ABD Başkanı Donald Trump, başkentteki Lincoln Anıtı çevresinde yürütülen yenileme çalışmalarını denetlediği sırada basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Gündeminde, Atlas Okyanusu ve Orta Doğu’daki sıcak gelişmelerle birlikte İran ile yaşanan son deniz çatışmaları vardı.
"ORDUMUZ ONLARI DARMADAĞIN ETTİ"
Son askeri temaslara değinen Trump, ABD’nin ateş gücünün İran karşısındaki üstünlüğünü vurguladı. İran’ın donanma kapasitesinin geçmiş operasyonlarla büyük ölçüde yok edildiğini öne süren Trump, Tahran'ın artık "küçük teknelerle" karşılık vermeye çalıştığını savundu:
"Bugün 3 muhbirimizi bölgeden güvenle çıkardık. Personelimiz ve gemilerimiz hiçbir zarar görmedi. Bize ateş açtılar ve anında karşılık verdik. Ordumuz onları darmadağın etti; donanmalarının yerini alan o küçük teknelerin birçoğunu denizin dibine gönderdi. Eskiden 159 teknelik donanmaları vardı, şimdi ise ellerinde hiçbir şey kalmadı."
"NÜKLEER SİLAH İHTİMALİ SIFIR"
Trump, İran politikasının temel eksenini "nükleer silahsızlanma" olarak tanımladı. İran’ın "yolun sonuna geldiğini" savunan ABD Başkanı, "Planım çok basit: İran’ın nükleer silahı olamaz ve olmayacak. Bunu onlar da biliyor ve artık kabul ettiler. Şimdi bir anlaşmaya niyetli olup olmadıklarını göreceğiz," ifadelerini kullandı.
ATEŞKES DEVAM EDİYOR MU?
Bir gazetecinin "Ateşkes hâlâ yürürlükte mi?" sorusuna "Evet" yanıtını veren Trump, barışın pamuk ipliğine bağlı olduğu mesajını verdi. Tehditkâr üslubunu sertleştiren Trump, olası bir topyekûn çatışmaya dair şu çarpıcı betimlemeyi yaptı:
"Ateşkes bittiğinde bunu size haber vermeme gerek kalmayacak; sadece İran’dan yükselen o devasa parıltıya bakmanız yeterli olacak."
"Görüşmeler aslında çok iyi gidiyor. Ancak şunu anlamalılar; bir anlaşma imzalanmazsa başlarına çok büyük bir bela açılacak. Aslında anlaşmayı benden çok onlar istiyor."
"ÇABUCAK İMZALASALAR İYİ OLUR"
Trump, İran üzerindeki ekonomik ve askeri baskının sonuç verdiğini iddia ederek, Tahran yönetiminin bir karar aşamasında olduğunu belirtti. Analistler, Trump'ın "devasa parıltı" ve "büyük bela" ifadelerini, nükleer anlaşma masasında elini güçlendirmek için kullanılan birer baskı unsuru olarak değerlendiriyor.




















