Hukuk Muhakemeleri Kanununu yazan heyet içinde yer alan Prof. Dr. Muhammet Özekes, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultayı’na ilişkin mutlak butlan kararı ve bu kararla bağlantılı ihtiyati tedbir uygulamasını usul hukuku bakımından değerlendirdi.
“CHP Kurultayı ile ilgili tespit/iptali davası ve tedbir kararı üzerine usulî sorunların değerlendirilmesi” başlıklı yazısında Özekes, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararının yalnızca siyasi değil, aynı zamanda hukuk tekniği bakımından da çok geniş ve ciddi tartışmalar doğurduğunu belirtti.
Özekes, kararın esas ve usul bakımından alışılmış ölçülerin dışında olduğunu ifade ederek, “karar usulden tam yanlış” değerlendirmesinde bulundu.
“ATİPİK BİR KARAR”
Özekes, kararın hem konusu hem de doğurduğu sonuçlar bakımından “atipik” nitelik taşıdığını belirtti.
Kararın, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın mutlak butlan nedeniyle iptalini, bu kurultayda alınan tüm kararların geçersiz sayılmasını, kurultaydan önceki duruma dönülmesini ve Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki parti organlarının görevlerine devam etmesini öngördüğünü hatırlattı.
Kararda ayrıca CHP İstanbul İl Kongresi’nin de mutlak butlan nedeniyle iptal edildiği, il kongresinden önceki yönetimin görevine devam etmesi yönünde hüküm kurulduğu belirtildi.
Özekes, esas hakkındaki bu kararın yanında, ihtiyati tedbir yoluyla Özgür Özel ve kurultayla göreve gelen parti organlarının görevden uzaklaştırıldığını, önceki yönetimin ise karar kesinleşinceye kadar tedbiren göreve iade edildiğini vurguladı.
“SORUN USUL HUKUKU BAKIMINDAN BELLİ, ÇÖZÜM DE BELLİ”
Özekes’e göre tartışmanın temelinde, hukuki kavram ve kurumlarla mı yoksa hukuk dışı yorum ve saiklerle mi çözüm aranacağı sorusu bulunuyor.
Özekes, meseleyi siyasi yönünden bağımsız biçimde usul hukuku çerçevesinde değerlendirdiğini belirterek, kararın yargı yolu, görev, ispat, gerekçe ve tedbir hukuku açısından ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini ifade etti.
Özekes, “Bu kararda bir değil, neredeyse kararı ilgilendiren her usulî konuda açık yanlışlık var” değerlendirmesinde bulundu.
“BU KONU GERÇEKTEN ADLİ YARGININ ALANINA MI GİRİYOR?”
Özekes’in değerlendirmesindeki ilk başlık, mahkemenin görev alanına ilişkin oldu.
Davanın genel kurul kararlarının iptali davası gibi nitelendirildiğini, ancak bunun sıradan bir dernek genel kurulu iptali davası olmadığını belirten Özekes, uyuşmazlığın bir siyasi partinin en yüksek irade organı olan seçimli kurultayına ilişkin olduğunu vurguladı.
Özekes, siyasi partilerle ilgili başta Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu olmak üzere özel düzenlemeler bulunduğunu belirterek, bu özel alanın yok sayılarak meselenin yalnızca dernekler hukuku üzerinden değerlendirilmesini sorunlu buldu.
“YSK KARARLARI KESİN, SEÇİM YARGISININ ÖZEL ÖNCELİĞİ VAR”
Prof. Dr. Özekes, seçimlerin başlamasından bitimine kadar ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde seçim yargısının ve Yüksek Seçim Kurulu’nun özel konumu olduğunu belirtti.
Anayasa’nın 79. maddesine atıf yapan Özekes, seçimlerin yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapıldığını, YSK kararlarının kesin olduğunu ve başka bir merciye başvurulamayacağını hatırlattı.
Özekes’e göre, CHP kurultayına ilişkin süreç seçim yargısının denetiminden geçmiş ve kesinleşmişken, adli yargının bu alanda sonuç doğuracak bir karar vermesi ciddi bir yargı kolu sorunu yaratıyor.
“ADLİ YARGININ KARARI YOK YA DA ETKİSİZ HÜKÜM SAYILABİLİR”
Özekes, eğer bu uyuşmazlığın adli yargının değil seçim yargısının alanına girdiği kabul edilirse, adli yargı tarafından verilen kararın nasıl nitelendirileceği sorusunu da tartıştı.
Bu durumda kararın “yok hüküm” sayılabileceğini, en azından icra edilemeyen “etkisiz hüküm” niteliğinde değerlendirilebileceğini belirten Özekes, yargı yetkisini aşan bir mahkeme kararının hukuki etki doğuramayacağı görüşünü dile getirdi.
Özekes, YSK’nın hukuk mahkemelerinin kararlarının icrası konusunda kendisine Anayasa ve yasalarla verilmiş bir görev bulunmadığı yönündeki tavrına da dikkat çekerek, ortada hukuki olmaktan çok fiili bir durum oluştuğunu savundu.
“KARARIN GEREĞİ İÇİN YSK’YA GÖNDERİLMESİ ÇELİŞKİLİ”
Özekes, mahkemenin bir yandan konuyu adli yargı içinde görürken, diğer yandan tedbir kararının gereği için YSK’ya, il ve ilçe seçim kurullarına gönderilmesine karar vermesini de dikkat çekici buldu.
Ona göre bu durum, konunun doğrudan seçim hukukuyla ilgili olduğunu gösteriyor.
Özekes, “Hem kararın alınması hem de kararın uygulanması bakımından ‘kim ve hangi organ’ sorusu karşımızda durmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
“KESİNLEŞMİŞ SEÇİM SÜRECİ ADLİ YARGI KARARIYLA ANLAMSIZ KILINAMAZ”
Özekes’e göre, seçim yargısının gözetim ve denetimi altında gerçekleşmiş, onaylanmış ve kesinleşmiş süreçlerin adli yargı kararıyla anlamsız ve sonuçsuz hale getirilmesi hukuk güvenliği ve belirlilik ilkeleriyle bağdaşmıyor.
Özekes, bu yaklaşımın benimsenmesi halinde geçmişten geleceğe hiçbir seçimin kesinleştiğinin söylenemeyeceğini, yasama ve yürütmenin meşruiyetinin sürekli tartışmaya açık hale gelebileceğini belirtti.
“TAM İSPAT DA YAKLAŞIK İSPAT DA SAĞLANMAMIŞ”
Özekes’in eleştirilerinden biri de kararın ispat hukuku bakımından taşıdığı sorunlara ilişkin oldu.
Özekes, davada ispat yükünün kurultayın iptalini isteyen davacılarda olduğunu, buna karşılık davalı taraf lehine seçim yargısının denetiminden geçmiş resmi ve kesin süreçlerin bulunduğunu belirtti.
Kararda dayanak yapılan bazı hukuk ve ceza davalarının henüz kesinleşmediğini, hatta bazılarında karar dahi verilmediğini hatırlatan Özekes, bu dosyaların hükme esas alınmasının doğru olmadığını savundu.
Özekes’e göre karar, ne normal davalarda aranan “tam ispat” ölçüsünü ne de ihtiyati tedbirlerde aranan “yaklaşık ispat” şartını karşılıyor.
“ANLAŞILMAKTADIR DİYE BİR İSPAT YÖNTEMİ YOK”
Özekes, karar gerekçesinde devam eden dosyalara atıf yapılarak “anlaşılmaktadır” ifadesinin kullanılmasını da eleştirdi.
Usul hukukunda “anlaşılmaktadır” şeklinde bir ispat yöntemi bulunmadığını belirten Özekes, henüz kesinleşmemiş, hatta bazıları karar aşamasına dahi gelmemiş dosyaların tek başına kurultay sonucunu geçersiz kılacak delil gibi kabul edilemeyeceğini ifade etti.
Özekes, eğer bu dosyaların sonucu mevcut davayı etkileyecekse, mahkemenin bunları “bekletici sorun” yapması gerektiğini belirtti.
“BEKLETİCİ SORUN YAPILMASI GEREKİRDİ”
Özekes, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre özellikle bir ceza davasının sonucu hukuk davasını etkileyecekse, o dosyanın bekletici sorun yapılması gerektiğini hatırlattı.
Buna rağmen CHP kurultayı kararında, henüz sonuçlanmamış dosyaların bekletici sorun yapılmadan hükme esas alındığını belirten Özekes, bunun usul hukuku bakımından ciddi bir eksiklik olduğunu savundu.
Özekes, en basit ticari davalarda ve asliye hukuk dosyalarında dahi uygulanan bu temel yöntemin, bu kadar önemli bir davada uygulanmamasını eleştirdi.
“GEREKÇE ZAYIF, DENETİME ELVERİŞLİ DEĞİL”
Özekes’e göre karar gerekçe yönünden de sorunlu.
Anayasa ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda öngörülen gerekçeli karar hakkının, yalnızca bazı dosyaları sıralamakla yerine getirilemeyeceğini belirten Özekes, kararın somut, açık ve denetime elverişli bir gerekçe içermediğini ifade etti.
Özekes, davacıların delillerinin davalı tarafın delillerine neden üstün tutulduğunun açıklanmadığını, atıf yapılan dosyaların kurultay sonucunu nasıl etkilediğinin gösterilmediğini söyledi.
Bu nedenle kararın “soyut gerekçe”, “görünürde gerekçe” ya da “sözde gerekçe” olarak nitelendirilebilecek bir zayıflık taşıdığını belirtti.
“TEDBİR KARARI ESAS HÜKÜM YERİNE GEÇEMEZ”
Özekes’in değerlendirmesinde ihtiyati tedbir kararı da ayrı bir başlık oluşturdu.
Özekes, geçici hukuki koruma niteliğindeki tedbir kararlarının, davanın esasını çözecek ve esas hükmün sonucunu fiilen doğuracak şekilde kurulamayacağını vurguladı.
Buna karşılık CHP kararında, seçilmiş yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılması ve önceki yönetimin tedbiren göreve iadesiyle, esas hükmün fiilen uygulanmaya başlandığını savundu.
Özekes’e göre bu durum, tedbir hukukunun sınırlarını aşan ve davanın sonucunu peşinen doğuran bir uygulama niteliği taşıyor.
“TEDBİRE KARŞI KANUN YOLU AÇIK”
Özekes, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ilk kez verilen ihtiyati tedbir kararına karşı kanun yolunun açık olduğu görüşünü de dile getirdi.
İlk derece mahkemesinin verdiği tedbir kararının istinaf incelemesinden geçmesi halinde temyiz yolunun kapalı olabileceğini belirten Özekes, ancak ilk kez bölge adliye mahkemesinde verilen tedbir kararının ilk derece kararı gibi değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Bu nedenle Yargıtay’a başvuru imkanının kapatılmasının hak arama özgürlüğünün ihlali anlamına geleceğini ifade etti.
“YSK AÇIK TAVIR ALMALI”
Özekes, yazısında YSK’nın bu konuda net bir hukuki tavır ortaya koyması gerektiğini de vurguladı.
Özekes’e göre YSK, adli yargı kararının seçim hukuku bakımından bir sonuç doğurduğunu düşünüyorsa bunun gereğini açıkça belirtmeli; aksi kanaatteyse, kararın seçim yargısı yönünden etkisiz olduğunu açıklamalı.
Belirsizliğin sürmesinin, özellikle CHP’nin gelecekte seçimlere katılma yeterliliği gibi konularda yeni sorunlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
“SİYASİ SORUN DEĞİL, TEKNİK USUL SORUNU”
Özekes, tartışmanın yalnızca siyasi bir kriz olarak görülmemesi gerektiğini belirtti.
Ona göre CHP kurultayı kararı, teknik anlamda yargı yolu, görev, hüküm sakatlığı, ispat, gerekçe, tedbir ve kanun yolu gibi temel usul hukuku başlıklarında ciddi sorunlar barındırıyor.
Özekes, hukuk dışına çıkıldığında herkes için belirsizlik doğacağını vurgulayarak, çözümün hukuk kavramları, usul ilkeleri ve yargılama kuralları içinde aranması gerektiğini ifade etti.
“HUKUKTAN UZAKLAŞIRSAN HERKES İÇİN HER ŞEY BELİRSİZ HALE GELİR”
Özekes, değerlendirmesinde hukuki belirlilik ve hukuk devleti ilkesine özel önem verdi.
“Hukuktan uzaklaşırsan yolunu şaşırırsın ve herkes için her şey belirsiz hale gelir” ilkesini hatırlatan Özekes, kararın yalnızca CHP açısından değil, Türkiye’de seçimlerin kesinliği, siyasi partilerin iradesi ve yargı organlarının sınırları bakımından da kritik sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
Özekes’in değerlendirmesi, CHP kurultayına ilişkin mutlak butlan kararının siyasi tartışmaların ötesinde, usul hukuku bakımından da uzun süre tartışılacak bir karar olduğunu ortaya koydu.




















