İstanbul Sanayi Odası ile Türkiye İş Bankası, KOBİ’lerin dijitalleşme, verimlilik ve rekabet gücünü artırmayı hedefleyen “Değer Odaklı Dijitalleşme ve Büyüme Programı”nı hayata geçirdi. Programın tanıtım toplantısına İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, sanayiciler ve basın mensupları katıldı.
Toplantıda KOBİ’lerin dijital dönüşüm süreci, verimlilik artışı, finansmana erişim ve küresel rekabet gücü ele alınırken, İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın enflasyonla mücadele programına ilişkin değerlendirmeleri dikkat çekti.
“ENFLASYONLA MÜCADELE PROGRAMININ BEDELİ YÜKSEK”
Hakan Aran, Türkiye’de uygulanan enflasyonla mücadele programının sanayi, reel sektör ve ekonomi açısından oldukça zorlayıcı sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Programın kolay bir süreç olmadığını vurgulayan Aran, “Gerçekçi olmak gerekirse, enflasyonla mücadele programı bedeli yüksek olan, bu tarz sonuçları doğuran ve tüm sanayinin şikayet etmesine neden olan bir programdır. Hiç kolay değildir” dedi.
Aran’a göre program etrafında eleştirilerin artmasının temel nedeni, enflasyonun düşürülmesi için reel sektörün sancılı bir geçiş sürecine katlanmak zorunda kalması.
Aran, “Programa dair eleştiriler yükselirken ve söylemler sertleşirken, bunun arkasında yatan temel neden; enflasyonun düşürülmesi ve başarıya ulaşıldıktan sonra sürdürülebilir bir büyüme hikayesi yazılabilmesi için çekilmesi, katlanılması gereken sancılı bir dönüşüm sürecinin yaşanıyor olmasıdır” ifadelerini kullandı.

“ÜÇ YIL DOLDU AMA ENFLASYON HÂLÂ YÜZDE 30’LAR SEVİYESİNDE”
Aran, enflasyonla mücadele programının süresinin uzamasının da sanayici üzerindeki baskıyı artırdığını belirtti.
Programın başlangıçta üç yıllık bir hedefle ortaya konulduğunu hatırlatan Aran, bu sürede enflasyonun tek haneye indirilmesinin amaçlandığını ancak gelinen noktada hedefe ulaşılamadığını söyledi.
Aran, “Programın uzamış olması da önemli bir etkendir. Üç yıllık bir programla başlanmıştı. Enflasyonun üç yılda tek haneye gelmesi hedefleniyordu. Ancak bugün üçüncü yıl dolmuş olmasına rağmen enflasyon hâlâ tek haneye değil, yüzde 30’lar seviyesindedir” dedi.
Bu tablonun sanayicide sabır sınırını zorladığını belirten Aran, “Bu durum sanayiciyi, ‘Ben buna daha ne kadar katlanacağım? Başka tedbirler olamaz mı?’ söylemine yöneltiyor” değerlendirmesinde bulundu.
“BİR AN EVVEL SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME DÖNGÜSÜNE GEÇİLMELİ”
İş Bankası Genel Müdürü Aran, enflasyonla mücadele programının hedeflerine ulaşmasının yalnızca fiyat istikrarı açısından değil, reel sektörün yeniden büyüme perspektifi kazanması açısından da kritik olduğunu söyledi.
Aran, “Sonuç olarak, enflasyonla mücadele programının bir an evvel hedeflerine ulaşması ve sürdürülebilir büyüme döngüsüne geçilmesi gerekiyor” dedi.
Program uzadıkça sanayinin yaşadığı sıkıntıların ve bu sıkıntılara ilişkin eleştirilerin artacağını dile getiren Aran, “Bu süreç uzadıkça sıkıntılı alanlardaki sohbetlerimiz ve eleştirilerimiz de artacaktır” ifadelerini kullandı.
Aran, programın hedeflerine ulaşmasıyla birlikte ekonomi yönetimi ile reel sektör arasındaki söylem farklılıklarının azalabileceğini belirterek, “Programın bir an önce hedeflerine ulaşmasıyla birlikte söylemler arasındaki ayrılığın ve farklılığın da azalacağını düşünüyorum. Bana göre, tartışmalarda çoğu zaman söylenmeyen kısım da tam olarak budur” dedi.

KREDİYE ERİŞİM SORUNU KOBİ’LERİ ZORLUYOR
Aran, sıkı para politikası nedeniyle krediye erişimde yaşanan zorluklara da dikkat çekti.
Uzun süredir uygulanan makroihtiyati tedbirlerle kredi genişlemesine önemli kısıtlar getirildiğini belirten Aran, yatırım amaçlı bazı kredilerin bu kısıtlardan muaf olduğunu ancak işletme sermayesi ihtiyacının bu kapsamda değerlendirilmediğini söyledi.
Aran, “Yatırım amaçlı krediler kısıttan muaf ama işletme sermayesi ihtiyacı ile yatırım altındaki her bileşen kısıtlardan muaf değil” dedi.
Bu nedenle KOBİ’lerin ciddi bir finansmana erişim sorunu yaşadığını belirten Aran, mevcut dönemi “KOBİ’lerin ayakta kalma mücadelesi verdiği dönem” olarak tanımladı.
“HAYATTA KALMANIN ÖTESİNİ HEDEFLEYEN BİR PROGRAM”
Aran, İSO ve İş Bankası iş birliğiyle hayata geçirilen programın yalnızca KOBİ’lerin ayakta kalmasına değil, küresel rekabette fark yaratmasına odaklandığını söyledi.
Programın, KOBİ’lerin uluslararası pazarlara açılmasını, gelir modellerini değiştirmesini ve üretim süreçlerinden daha yüksek katma değer elde etmesini hedeflediğini belirten Aran, şöyle konuştu:
“Ciddi bir şekilde krediye erişim sorununun olduğu bu dönemde, KOBİ’lerin hayatta kalma mücadelesi verdiği dönemde, bırakın KOBİ’leri hayatta kalmayı; uluslararası pazarlara açılma, küresel rekabette fark yaratacak kendi gelir modelini getirecek bir programdan bahsediyoruz.”
ÜRETİM HİZMETE DÖNÜŞECEK
Aran, programın en önemli başlıklarından birinin “hizmetleşme” olduğunu söyledi.
İmalat sanayisinin yalnızca fiziksel üretimden ibaret olmadığını belirten Aran, üretici şirketlerin ürünlerini hizmet modelleriyle genişletmesinin giderek daha kritik hale geldiğini vurguladı.
Aran, üretim süreçlerinden elde edilen verinin değere dönüştürülmesi gerektiğini belirterek, “Fiziksel üretimi hizmete dönüştürebilmeyi, üretim süreçlerinden elde edilen veriyi kullanarak veriden değer oluşturmayı da kastediyoruz” dedi.
PİLOT ŞİRKETLERDE YÜZDE 30 VERİMLİLİK ARTIŞI
Programın 3 pilot şirkette test edildiğini belirten Aran, uygulama sonucunda dikkat çekici kazanımlar elde edildiğini söyledi.
Aran’ın verdiği bilgiye göre pilot şirketlerde ekipman verimliliğinde yüzde 30’a varan artış sağlandı. Maliyetlerde ise yüzde 18’e kadar düşüş elde edildi.
Aran, “İddialı bir program. KOBİ’ler bunu uyguladıklarında verimlilik artışının yanına hisse fiyatına, şirket değerine, rekabet gücüne etki edecek kazanımlar ortaya çıkıyor” dedi.
“İSO YATIRIM BANKASI GİBİ DESTEK VERİYOR”
Hakan Aran, program hazırlık sürecinde İSO’nun KOBİ’lere kapsamlı danışmanlık desteği sunduğunu söyledi.
Aran, İSO’nun bu süreçte şirketleri adeta halka arza hazırlayan bir yatırım bankası gibi desteklediğini belirtti.
Danışmanlık sürecinin ardından KOBİ’lerin dönüşüm hikayesinde ihtiyaç duyduğu yatırım bütçesinin uygun maliyetle İş Bankası tarafından karşılanacağını ifade eden Aran, programın imalat sanayindeki üretici şirketleri kapsadığını söyledi.
BAHÇIVAN: SANAYİYE SAHİP ÇIKMAK TÜRKİYE’YE SAHİP ÇIKMAKTIR
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan da toplantıda yaptığı konuşmada sanayinin geleceğinin Türkiye’nin geleceğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.
“Sanayiye sahip çıkmak, Türkiye’ye sahip çıkmaktır” diyen Bahçıvan, bu sözün üretime, emeğe, istihdama, ihracata ve Türkiye’nin bağımsız geleceğine duyulan sorumluluğun ifadesi olduğunu belirtti.
Bahçıvan, dünya ekonomisinin büyük bir dönüşümden geçtiğini, artık yalnızca üretmenin yeterli olmadığını söyledi.
“Artık rekabet edebilmek için yalnızca üretmek değil; daha verimli, daha dijital, daha çevik ve daha yüksek katma değerli üretmek gerekiyor” diyen Bahçıvan, İSO’nun bu dönüşüm ihtiyacını yaklaşık 3 yıl önce öngörerek Stratejik Dönüşüm Merkezi’ni kurduğunu hatırlattı.
KOBİ’LER İÇİN BÜTÜNCÜL DÖNÜŞÜM MODELİ
Bahçıvan, İSO’nun KOBİ’lere rehberlik edecek SDM KOBİ Dönüşüm Programı’nı hazırladığını belirterek, bu programın sanayinin dönüşüm ihtiyaçlarını bütüncül şekilde ele alan yeni nesil bir model olduğunu söyledi.
Program kapsamında Operasyonel Dijital Dönüşüm, Yeşil Dönüşüm, Değer Odaklı Büyüme ve Servisleşme, İnsan Kaynağı ve Yetenek Dönüşümü ile Jeostratejik Gelişmelere Uyum olmak üzere 5 temel dönüşüm alanı belirlendi.
Bahçıvan, İş Bankası ile hayata geçirilen iş birliğini “sanayi ile finansın ötesinde ortak bir vizyonun göstergesi” olarak nitelendirdi.
SANAYİCİ ANKARA’DAN ÇÖZÜM BEKLİYOR
Toplantıda basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Bahçıvan, sanayinin içinde bulunduğu sürecin hassasiyetine dikkat çekti.
Bahçıvan, “Umutla, içinde bulunduğumuz sürecin hassasiyetinin Ankara tarafından anlayışla karşılanmasını ve buna yönelik bir çözüm paketinin hayata geçirilmesini bekliyoruz” dedi.
Aran’ın enflasyonla mücadele programına ilişkin değerlendirmeleriyle birlikte toplantının ana mesajı, sanayinin bir yandan dijital ve yeşil dönüşüme hazırlanırken diğer yandan yüksek finansman maliyetleri, kredi kısıtları ve zayıflayan büyüme koşullarıyla mücadele ettiği yönünde oldu.




















