Bunlar geldiğinde 3Y ile mücadele için gelmişti. Yasakları, yoksulluğu ve yolsuzluğu ortadan kaldırmak için. Yolsuzlukta geldikleri nokta ortada. Yasakları gençlerle birlikte konuştuk ve bir yandan insanları yoksullaştıran bu kara düzen. Maalesef gelir ve servet adaletsizliği öyle bir boyuta ulaştı ki ülkenin yüzde 80’i Afrika standartlarında, yüzde 20’si ise Lüksemburg standartlarında yaşıyor. Böyle bir ayrılık var. Artık ne orta direk kaldı, ne orta gelir seviyesi kaldı. Eskinin orta direği fakir, eskinin fakirleri derin yoksulluğun pençesindeler. Yüzde 32,6’lık enflasyonla Avrupa’da birinciyiz. Dünyada beşinci sıradayız. Avrupa Birliği’nin enflasyon ortalaması yüzde 3,3. Hani diyorlar ya ‘Enflasyon herkesin başının belası.’ Avrupa Birliği ortalaması yüzde 3,3, Türkiye’ninki yüzde 33; tamam 10 katı. Yani Türkiye’deki hayat pahalılığı hızı Avrupa’dakinin tam 10 katı ve her seferinde bir zam, bir önceki zammın üstüne binerek ilerliyor. ‘Tarımda kendi kendine yeten ülkelerden biri’ diye sayılıyorduk şimdi gıda enflasyonunda yine Avrupa’da birinciyiz, dünyada beşinci sıradayız. Dünyayı düşünün, dünyadaki bütün ülkeleri düşünün.
"EKONOMİDE TARİHİN EN KÖTÜ DÖNEMİNİ YAŞIYORUZ"
Dünyadaki ülkelerin tamamında enflasyonu ve gıda enflasyonu bizden kötü olan dört ülke var sadece. Gerisinde gıda enflasyonda çok daha yüksek durumdayız. Gıda enflasyonumuz yüzde 35. Dünya ortalaması yüzde 2. Türkiye’deki gıda enflasyonu, bütün dünyanın ortalamasının tam 17 katı. Ekonomide tarihin en kötü dönemini yaşıyoruz. Bitmeyen, sonu görünmeyen bir ekonomik krizin içindeyiz ve bunun en yakıcı tarafı, gıda enflasyonu. Çünkü herkesin evladının kursağından geçecek lokmanın, meyvenin ve proteinin, her birisinin hesabı kitabı burada tıkanıyor. Milletin vergileri maaşlara değil, maalesef israfa ve faize harcanıyor. Bu yılın ilk beş ayında toplanan büyük rakamlar söylemeyeceğim, toplanan her 100 liralık verginin 24 lirasını faize ödediler. Bu tutar, bundan 10 yıl önce 100 liralık verginin 11 lirasıydı. O gün de her toplanan verginin yüzde 11’i faize gidiyordu, çoktu. 10 yıl boyunca Erdoğan yönetiyor, 2018’den beri ‘Verin yetkiyi görün etkiyi’ diyerek yönetiyor. ‘Verin yetkiyi, nasıl enflasyonun beli kırılacak’ diye yönetiyor. Her kürsüye çıktığında, 'tek haneli enflasyona nasıl ulaşacağız' diye yönetiyor. Bu dediğini bizim dünya lideri değil, dünyanın lider diyenleri başardı. Dünyadaki 200 ülkenin lideri, ortalama gıda enflasyonu yüzde 2’ye, ortalama enflasyonu yüzde 3.3’e düşürmeyi başardı. Bir tek ‘dünya lideri’ diye yalandan parlattıkları, enflasyonu dünyanın 17 katında tutmayı başardı. Şimdi 10 yıl öncesine göre yüzde 11 olan toplanan vergilerin faize gitme payı, yüzde 24’e, yani 4 lira vergi veriyorsun 1 lirasını sadece faize ödüyorlar. Böyle bir noktaya geldi Türkiye."
"ÇALIŞANDAN ALINAN GELİR VERGİSİ İKİ KAT ARTTI"
Özgür Özel, çalışanlardan alınan gelir vergisine de dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:
"75 bin, 80 bin lira net maaş alan beyaz yakalılar, mühendisler ya da mavi yakalı kıdemli teknisyenler, 75 bin lira maaş alıyor, aldığı 12 maaşın 3 tanesini vergiye veriyor. Şaka gibi. O artan vergi oranları var, Ocak ayında bir maaş, şubatla birlikte martta kesinti başlıyor. Mayıs’ta daha düşük ve Temmuz’da daha düşük derken 12 maaşın 3 tanesini 75 bin lira maaş alan, vergiye veriyor. Bu yüzden bu vergi dilimlerini bilerek güncellemedikleri için, bazı yılların enflasyonun altında, bazı yıllar hiç güncellemedikleri için öyle bir noktaya geldik ki sadece 2 yıl öncesine göre çalışanların ödedikleri gelir vergisi tam iki katı atmış. Maaşların ne kadar arttığını düşünün. Ama ödedikleri vergi tam iki katı artmış. Maaşı yetmeyen çalışan, kredi kartına yükleniyor. Kredi kartında nakit avans çeken yani gidip nakit tanımlanan nakit avans çeken ya da kredi kartının borcunu ödeyemeyen kişi, yıllık bileşik yüzde 94 faiz ödüyor, yüzde 94. Artık borç, borç ile çevrilmeyecek durumda. Parası olan bankaya koyduğunda, banka yüzde 40 veriyor, parası olmayan bankadan borç aldığında bileşik yıllık yüzde 94 ödüyor. Aradaki farka, bu farkın nasıl oluştuğuna ve en çok da şuna bakın. Bu yüzde 94’ün içinde ödenmeyen kredi kartına, ödenen faize yani çıkan faize yüzde 30 vergi ödendiğini unutmayın. Oradan yüzde 30 alıyor. Parası olan ve bankaya para koyuyor, kazandığı faize yüzde 18 ödüyor. Parası olmayan bankaya faiz öderken üstüne yüzde 30 da devlete vergi ödüyor. Hani bu kazandığında alınacak bir şey. Kazanandan almak varken kaybedenden ve tükenenden, intihara sürüklenenden, buhranda olandan alıyorlar. Yüzde 94, ödenemeyen kredi kartının tahsil edilen parasındaki faiz yüzde 94. Nakit avansa uygulanan bileşik faiz yüzde 94. Her gün iğneden ipliğe her şeye zam geliyor. Bir tek maaşlar artmıyor."
"İKTİDAR ASGARİ ÜCRETE ARA ZAMMI ASLA DİLE GETİRMİYOR"
AK Parti iktidarının asgari ücrete ara zammı asla dile getirmediğini hatırlatan Özel, "Seçimden önce biz söylediğimizde enflasyon çift haneli ise yani yüzde 9’dan yüksek, yüzde 10 ve üzerinde enflasyon varsa ‘Yılda dört kez ayarlarız asgari ücreti’ demişti Erdoğan. O günden bugüne enflasyon yüzde 80’i gördü, yüzde 65’i gördü, yüzde 35’leri gördü. Yılda dört değil sadece kanun gereği verilen ve enflasyonun altında kalan zammı verdiler asgari ücretliye. Bugün gelinen noktada asgari ücret verildiği günkü alım gücüyle 24 bin liraya gerilemiş durumda. 28 bin lira ocaktaydı, o 28 bin lirayı bugünkü 28 bin lira ile karşılaştırırsan o günün 24 bin lirası artık. Asgari ücrette beş ayda bu erime yaşandı ve ara zam yapmayı aklının ucundan geçirmeyen, asla ve asla dile getirmeyen bir iktidar var. Oysa hatırlayalım ki bu milletten seçimde oy isterken iki seçim arasında ‘Asgari ücrete yılda dört sefer düzenleme yapacağız’ diyordu" dedi.
Özel, Diyarbakır ve Gaziantep'te sanayici ve iş insanlarıyla birlikte olduğunu anımsatarak, şunları kaydetti:
"Orada asgari ücretle ilgili söyledim. ‘Diyorum ki’ dedim, ‘Alan için çok düşük, veren için çok yüksek.’ Hepsi hak verdi. Burada ne yapacağız? Yani ne yapacağız? Asgari ücretli perişan mı olacak? Kira verirse aç mı kalacak çocukları? Çocuğu doyurursa sokakta mı kalacaklar? Hayır, devlet devletliğini yapacak. Çıkardım, izah ettim, gösterdim, arkadaşlarımızın çalışmalarını söyledim. Bizim asgari ücrette önerimiz şudur… O günkü rakamlarla anlatıyorum. O zaman sevgili Volkan Demir, ekonomist arkadaşlarla çalışmışlardı hep beraber ve açıklamıştık. ‘Asgari ücret 28 bin lira değil 39 bin lira olursa alınan toplamda SGK primlerindeki artış bu kadar. Bunu kasaya almayın. Bunu desteklemeye ayırın. Bir ile beş arası çalışan, beş ile 10 arası çalışan, özellikle tekstil, deri sanayiinde çalışanlar, KOBİ’ler, buralara 10 bin 500 liraya kadar desteklemeler açıklayalım. Yani asgari ücret küçük bir işletmede ya da tekstil gibi, deri sanayii gibi Mısır’ın asgari ücretiyle rekabet etmek zorunda olan alanlarda teşvik mekanizmasıyla… Yoksa sektörel asgari ücretten bahsetmiyoruz ya da bölgesel. Teşvik mekanizmasıyla alan için 39, veren için 29 bin lira olsun’ dedik. Bugün bu hesabı duyan sanayici… O gün de izah etmişti ekonomi komisyonumuzdaki, Ekonomi Masası’ndaki arkadaşlarımız, yeni ismiyle Ekonomi Eşgüdüm Konseyi’ndeki arkadaşlarımız. Bunu duyduklarında hak verdiler, ‘Doğru proje’ dediler. Ama bunu düşünmek gibi bir derdi olmayanlar asgari ücreti arttırmayarak işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar."
"EMEKLİYE BÜYÜMEDEN PAY VERMEYEN ANLAŞIYLA MÜCADELEYE DEVAM"
Özel, emekli maaşlarına ilişkin ise "Emekliye zam yapılacak, kanuna muhtaç kök maaşlardan dolayı. Orada yine grubumuz mücadele verecek ama TÜİK’in maskelenmiş, hem yanlış sepetten hesaplanan hem de yöntemsel olarak yanlış olan, emekliyi milli gelir artışında var görmediği için büyümeden pay vermeyen, bu yüzden bağıl olarak küçülten anlayışla yine Meclis’te hem ilgili komisyonda, hem de Meclis Genel Kurulu’nda mücadele etmeye devam edeceğiz. Ama bütün emeklilere ve bütün emekçilere söylüyoruz ki bu yaşananların tamamı bir zaruret falan değildir. Bu yaşananların hiçbiri küresel bir sorundan kaynaklanmamaktadır. Bu yaşananların her birisi tercih meselesidir. Erdoğan ve arkadaşları parayı bulmakta ve kaynağı kullanmakta, zengini, yandaşı ve özel tercih ettikleri bir grubu; biz ise emekliyi ve emekliyi tercih etmekteyiz. Emeklinin ve emekçinin iktidarı kurulmadan bu işler düzelmeyecektir" diye konuştu.
"BUNUN ADI; HALKIN VERGİ ADI ALTINDA SOYULMASIDIR"
"Vergiden bahsettim. Bu ülkede bir vergi düzeni yok, bu ülkede vergi adı altında halkın soyulması var. Toplanan her 100 liralık verginin yarıdan fazlası ÖTV ve KDV. Net söyleyelim, hep söyleyelim, anlatalım. Bir ülkede dolaylı verginin payı yüzde 65 ise o ülke yoksulu, emekliyi, emekçiyi sömüren, zengini kayıran bir vergi düzeni içindedir. Çünkü vergi kazanandan alınır. Çok kazanandan çok alınır, çok serveti olandan çok alınır. Az olandan daha az alınır, kazanmayandan vergi alınmaz. Vergi kazananın ödeyeceği bir şeydir. Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor; 65 lirası dolaylı, 24 lirası gelir vergisi yani maaşlardan ve diğer gelirlerden, 11 lirası kurumlar vergisi. Yani o çok konuşulan, hakkında çok konuşulan çok kazananlar verginin yüzde 11’ini, geri kalan sizler verginin yüzde 89’unu… Yani 10 liralık verginin dokuz lirasını ya hiç vergi vermemesi ya da çok azını vermesi gerekenler, 10 liralık verginin 1 lirasını gerçekte vermesi gerekenler ödüyor. Dolaylı vergi zengin - fakir ayırmayan vergidir. Dolaylı vergi elektrikten, sudan, telefondan, her türlü tüketimden alınan vergidir. Türkiye’nin en zengin adamı torununa ayakkabı alıyor. Türkiye’nin en fakir insanı torununa ayakkabı alıyor. Aynı vergiyi alıyorlar ikisinden de. Yaktığı elektrikten aynı vergiyi alıyorlar. Çocuğu sütünden, bezinden aynı vergiyi alıyorlar. Dolaylı vergiyi toplamak, bütün herkesten eşit vergi almak, milyarder ile asgari ücretliyi hatta hiçbir geliri olmayanı aynı düzeyde vergi mükellefi görmektir. Bu düzeni, bu haksız kara düzeni tepetaklak etmeden, AK Parti’nin bu kara düzenini bitirmeden Türkiye’de gerçekten kimsenin yüzü gülmeyecek.
"GÜNE BAŞLARKEN ÜÇ, TELEFON ALINCA DÖRT ÇEŞİT VERGİ VAR"
Güne başlarken yataktan kalktı, yüzünü yıkayacak, musluğu açan üç adet vergi ödüyor. KDV, çevre temizlik vergisi, atık su vergisi. Telefon alıyorsun, dört çeşit vergi ödüyorsun. Şarja takıyorsun, üç çeşit vergi ödüyorsun. Otomobil, telefon, tablet, bilgisayarda TRT bandrol ücreti var. Niye? ‘Otomobilde giderken radyoyu açarsan ya TRT’ye denk gelirsen?’ Telefon alıyorsun, telefonda TRT bandrol ücreti var. Ne bileyim, internete girersen, radyodan TRT’yi açarsan ya da TRT televizyonuna bakarsan diye bandrol. Hani televizyon alıyorsun, arkasına bandrolü yapıştırılıyor ya, o bandrolü, artık o görünmeyen bandrolü, gencecik yoksul çocuğun cep telefonuna TRT izleme ihtimaline karşı yapıştırıyorlar. Mutfak tüpünde, tırnak makasında özel tüketim vergisi var. Elmasta, pırlantada yok. Koymaya kalktılar. Biz bunları söyleyince koyulmaya kalkıldı. Geldiler lobi yaptılar, uğraştılar mı uğraştılar tekliften çıkarttırdılar. Binlerce Euro’luk çanta alırken yüzde 10 KDV ödeniyor, bahçeye dökmek ya da kuzinede sobada yakmak için tezek alsan yüzde 20 KDV ödeniyor. Lüks çantaya yüzde 10, tezeğe yüzde 20 KDV ödendiği düzen, AK Parti’nin kara düzenidir. Bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. AK Parti’nin düzenini mutlaka değiştireceğiz.
"AK PARTİ'Yİ GÖNDERMEDEN BU VERGİDEN KURTULAMAZSINIZ"
Biliyorsunuz AK Parti’nin adaletsiz vergi politikalarını anlatan bir site kurmuştuk, adı akp’den.com’du. Birincisi sultancıların, ikincisi butlancıların elinde kaldı. Allah’a şükür akpden.net’i kurduk, dimdik ayakta, akpden.net. Bu, 56 ekran, fazla bir özelliği olmayan normal bir televizyon. Bugünkü fiyatı 50 bin lira. Bunu, 'cebime koydum, sepete ekledim' deyip de basınca, akpden.net devrede. 50 bin lira ama ‘Ya sen bu televizyondan TRT’yi açarsan?’ Yüzde 16 TRT bandrol ücreti 8 bin lira. Bunun üstüne ilave yüzde 6.7, ‘Bu zorunlu bir tüketim değil, özel tüketim vergisi, gözümde lükse giren bir tüketim harcaması, pırlantada sıfır ama televizyon izlemede yüzde 6.7. 3 bin 886. Bu üçünün toplamına bir de gel bakalım yüzde 20 KDV, 12 bin 377 lira. 50 bin liralık televizyon, AK Parti’yi iktidarda tutma bedeli olarak 74 bin 263 lira. AK Parti’yi göndermeden bu vergiden kurtulamazsınız. Herkesin dikkatine, incelemek isteyenler için akpden.net’te" dedi.




















