İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında yer aldığı 59’u tutuklu, 414 sanıklı "İBB Davası"nın 56’ncı duruşması, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi Kampüsü’nde bulunan 1 No’lu Duruşma Salonu’nda görülmeye devam ediyor. Duruşmada savunma yapan isimlerden biri de 20 yıldır İBB bünyesinde görev yapan İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Kağan Sürmegöz oldu. Sürmegöz'ün savunmasında öne çıkan vurgu, ihalelerdeki rekabet şartlarının 2019 sonrasında ortaya çıkmadığı ve önceki yönetim dönemlerinde bu şartların çok daha ağır olduğuydu.
Sürmegöz, iddianamede yer alan eylemlerin daha önce idari soruşturma kapsamında incelendiğini, Danıştay’ın ise soruşturma iznini kaldırdığını belirtti.
“20 YILDIR İBB’DE ÇALIŞIYORUM”
Savunmasına özgeçmişini anlatarak başlayan Sürmegöz, 1985 yılında İstanbul Yeşilköy’de doğduğunu, 2005 yılında İstanbul Metropoliten Planlama Merkezi’nde staj yaparak İBB ile tanıştığını söyledi.
2006 yılında Kentsel Tasarım Müdürlüğü’nde göreve başladığını belirten Sürmegöz, Mimar Sinan Üniversitesi’nde yüksek lisans yaparak yüksek mimar unvanı aldığını anlattı.
2013’te şef, 2015’te Kentsel Tasarım Değerlendirme Komisyonu Başkanı, 2016’da ise merhum Kadir Topbaş döneminde kurulan Reklam Yönetimi Müdürlüğü’ne kurucu müdür olarak atandığını ifade eden Sürmegöz, “Bu görevler, mesleki birikimim ve kurumsal tecrübem dikkate alınarak tarafıma tevdi edildi” dedi.
“REKLAM GELİRLERİNİ 27 MİLYONDAN 1,6 MİLYAR LİRAYA ÇIKARDIK”
Sürmegöz, 2016 yılında Reklam Yönetimi Müdürlüğü’ne atandığında, İBB iştiraklerinde dağınık şekilde yürütülen reklam alanlarını idari koordinasyon altında topladıklarını söyledi.
İETT, İSPARK ve Metro A.Ş. gibi iştiraklerin kendi iştigal alanları dışına çıkarak reklam ihaleleri yaptığını belirten Sürmegöz, bu yapıyı kurumsal bir sisteme taşıdıklarını ifade etti.
Sürmegöz, “2016 yılında yaklaşık 27 milyon lira olan reklam gelirini, 2017’de 40 milyon liraya, 2019’da 95 milyon liraya çıkardık. 2025 yılını ise 1 milyar 668 milyon lira reklam geliriyle kapattık. 2026 hedefimiz 3 milyar lirayı geçmek” diye konuştu.
“İMAMOĞLU, HEPİNİZİN TECRÜBESİNE TALİBİM DEDİ”
Kağan Sürmegöz, 2019 yerel seçimlerinin ardından Ekrem İmamoğlu ile ilk kez mazbata sürecindeki kısa başkanlık döneminde tanıştığını söyledi.
Seçimlerin yenilenmesinin ardından İmamoğlu’nun tüm daire başkanları ve müdürlerle toplantı yaptığını anlatan Sürmegöz, o toplantıya giderken görevden alınacaklarını düşündüklerini ifade etti.
Sürmegöz, İmamoğlu’nun kendilerine, “Bugüne kadar kıymetli emekler verdiniz. Bundan sonra hepinizin tecrübesine talibim, hepinizle devam etmek istiyorum” dediğini aktardı.
Sürmegöz, “Bize siyasi değil, kurumsal tecrübemizle bakıldı. Ben de görevime devam ettim” ifadelerini kullandı.
“BAĞLI OLDUĞUMUZ TEK YER İBB’DİR”
Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı’na 2022’de önce vekaleten, ardından asaleten atandığını belirten Sürmegöz, bu görevin de 16 yıllık kurumsal tecrübesi dikkate alınarak verildiğini söyledi.
Görev süresi boyunca yalnızca kamu yararı için çalıştığını savunan Sürmegöz, “Hakkımda örgüt isnadıyla bağdaştırılabilecek hiçbir talimat süreci, gizli iletişim ya da kişisel menfaat söz konusu değildir. Kapalı bir yapı asla olmamıştır. Bizim bağlı bulunduğumuz tek yer İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir” dedi.
“DANIŞTAY BİZİ HAKLI BULDU”
Sürmegöz, iddianamedeki eylemlerin daha önce mülkiye müfettişi tarafından kendisine sorulduğunu belirterek, aynı konular nedeniyle Ekrem İmamoğlu ile birlikte haklarında soruşturma izni verildiğini anlattı.
Bu karara karşı Danıştay’a başvurduklarını söyleyen Sürmegöz, Danıştay’ın ayrıntılı inceleme sonunda soruşturma iznini kaldırdığını ifade etti.
Sürmegöz, “İddianamede doğrudan yer verilen eylemler Danıştay tarafından değerlendirildi ve tarafımız haklı bulundu. Bu karar, bugün hakkımda yöneltilen suçlamaların asılsızlığını ortaya koymaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
“RÜŞVETTEN DEĞİL, ÖRGÜT ÜYELİĞİNDEN TUTUKLANDIM”
19 Mart operasyonunda gözaltına alındığını, dört günlük gözaltı sürecinin ardından Sulh Ceza Hakimliği tarafından serbest bırakıldığını anlatan Sürmegöz, savcılığın itirazı üzerine dört gün sonra yeniden gözaltına alındığını söyledi.
Rüşvet ve örgüt üyeliği suçlamasıyla mahkemeye çıkarıldığını belirten Sürmegöz, “Rüşvet suçlaması kapsamında herhangi bir somut bilgi veya belgeye rastlanmadığı, anormal mal varlığı artışı ya da mali menfaat bulunmadığı gerekçesiyle rüşvetten tutuklanmadım. Ancak örgüt üyeliği nedeniyle tutuklandım. Yaklaşık 15 ayı doldurmak üzereyiz” dedi.
“İHALE YETERLİLİKLERİ 2019’DAN SONRA UYDURULMADI”
Sürmegöz, savunmasının önemli bir bölümünü reklam ihalelerine ilişkin suçlamalara ayırdı.
İddianamede, ihalelerdeki mali ve teknik yeterlilik kriterlerinin rekabeti daralttığının öne sürüldüğünü belirten Sürmegöz, bu kriterlerin 2019’dan sonra getirilmediğini söyledi.
2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 16’ncı maddesinin idareye isteklilerden mali ve teknik yeterlilik arama yetkisi verdiğini belirten Sürmegöz, “Belediyemizin uzun yıllardır yaptığı tüm reklam ihalelerinde benzer yeterlilikler aranmıştır. Bu kriterleri biz 2019 sonrasında ortaya çıkarmadık” dedi.
“ESKİ DÖNEM İHALELERİNDE DAHA YÜKSEK ŞARTLAR VARDI”
Sürmegöz, 2011’den itibaren yapılan reklam ihalelerini örnek göstererek, geçmiş dönem ihalelerinde de yüksek yeterlilik şartları arandığını anlattı.
2011 billboard ihalesinde 20 milyon lira ciro şartı arandığını, bunun o günün kuruyla 11 milyon dolara denk geldiğini belirten Sürmegöz, 2013 LED ekran ihalesinde 15 milyon liralık yeterlilik, 2018 otobüs durakları reklam ihalesinde ise 13 milyon doların üzerinde ciro şartı bulunduğunu söyledi.
Sürmegöz, “Bize suçlama konusu yapılan yeni dönem ihalelerinde istenen şartlar, geçmiş dönemlerde aranan şartlardan farklı değildir. Hatta rakamsal olarak geçmiş dönemlerdeki şartların daha yüksek olduğu görülmektedir” ifadelerini kullandı.
“73 FİRMANIN YETERLİLİĞİ VARDI, REKABET NASIL ENGELLENDİ?”
İddianamede, İstanbul Ticaret Odası verilerine göre reklam unvanı bulunan 25 bine yakın firma olduğu ancak yalnızca 73 firmanın ihaleye katılım yeterliliğine sahip olduğu gerekçesiyle rekabetin sınırlandığının ileri sürüldüğünü belirten Sürmegöz, bu yaklaşımı gerçekçi bulmadığını söyledi.
Sürmegöz, “Unvanında reklam geçen her firma bu işi yapabilir anlamına gelmez. Bizim ihalelerimiz milyarlarca liralık kira ve yatırım yükümlülüğü içeriyor. Türkiye’de herhangi bir reklam ihalesine beşten fazla firmanın girdiği çok nadirdir. 73 firma bu alanda yüksek bir sayıdır” dedi.
“YETERLİLİK ŞARTLARI OPERASYONEL GÜVENCE İÇİN İSTENDİ”
Kent mobilyası üretimi, dijital baskı, matbaa, reklam ve dijital yayıncılık gibi faaliyet kollarının istenmesinin eleştirildiğini belirten Sürmegöz, bu alanların ihale konusu işin doğrudan parçası olduğunu söyledi.
Sürmegöz, “Kent mobilyası üretimi, işin yatırım tarafını oluşturur. Dijital baskı ve matbaa, uygulanan afişlerin ana konusudur. Reklam ve dijital yayıncılık ise işin asli unsurudur. Bunları istemesek asıl o zaman sorun olurdu” diye konuştu.
“KİMSE İHALEYE GİREMİYORUM DİYE ŞİKÂYET ETMEDİ”
İhalelerin Resmi Gazete’de, ulusal gazetelerde ve internet ortamında ilan edildiğini belirten Sürmegöz, süreçlerin kamuya açık ve denetlenebilir olduğunu söyledi.
Bugüne kadar hiçbir firmanın şartnameler nedeniyle ihaleye katılamadığına ilişkin başvuru yapmadığını savunan Sürmegöz, “Encümene gelip ‘Bu yeterlilik şartları nedeniyle ihaleye katılamadık’ diyen olmadı. Dava açan olmadı. Şikâyet eden olmadı. Suç duyurusu yok” dedi.
Bazı tanıkların “İBB, Medya A.Ş. ya da Kültür A.Ş. ihalelerine davet edilmedik” yönündeki beyanlarına da yanıt veren Sürmegöz, bu beyanların işin ölçeğiyle uyumlu olmadığını söyledi.
Sürmegöz, “Dört-beş duvar reklamı işleten bir firmanın ‘Büyük ölçekli reklam işletme ihalesine davet edilmedim’ demesi, orta ölçekli bir inşaat firmasının havalimanı projesine davet edilmediğini söylemesi kadar abestir. Özetle biz kimseyi engellemedik” ifadelerini kullandı.
“ALT İŞLETMECİLİK DEVİR DEĞİLDİR”
İddianamede, Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.’nin kazandığı ihaleleri daha sonra alt yüklenicilere vermesinin de eleştirildiğini belirten Sürmegöz, bunun ihale devri anlamına gelmediğini söyledi.
Sayıştay’ın da yıllardır bu konuyu sorduğunu, yapılan açıklamalarla bunun devir değil alt işletmecilik olduğunun ortaya konulduğunu belirten Sürmegöz, “Devir olsaydı eleştiri haklı olurdu. Ancak burada şirketler işi ister kendileri yapar ister alt taşeron firmalarla yükümlülüklerini yerine getirir” dedi.
Sürmegöz, iştirak şirketlerinin yalnızca “alt yükleniciyle çalışmak için muvafakat” talep ettiğini belirterek, işin sorumluluğunun alt yüklenicide değil, sözleşmeyi imzalayan ana firmada olduğunu ifade etti.
“MUHAMMEN BEDELİ BEN DEĞİL, KIYMET TAKDİR KOMİSYONU BELİRLER”
Nitelikli dolandırıcılık suçlamasının temelinde muhammen bedelin düşük belirlendiği iddiasının bulunduğunu söyleyen Sürmegöz, ihale sürecindeki iş akışını anlattı.
Önce şartnamelerin hazırlandığını, ardından dosyanın Başkanlık Kıymet Takdir Komisyonu’na gönderildiğini belirten Sürmegöz, “Muhammen bedeli belirleyen komisyonlardır. Raportör, şef, müdür yardımcısı, müdür, daire başkanı ve genel sekreter yardımcısı imzalarından sonra dosya encümene gelir. Encümen ihaleye çıkılıp çıkılmamasına karar verir” dedi.
Sürmegöz, Danıştay kararlarının da belediyelere tahmini bedel belirleme yetkisi verdiğini belirterek, “Danıştay, belediyenin kira bedeli için tahmini bedel belirlemesinde yasal engel olmadığını açıkça ortaya koydu. Buna rağmen buradan kamu zararı çıkarılıyor” ifadelerini kullandı.
“ELİMİZ CEBİMİZDE FİYAT BELİRLEMEDİK”
Geçmiş yıllarda muhammen bedel tespitlerinin matbu belgelerle yapıldığını, kendi dönemlerinde ise çok daha kapsamlı çalışmalar yürütüldüğünü belirten Sürmegöz, reklam alanları için İstanbul genelinde değer haritası oluşturduklarını anlattı.
BİMTAŞ ile 2018’de başlayan ve 2020’de tamamlanan kapsamlı bir çalışma yaptıklarını söyleyen Sürmegöz, otobüs durakları, billboardlar, megalightlar, ATM yan yüzeyleri, çiçek büfeleri, üst geçitler, LED ekranlar, araç içi ekranlar ve tramvay giydirmeleri gibi reklam mecralarının tek tek standartlaştırıldığını belirtti.
Sürmegöz, “Tüm reklam ürünlerinin ölçülerini, malzemelerini, reklam yüzeylerini ve yer seçim kriterlerini belirledik. Billboardun kaldırıma mesafesinden iki ürün arasındaki mesafeye, parklardaki metrekare sınırından metro istasyonlarındaki yerleşime kadar her şeyi teknik olarak çalıştık” dedi.
Değer haritası üzerinden kira ve ecrimisil kıymet takdirlerinin yapıldığını ifade eden Sürmegöz, “Her ana artere bir değer skoru ürettik. Bir reklam alanına ya da işgal tespitine dokunduğumuzda karşımıza birim fiyatı gelir. Bilirkişilerin dediği gibi elimiz cebimizde ‘buranın fiyatı budur’ demedik” diye konuştu.
“RÜŞVET İDDİALARINDA TEK BİR MALİ VERİ YOK”
Sürmegöz, hakkındaki rüşvet ve suç gelirlerinin aklanması suçlamalarını da reddetti.
Yapılan finansal incelemelerde olağan dışı mal varlığı artışı, şüpheli para transferi ya da şahsına sağlanmış bir menfaat bulunmadığını söyleyen Sürmegöz, “Ticari yapılarla beni ilişkilendirecek hiçbir finansal veri yok. Suç gelirlerinin aklanması yönünden şahsıma aktarılan ya da lehime sürülen hiçbir gelir bulunmamaktadır” dedi.
İddianamede mal varlığına ilişkin hata yapıldığını da belirten Sürmegöz, Silivri’deki iki taşınmazının edinim tarihlerinin yanlış yazıldığını söyledi.
Sürmegöz, “Üzerimde iki tapu görünüyor. Bunların tesis tarihine 2022 yazılmış. Oysa Silivri’deki taşınmazlardan birini 2017’de, diğerini 2020’de krediyle aldım. Kredileri hâlâ devam ediyor” diye konuştu.
KAĞAN SÜRMEGÖZ'ÜN SAVUNMASININ TAMAMI ŞÖYLE;
KAĞAN SÜRMEGÖZ (İBB EMLAK YÖNETİMİ DAİRESİ BAŞKANI) SAVUNMASI (TEK PARÇA) – 24 HAZİRAN 2026
Sayın Başkan, değerli üyeler; saygılarımı sunuyorum öncelikle. Savunmamda önce kısaca kendimi tanıtacağım, daha sonra iddianamedeki hususlara karşı genel bir değerlendirme yapacağım. Sonrasında da eylemlere yönelik olarak detaylı savunmamı arz ettikten sonra sonuç kısmı ile neticelendireceğim. Kısaca kendimi tanıtayım. 1985 yılında İstanbul Yeşilköy'de doğdum. Aslen Konyalıyım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilk tanışmam, henüz üniversitedeyken 2005 yılında belediyemize bağlı İstanbul Metropoliten Planlama Merkezi'nde staj yaparak oldu. O dönem mimarlık ve şehir planlama öğrencilerinden oluşan uluslararası bir çalışma grubu oluşturulup, Karaköy Perşembe Pazarı'ndan günümüzdeki Galataport olarak bildiğimiz alana kadarki kıyı şeridinin kentsel tasarım projelerinin hazırlanması sürecinde kısa bir staj dönemim olmuştu.
2006 yılında üniversiteden, mimarlıktan mezun olduktan sonra, yine aynı yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nde vekil memur olarak işe başladık. Bu süreç içerisinde de Mimar Sinan Üniversitesi Şehir Bölge Planlama Bölümü'nde yüksek lisans yaparak yüksek mimar unvanını kazandım. Belediyemizdeki sürecim nasıl oldu? 2006 yılında başladığım memuriyetime, 2013 yılında şef oldum. 2015 yılında Kentsel Tasarım Değerlendirme Komisyonu Başkanı oldum. 2016 yılında da merhum Kadir Topbaş Başkanımızın döneminde meclis kararıyla kurulan Reklam Yönetimi Müdürlüğü'ne müdür olarak, kurucu müdür olarak atandım. Bu görevler hep mesleki birikimim ve kurumsal tecrübem dikkate alınarak tarafıma tevdi edilmişti. Klasör içerisindeki ilk başlıklı dosya açabilir misiniz?
Şimdi, 2016 yılında göreve başladığım dönemde belediyemiz iştirak şirketlerinde dağınık şekilde yürütülen reklam alanlarını idari koordinasyon altında topladık. Örnek olarak İETT, İSPARK, Metro A.Ş. gibi iştirak şirketlerimiz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden bağımsız olarak kendi alanlarına reklam ihalesi yapmak ve gelir elde etmek suretiyle kendi iştigal alanlarının dışına çıkmışlardı. Yaptığımız düzenlemeler ile iştirak şirketlerinin kendi uzmanlık alanlarına yönelmesini sağlamış ve reklam gelirlerimizi kurumsal bir yapıya taşıyarak önemli ölçüde artırdık. Belediye bütçemizdeki durumu da şimdi size, okunuyor mu bilmiyorum ama biraz bulanık herhalde. Biraz yaklaşabilirseniz. 2016 yılında göreve başladığımızda yaklaşık 27.000.000 olan reklam gelirimizi, 2017 yılında 40.000.000'a taşıdık ve 2019 yılında da 95.000.000'a taşıdık. Daha sonra ilerleyen süreçlerde, 2026 yılında da 2025 yılını 1.668.000.000 ile kapattık. 2026 hedefimiz de 3.000.000.000'ları geçecek diye umut ediyoruz.
Sayın Başkan, bu süreçten sonra 2019 yılında 31 Mart seçimleri gerçekleşti ve Sayın Ekrem İmamoğlu mazbata sürecinden sonra yaklaşık 17 günlük bir başkanlık süreci olmuştu. İlk tanışmamız da o kısa süreç içerisinde oldu. O tarihte bütün ana arterlerde "Teşekkürler İstanbul" afişleri asılıydı. Sayın Başkan o zaman genel sekreter yardımcımızı, daire başkanımızı ve müdür olarak beni çağırmıştı. "Yakında artık Anneler Günü, 19 Mayıs vesaire var, bunlarla ilgili iletişim çalışması yapacağız. Bunları artık kaldırın vesaire" diye bize bir talimat vermişti. Fakat daha sonra mazbata süreci iptal edildi ve yani o süreç gerçekleşmedi. İlk tanışmamız buydu. Daha sonra seçimler yenilendi ve Sayın Başkan tekrar Belediye Başkanı olarak seçildi. O süreçten sonra biz de Genel Sekreter Yardımcımızın yanına gittik. Dedik, "Bu süreçten sonra ne olacak?" Genel Sekreterimiz ve Genel Sekreter Yardımcımız o gün istifa ettiler. Bize de "İşte hani sizlerin devam etmesini istiyoruz. Çünkü bizler siyaseten geldik, sizler kendi tecrübenizle geldiniz bugünlere. Hani sizin siyasi bir süreciniz yok, kendi kurumsal hafızanızla, tecrübenizle, liyakatinizle geldiniz. Sizlerin devam etmesini istiyoruz" dedi. “Tabii Sayın Başkan takdir ederse, devam ederseniz, etmezse de yapacak bir şey yok” dedi ve onlarla o süreçte ayrıldık.
Bu süreçten yaklaşık 1 hafta sonra Sayın Ekrem İmamoğlu tüm daire başkanları ve müdürleri o zaman Yenikapı'daki Kültür Merkezi'nde bir toplantıya çağırdı. Tabii biz de o süreçte giderken de herhalde dedik bize teşekkür edecek, istifamızı isteyecek vesaire diye bu süreçleri yürütecek dedik. Fakat Sayın Ekrem İmamoğlu dedi ki: "Bugüne kadar kıymetli emekler verdiniz. Bundan sonra hepinizin tecrübesine talibim, hepinizle devam etmek istiyorum" dedi. "Tabii bir deneme süreci olacak" dedi. "Ondan sonra bakacağız ama hepiniz bugünlere güzel çalışmalarla geldiniz. Daha güzellerini üretebilmek amacıyla birlikte bir yola çıkacağız. Hepinizin tecrübesi kıymetli, süreci sizlerle yürütmek istiyorum" dedi. Akabinde tabii aramızdan ayrılan arkadaşlarımız da oldu. İşte bakanlıklara, ilçe belediyelerine giden, işte farklı devletimizin kurumlarına geçen arkadaşlarımız da oldu istifa eden. Benim de o süreçte 1.5 yaşında bir oğlum vardı. 2 ay sonra da ikinci çocuğumuz dünyaya gelecekti. Hani farklı bir düşünce içerisinde de olmadık. Özel sektöre vesaire de geçmedik, çünkü kurumda 14 yıldır çalışıyordum o süreçte. Sayın Ekrem İmamoğlu da hani bizi denemek istediğini, çalışmak istediğini dile getirince biz de tekrar var gücümüzle işlerimizi devam ettirmeye çalıştık.
Tabii bu süreçte şirket genel müdürlükleri değişti. Medya A.Ş.'ye İpek Elif Atayman Hanım geldi. Kültür A.Ş.'ye Serdal Bey geldi. Tanıştık, onlar da çok kıymetli insanlardı. Daha önceden imzaladığımız sözleşmelerdeki yükümlülükleri onlara anlattık, istişarelerimizi yürüttük. Yani çalışmalarımız devam etti. Eski dönemde ne yaptıysak, yeni dönemde de gelir getirici süreçlerimizin tamamını idame ettirdik. Ardından 2022 yılının Nisan ayıydı. Emlak Daire Başkanlığı makamı boşaldı ve daire başkanlığı içerisindeki 16 yıllık tecrübem dikkate alınarak vekaleten atamam gerçekleşti. Yaklaşık 6 ay sonra da asaleten atandım. Tutuklanana kadar da bu görevde devam ediyordum. Yani Sayın Başkanın belediyeye gelişi, ondan sonraki süreçler, benim daire başkanı olma sürecim kendi çerçevemde bu şekilde devam etti Başkanım.
Ve tabii belediyemizdeki bir de tevafuk oldu. Ben tam bugün başlamıştım 20 yıl önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne. Tam da bugün de karşınıza çıktım. Farklı dönemlerde, farklı yönetimler altında de çalıştık. Merhum Kadir Topbaş, Sayın Mevlüt Uysal, Sayın Ekrem İmamoğlu. Verilen görevleri layığıyla ifa etmeye çalıştım. Tabii bu daire başkanlığı görevi de geçmişteki tecrübem dikkate alınarak tevdi edildi ve bu süreçte de belediyemizin emlak ve reklam gelirlerinde önemli ölçüde arttırarak görevimize layık olmaya çalıştım. Dolayısıyla görev sürem boyunca sadece vatanımın ve milletimin menfaatine çalıştım. Hakkımda böyle örgüt isnadıyla bağdaştıracak hiçbir şekilde bir talimat süreci, gizli bir iletişim ya da kişisel menfaat asla söz konusu olmamıştır. Yani kapalı bir yapı asla olmamıştır. Bizim bağlı bulunduğumuz tek yer İstanbul Büyükşehir Belediyesi'dir Başkanım.
Şimdi dava konusundaki eylemlere gelecek olursak, bu iddialar daha önce kurulunuzca görevlendirilen ve iddianamede de ek olarak sunulan tevdi raporunu hazırlayan aynı mülkiye müfettişi bu soruları daha önceden tarafımıza yöneltmişti. Yani 2021 yılının sonuydu, 2022 yılına geçtiğimizde bu süreci kendisiyle, mülkiye müfettişi beyefendiyle yürüttük. Tabii birçok sorular sordu, akabinde de tarafımıza sıralı amirlerle beraber, Sayın Ekrem İmamoğlu ile beraber soruşturma izni verilmesine karar verdi. Biz de bu süreci tabii Danıştay'a karşı dava açarak kendimizi anlatmaya çalıştık. Şimdi iddianamede doğrudan yer verilen eylemler ve benzer hususlara karşı Danıştay'da etraflıca bir değerlendirme yaptı ve tarafımızı haklı görerek de bu soruşturma iznini kaldırdı. Dolayısıyla iddianamede bulunan ve üzerime atfedilen bu suçlamaların asılsızlığını da yani tüm iddianameyi okuduğunuz zaman bizim eylem 61'den itibaren 118'e kadar gelin Başkanım ve 7 sayfalık o Danıştay kararını okuyun, zaten tüm cevapları aslında bulacaksınızdır. Bizim için çok kıymetli bir karardı. Aslında özetini de orada alabilirsiniz, size de ek olarak sunduk.
Bu sürecin ardından daha önce idari soruşturma kapsamında değerlendirilmiş, tarafımca ayrıntılı şekilde de cevaplanmış ve sonucunda da haklı çıktığımız konularla ilgili olarak 19 Mart'ta gözaltına alındık. 4 günlük gözaltı sürecince ilgili mercilere de kapsamlı şekilde cevaplarımı verdim. Savcılık sorgusunun ardından Sulh Ceza Hakimliğine çıkartıldık. Aynı beyanlarımı orada da tekrar ettim ve serbest bırakıldım. Ancak verilen karara savcılık makamınca itiraz edilmesiyle birlikte 4 gün sonra gözaltına alındık. Rüşvet ve örgüt üyeliği suçlamasıyla Asliye Ceza Mahkemesine çıkartıldık bu sefer. Serbest bırakılmama ilişkin itirazı değerlendirdi ve rüşvet suçlaması kapsamında herhangi bir somut bilgi veya belgeye rastlanılmaması, anormal bir mal varlığı artışı ya da herhangi bir mali menfaat bulunmaması sebebiyle rüşvetten tutuksuz yargılanmama, ancak örgüt üyeliği nedeniyle tutuklanmama karar verildi. Dolayısıyla yaklaşık 15. ayı da dolduracağız yakında, 16 aydır ailemizden uzak bir şekilde tutuklu bulunuyoruz.
Şimdi Başkanım, bizim eylemlerimiz aslında içerik itibarıyla farklı ve bağımsız fiillerden ziyade benzer nitelikteki idari işlemlerden sorguların sorulduğu uygulamalara ilişkin. Dolayısıyla bunu bir genel savunma olarak değerlendirip tüm eylemlere cevaben mesnet tutmanızı rica ediyorum sizden. Şimdi birincisi; ihaleye fesat karıştırma. Bu da her eylemde tarafımıza isnat ediliyor. Şimdi bunların içeriklerine cevap vereceğim. İddianamede deniyor ki Sayın Başkanım; aranan mali ve teknik yeterlilik kriterlerinin sınırlandırıldığı, bu nedenle de rekabetin daraltıldığı yönündeki değerlendirmeler yer almakta. Şimdi, bizim ihalelerimizin yapıldığı kanunumuz, Başkanım, 2886 sayılı Kanun'dur. Bunun 16. maddesinde de ihalelerin en elverişli koşullarda sonuçlanmasını sağlamak amacıyla isteklilerden belirli mali ve teknik kriterler aranabilir, nitelikler aranabilir diyor. Bu kapsamda da yani belediyemizin yaptığı uzun yıllardır tüm ihalelerde bu nitelikler aranmaktadır. Aynı zamanda bizim yaptığımız ihaleler bir başka ihalelere de benzemez; yatırım maliyetleri çok yüksektir ve İstanbul'un genelini kapsamaktadır. İşi üstlenecek firmaların operasyonel kabiliyeti çok elzemdir. Bu kapsamda hani firmaların geçmiş deneyimi, mali gücü, iş hacmi bütün bu ölçütlerle ilişkilidir.
Yani belediyemiz ödenen kira bedelleri Sayın Başkanım, milyarlarca lirayı bulmaktadır. Keza yanında bir de yatırım süreci vardır. Kira artı yatırım, yani çok büyük bedellerdir. Bu yeterlilikleri istememiz gayet de normaldir. Aynı zamanda iddianamede de belirtiliyor aslında, İTO verilerine göre de yani İstanbul Ticaret Odası verilerine göre de birçok firmada bu ihalelere katılmaya haiz olduğunu da aslında görüyoruz. Tabii NACE kodlarına bakmışlar İstanbul Ticaret Odası. Diyor ki yani bir firmanın unvanındaki reklam unvanı varsa şayet, İstanbul'da 25.000'e yakın firma varmış. Bunlar katılamamış, sadece 73 firma bizim yaptığımız, açıkladığımız, ilan ettiğimiz ihalenin yeterliliklerine haizmiş. Dolayısıyla katılım sınırlandırılmış denmiş. Yani bizim kaç firmanın katılımı söz konusu olsa bu eleştiri tarafımıza yapılmazdı? Yani 173 mü olsa, 1073 mü olsa, 10.073 mü olsa? Yani yıllardır bu sürecin de içerisindeyiz. Hani ben tamam, 2006 yılında girdim. Hani o süreçte, o süreçten itibaren de az çok Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nde de çalışmam itibarıyla biliyoruz.
Yani bir reklam ihalesine Türkiye'nin herhangi bir yerinde 5'ten fazla firma da girmemiştir. Yani şöyle de yapabilirsiniz bir tereddüt yaşıyorsanız bu firmalarla ilgili, hani kaç firma bu işte iştigal alanında diye: Yani tüm büyükşehir belediyelerine bir yazı yazın, diğer il belediyelerine de yazın. Deyin ki hani, "Siz reklam ihalesi yaptıysanız hangi firmayla çalışıyorsunuz, bir liste oluşturalım." Bakalım kaç firma varmış? Yani İstanbul'daki 25.000 firmanın unvanında reklam var diye bu işi kısıtladığımız iddia edilemez ki 73 firma da bence yüksek bir firmadır. Kaldı ki bizim ihalelerimiz sadece İstanbul'da kapsamaz, tüm Türkiye'yi kapsar. Yapılan araştırma sadece İstanbul'da çalışan firmalara yöneliktir. Ayrıca uluslararası ilanlarımız da vardır. 2010'lu yıllarda uluslararası firmalarla çalışmışlığımız da vardır. Yani yabancı şirketlerin de yaptığımız ihalelere çok da fazla ilgisi olduğunu da söyleyebilirim daha önceden çalıştığımız için.
Ayrıca önemle belirtmek istiyorum ki bu ihalelerdeki yeterlik şartlarını biz 2019 yılı sonrasında ortaya çıkartmış değiliz Başkanım. Belediyemizin hani ben 2011 yılından itibaren size liste hazırladım. Yaptığımız bütün reklam alanı işletme ihalelerindeki istenen ihaleye katılım yeterlilikleri rakamsal ve niteliksel olarak aynıdır. Şimdi bunun aynı şekilde olduğunu ve bu hususların kurum içerisinde teamül haline geldiğini de sizlere evrak sunarak göstereyim. Geçen gün Sayın Buğra Gökce'nin sunumunda da siz, ilginizi çekmişti, istemiştiniz hatta. Tabii burada gözükmüyor, biraz yaklaşabilirsek. Mesela 2011 yılı billboard ihalesi Sayın Başkanım. En çok eleştirildiğimiz konu bizim cironun yüksek olmasıydı. O zaman 2011'de 20 milyon ciro istenmiş. O günün değerine göre bakarsak 11 milyon dolar yapıyor. Aynı zamanda işi alan kim? Yine Kültür A.Ş. 2013 yılında LED ekranların ihalesi yapılmış. Asgari 15 milyonluk bir yeterlilik istemiş. İşte web sitesi yazılımı vesaire, bakım, onarım... Bunun karşılığı da 7.5 milyon dolar. Sermaye istenmiş 5 milyon TL, bugünün 2.5 milyon doları. Kazanan İSBAK ve Kültür A.Ş., yine kendi iştirak şirketlerimiz.
2015 yılında taşınırlardaki, yani bütün araçlarımızın içerisine ekran konulmasıyla ilgili bir ihale yapılmıştı. Burada da istenen yeterlilikte, son 5 yılda 10 milyon yolcuya hizmet etmek denilmiş. Hani biz bu yeterliliği yeni ihalelerimizde kullanmadık, onları da size eylemlere gelince göstereceğim. Benzer ihalelerimiz var çünkü. Aynı zamanda o yıl içerisinde 2 milyon brüt satış geliri elde etmek denilmiş. O 10 milyon yolcuya hizmet edecek, bir de 2 milyon brüt satış geliri elde edecek. O da 800 bin dolar yapıyor. Sermaye şartı 1 milyon TL denilmiş, 400 bin dolar. 2018 yılında otobüs duraklarındaki reklam alanlarını ihaleye çıkmışız. Ciromuz, yani ciro şartımız 13 milyon doların üstünde. Son 3 yılda 5.1 milyon dolar iş deneyimi istemişiz. Sermaye şartı 3 milyon dolar, kazanan Medya A.Ş. Metro istasyonlarındaki reklam alanları ihalesi yapılmış. 40 milyon TL ciro istenmiş, 7.5 milyon dolar yapıyor. İş deneyim kriterlerine bakıyoruz, 20 milyon TL iş deneyimi istenmiş, 3.7 milyon TL. Sermaye 5 milyon TL, yaklaşık 1 milyon dolar. Yine kazanan Medya A.Ş. Yani el tutamaçları ihalesi yapılmış, 50 milyon TL ciro istenilmiş. 9 milyon dolara geliyor. Son 3 yılda 20 milyon TL iş deneyimi, 3.5 ya da 4 milyon dolara geliyor. Dolayısıyla kazanan Kültür A.Ş. - Medya A.Ş. ortaklığı.
Belirtmiş olduğum, evraklarını da sunmuş olduğum bütün reklam işletme ihalelerindeki istenen yeterlilikler ve nitelikler aynıdır Sayın Başkanım. Yani bize sorgu yapılan, yani yeni dönemdeki, 2019 sonrasında yaptığımız ihalelerdeki bütün yeterlilikler ve istediğimiz nitelikler aynıdır. Rakamsal olarak bakarsak, o dönemdeki yapılan ihalelerin, yani eski dönemde yaptığımız ihalelerin şartlarının daha yüksek olduğu da görülmektedir. Şimdi, bütün bunların o dönemde yanlış yapıldığı, bizim de o yanlışı devam ettirdiğimiz diye anlaşılmıyor. O dönemde da doğru yapıldı. 2886 sayılı Kanun'un 16. maddesi kapsamında bu yeterlilikler istenilmiş. Ama yeni dönemde de biz aynı şekilde, yine aynı kanun kapsamında aynı yeterlilikleri istedik. Birebir aynı. Rakamsal olarak yüksek diye eleştiriliyoruz, ihaleye fesat karıştırdınız deniliyor. Daha düşük istenmiş. Kazanan firmaya bakıyoruz, yine Medya A.Ş., yine Kültür A.Ş. Yani dolayısıyla süreçlerimizde hiçbir farklılık bulunmamaktadır. Bunları da size ek olarak sundum Sayın Başkanım. Bu duruma rağmen de suçlanmamı açıkçası kabul etmiyorum. Tekraren belirtiyorum; rakamsal ve niteliksel olarak talep edilen yeterliliklerimiz çok uzun yıllardır aynıdır ve kurumsal bir süreklilik içerisinde, mevzuat çerçevesinde yürütülmüştür.
Faaliyet kolları konusuna geleceğim. O da aynı şekilde. Deniyor ki yaptığınız ihalelerde kent mobilyası üretimi, dijital baskı, matbaa, reklam ve dijital yayıncılık hizmetleri gibi istenen deneyim kolları pratikte faydası yok denilmiş. Ve iş kollarında çalışma şartları alt yüklenicilerde aranmamış. Yani neredeyse bütün eylemlerde bu söyleniyor Sayın Başkanım. Diyor ki yani siz ihaleyi yaptınız, bu şartları istediniz, Medya A.Ş. ya da Kültür A.Ş. bu ihaleleri aldı da alt tarafta istemedi. Şimdi bu faaliyet kollarını istememeli miydik? Şöyle söyleyeyim, biz bu faaliyet kollarını istemesek problem olur. Niye? Kent mobilyası üretimi işi zaten işin yatırım tarafının tamamını oluşturuyor. Dijital baskı ve matbaa işleri ise işin yapılmasındaki, yani uygulanan afişlerin ana konusu. Şimdi yaklaşık 1 milyon metrekare baskı yapılıyor Sayın Başkanım. Reklam ve dijital yayıncılık hizmeti ise işin zaten asli konusu. İhalelerde yatırım ve işletmecilik yapılacaksa bizim bu faaliyet kollarını istememiz gerekiyor. Başka da isteyeceğimiz nitelikler olamaz. Yani biz evimize bir tadilat yaptırırken bile bir aplikasyona giriyoruz, işin adını yazıyoruz, teklifler alıyoruz. Bakıyoruz oradan hani uygun bir fiyat teklifi geldiyse sonra yapacak firmaya bakıyoruz. Daha önceki iş deneyimine bakıyoruz, yorumlarına bakıyoruz, ona göre karar veriyoruz. Yani dolayısıyla milyarlarca liralık yatırımlarda bu istenen yeterlilikler gayet normaldir Başkanım, çok uzun yıllardır da istenmektedir ve doğru yapılmaktadır.
Şimdi Sayın Başkanım, biraz önce da bahsettim. Hani Kültür A.Ş. ile Medya A.Ş. işi aldı, alt tarafa verirken bu yeterlilikleri istemedi, böyle söyleniyordu. Başkanım, 2016 yılından beri her yıl Sayıştay gelir, bize bu soruyu sorar. Yani bu bilirkişilerin böyle bir şey yazmasına da şaşırmadım baş muhasebe arkadaşlarınızın. 2 dakika istişare edebilseydik zaten bu bulguyu buraya yazmazlardı. Yani bunun bir devir olmadığını hani 5 dakika içerisinde anlatırız Sayıştay denetçilerine. Akabinde de tamam deyip ikna olup bulguyu kaldırırlar. Çünkü bu bir devir değildir Başkanım. Devir olsa haklı bunu yazmakta. İstemesi lazım, kanuna aykırılık teşkil eder. Ama bunlar bir devir değil, bunlar bir alt işletmecilik ihaleleridir. İşin tamamı bir kişiye verilebilir, işin tamamını parçalayabilir. Ki kaldı ki siz bunları da zaten benden önce de detaylıca dinlediniz. Dolayısıyla devir olmadığı için istediği şekliyle şirketlerimiz bunları ister kendi yapar, ister alt taşeron firmalarla çalışarak bu işlerin yükümlülükleri kısmını neticelendirir.
Yani özetle bizim istediğimiz yeterlilikler ihaleye katılımı kısıtlamak için değil; işletme ve imalat operasyonel hızlılığı sağlamak için kendi iştirak şirketlerimizle kazanılmış ve alt yüklenici alması da işin devredildiği anlamına gelmez.
Bir de Başkanım, ihaleye katılma yeterliliğine sahip olan kişilerin ihaleye katılımının engellenmesiyle alakalı, biraz önce de bahsetmiştim, hani katılım kısıtlandı vesaire. 73 firma katılıyor, tamamı katılabilirdi belki diye böyle bir eleştiri var. Şimdi kanunun bize böyle bir emri de var. Yani biz yeterlilikleri belirleme konusunda bize bir 16. madde bir hak vermiş ve o hak kapsamında yıllardır İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu yeterlilikleri istemiş, istiyor ve devam ediliyor. Yani mesela fiyatı çok düşük olan yeterliliği olan ihalelerimiz de var, onlarda da yine eylem şekline dönüştürülmüş. Yani çok düşük eylem, yani çok düşük yeterlilikler istemiş belediye, onlara da ihaleye fesat istinadı yapılıyor. Bunları tabii eylemlerde daha da detaylı değineceğim ama biz kimseyi engellemedik. Özetle onu söyleyebilirim. Yani ben bu ihaleye bugüne kadar giremedim diyen bir dilekçe görmedim. Yani encümende kapıya gelip "Bu yeterlilik şartlarını istediğinizde biz buraya katılamadık." diyen hiç olmadı. Bir dava süreci içerisine hiç girmedik. Eleştiren olmadı, talep eden olmadı. En fazla gelirler, şartname alırlar, incelerler, onun haricinde de hiçbir süreç tarafımızca intikal etmemiştir, şikayet yapılmamıştır, suç duyurusu yoktur. Yani dolayısıyla biz kimseyi engellemedik Sayın Başkanım.
Ayrıca bizim ihalelerimiz Resmi Gazete'de yayınlanır, ulusal gazetelerde yayınlanır, internet ilanlarına çıkar. Yani kamuya açık şekilde ilerleyen bir ihale sürecinde hiçbir şekilde bizim birisini engelleyebilmemiz söz konusu bile değildir. Yani denetime de elverişli bir süreçtir. Bugüne kadar böyle bir eleştiri de hiçbir şekilde almadık Sayın Başkanım. Bazı etkin pişmanlık değil de tanık beyanları var. Diyor ki: "Biz işte Medya A.Ş.'nin ihalelerine, İBB'nin ihalelerine, Kültür A.Ş.'nen ihalelerine hiç davet edilmezdik" diyor. Şimdi firmayı da tanıdığım için biliyorum. Yani 4-5 tane duvar reklamları işleten bir firma diyor ki "Biz hiç davet edilmedik." Yani bir düşünün ki bir havalimanı projesi yapılıyor, orta ölçekli bir inşaat firması "Biz hiç davet edilmedik" deniyor. Bu kadar bize komik geliyor, abes geliyor. Yani küçük ölçekli ya da orta ölçekli bir inşaat firmasının büyük bir projeye "Biz hiç davet edilmedik" demesi ne kadar anlamlıysa bize de o kadar anlamlı geliyor. Bu konunun devamında bir de sürekli şu söyleniyor: "Gizli bilgilerinin başkalarına ulaşmasını sağladınız" deniyor.
Kanunla ilgili bir karıştırması var bilirkişilerin. Bunu daha önce de size anlattım. Yani kısa bir tekrara gireceğim. 4734 sayılı Kanun kapsamında bizim yaptığımız ihaleler değil Başkanım. Bizim kanunumuz 2886. Şimdi 4734 yani Kamu İhale Kanunu, burada gizli bilgi çoktur. Yani yaklaşık maliyetler gizlidir, teklif verirsiniz, %30 düşüğünü verirseniz elenirsiniz. Yani birçok gizli bilgisi vardır ihale öncesi açıklanmaması gereken. Ama 2886, Resmi Gazete'de bütün bilgileri, belgeleri yayınlanır. Ona göre gelirler size başvuruda bulunurlar. Yeterlilikleri olan firmalar ihaleye girer ve sonuç neticelenir. Yani bizim gizli bilgiyle alakalı yakından uzaktan bir alakamız olamaz Başkanım. Zaten bundan sonraki süreçte de ilgili iştirak şirketlerimiz de ihalelerini kendi sorumluluk alanlarında olan şekliyle detaylıca size anlattılar. Hani oralara hiç girmeyeceğim. Dolayısıyla bizim yaptığımız iş sadece şudur: Biz ihaleyi yaparız 2886'ya göre. Resmi Gazetelerde, ulusal gazetelerde ilan ederiz. Gelirler, başvururlar, ihale neticelenir. İştirak şirketimiz ya da herhangi biri aldıysa, alt yüklenici alacaksa bize gelir, sadece muvafakatname ister. Der ki... Biz ek klasör 3'ü açabilir misiniz? Bize sadece muvafakat talebinde bulunur. Yani bize kimle sözleşme imzalayacağını da bildirmez. Sadece "Ben burada bir alt yüklenici almak istiyorum" der ve alt yüklenici için bizden bir muvafakatname ister. Biz de bu şekilde... Aşağıya inebilir misiniz?
Devam edelim. Mesela Kültür A.Ş. demiş ki: "İşte biz üst geçitlerin bu da eyleme konu 3 yıl süreli işletilmeye verilmesi işi altında alt yükleniciyle çalışmak istiyoruz. 3. kişilerle işletilmesi, kiralanması konusunda bize muvafakatname verin." Biz de yazılı olarak biraz önce ilk sayfada gösterdiğim muvafakatnameyi veririz ve süreci bitiririz. Ama bu işin sorumluluğu alt yüklenicilerde değildir. İşin sorumluluğu sözleşmeyi imzalayan ana firmadadır. Yani alt yüklenici alması o işteki sorumluluğu devretmez. Dolayısıyla bu suçlamalarla ilgili hiçbir şekilde kabul etmiyorum. Nitelikli dolandırıcılık başlığına geçeceğim. Kamu kurumlarının zararına dolandırıcılık. Şimdi klasör içerisindeki iş akış şeması 1'i açabilir misiniz? İddianamede muhammen bedelin hatalı belirlenmesi ve kamu zararı oluşturduğu yönünde iddialar var. Şimdi bizim iş akış şemamız şu şekilde ilerliyor. Gerçekten çok okuyamıyorum. Biraz yaklaşabilir misiniz?
Tamam. Şimdi bizdeki iş akış şeması şu şekilde Başkanım: Önce bir şartnameler hazırlanır. Şartnameler hazırlandıktan sonra teknik şartnameler, işte vesaire hem idarisi hem tekniği hazırlanır. Bunların bedelinin belirlenmesi hususunda muhammen bedel tespiti için Başkanlık Kıymet Takdir Komisyonu'na gönderilir tamamen şartnameler. Akabinde dosya hazırlanır. Yani fiyat belirlenir, ihale onay belgesi hazırlanır ve resmi imza süreci için eksiksiz şekilde süreç devam eder. Aşağı inelim. İlk başta raportör imzalar bu dosyayı. Şef, müdür yardımcısı, müdür, daire başkanı, genel sekreter yardımcımız da imzaladıktan sonra dosya encümene sunulur. Encümende bir karar alırız bu ihalenin çıkılması veya çıkılmaması yönünde. Resmi ilanlar yapılır çıkılmasına karar verildiyse. İşte biraz önce bahsettiğim gazete ilanları ve Resmi Gazete'ye gönderilir. Açık ihale yapılır 45. maddeye göre 2886'nın. İhale neticelendikten sonra da ite amirinin onayına gönderilir ve sözleşme ilgili kişilerce imzalanır ve süreç neticelenir. Yani şimdi bu süreçteki muhammen bedeli oluşturan Başkanlık Kıymet Takdir Komisyonumuzun atamaları da... Şimdi 4 yılda 1 yapmışız. Ek 4'ü açabilir misiniz klasördeki?
Başkanım, tüm Emlak Daire Başkanlığı bünyesinde 4 tane müdürlük bağlıdır bize: Kamulaştırma Müdürlüğü, Mesken Müdürlüğü, Emlak Müdürlüğü ve Reklam Müdürlüğü. Her müdürlüğümüzün de birer Kıymet Takdir Komisyonu vardır. Bu Kıymet Takdir Komisyonlarını da ama yılda 1, işte 4 yılda 1, 5 yılda 1, zarurete göre değiştiririz ya da yenileriz. Buradaki arkadaşlarımız, yani Başkanlığımızın onayıyla belirlenmiş asil ve yedek üyeler olmak üzere, burada çalışmalarını biraz önce bahsettiğim ihale şartnameleri oluştuktan sonra kıymet takdirlerini bu arkadaşlarımız yaparlar. Bunları da nasıl belirlerler? İşte Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkındaki Yönetmelik'ten yararlanırlar, işte Milli Emlak Genel Tebliğlerine bakarlar. Akabinde Milli Emlak Genelgeleri olur; en son 2014 yılında direkt bu konuyla ilgili karar almıştır. Emsal olabilecek kararlar ve idarece daha önce yapılmış emsal işler dikkate alınarak muhammen bedel tayini yapılabilir denilmiştir. Onu da öne almışızdır. Yani 2886'da bedelin nasıl belirleneceği net olarak tariflenmiştir Sayın Başkanım. Bu şekilde da devam etmiştir.
Şimdi burada belirlenen bedeller... Kanuna aykırı diyor, "Eksik tespit ettiniz" diyor. "Aslında" diyor, "Bunları siz bilirkişilere soracaktınız, borsaya soracaktınız" diyor. Akabinde "Ticaret Odası'na soracaktınız" diyor. "Siz belirlemeyecektiniz" diyor bize bilirkişilerimiz. Şimdi 2886'nın yine 9. maddesinde "Belediye, Ticaret Odası, borsa gibi kuruluşlardan veya bilirkişilerden fiyat araştırması yapılarak muhammen bedel belirlenir" derken aslında belediyeyi de tarif ediyor. Ki emsal ihalelerde sadece Türkiye'de belediyelerde olduğu için onları emsal almamız kadar ve daha önce yaptığımız benzer işleri emsal almamız kadar da doğal bir şey yoktur. Ama deniyor ki: "Borsaya soracaktın, Ticaret Odası'na soracaktın." Şimdi Ticaret Odası'na sorduğumuz bedeller de oldu. Onları da zaten daha sonradan size göstereceğim, ne cevap verdiklerini de görürsünüz. Dolayısıyla tek tek bunlara cevap vereceğim.
Şimdi bu 9. madde kapsamında belediyelere zaten yetki veriyordu. Bu yetki kapsamında da biz, 9. madde kapsamında İstanbul'un tüm ihaleleri göz önünde bulundurularak ve bu bedellere de TÜİK verileri dikkate alınarak bir bedel tayini yapıyoruz ve hukuka aykırılık bulunmuyor. Tabii biraz önce de savunmamın başında arz ettim. Biz bu suçlamaları yeni görmedik. Bu konularla ilgili görevlendirilmiş mülkiye müfettişine bu konuları anlatmıştık. Danıştay da bu konuyla ilgili detaylı değerlendirme yaptı ve ihalelerdeki muhammen bedel takdirlerinin düşük olmadığını, kimi zaman bu reklam alanlarının %100 hesaplanmasına rağmen çoğu zaman boş kaldığını, kısa süreli olarak reklam verenlere kiraya vermesinde oluşan fiyatların esas alınarak uzun süreli kiralama bedellerinin düşük olduğu sonucuna varılamayacağı... Dolayısıyla yani uzun bir... Hukukta da cümleler biraz uzun oluyor Başkanım, onu da buraya, içeriye girdikten sonra gördük. Okumayayım. Size Danıştay 1. Dairesi'nin kararında arz ettik. Orada da zaten görürsünüz kısa bir süreç. Soruşturma iznini kaldırdı. Yani "Belediye belirleyemez" diyordu fiyatı. Yani bizim belirlememiz gerektiğini, tüm süreci anlatan güzel bir karar ortaya çıktı. Ama bize yine buradan kamu zararı çıkartılıyor. Ek 5'i de açabilir misiniz? Danıştay'ın farklı kararları da var bu konuyla alakalı. 2016 yılında aldığı bir karar var. Sonuç kısmına işaretlemiştik, aşağı doğru gelirseniz. Yani belediyenin söz konusu taşınmazların kira bedeli için tahmini bedel belirlemesinde yasal bir engel olmadığını açıkça içtihat etmişlerdir Sayın Başkanım. Bunu da size sunmuş olduk.
Şimdi bu muhammen bedel konusu çok da hassas olduğumuz bir konu. Ek 6'yı açabilir misiniz? Şimdi 2011 yılında ya da daha önceki yıllarda yapılan ihalelerde muhammen bedel takdirleri nasıl yapılıyordu? Matbu bir yazı vardı. Yani bu 90'lı yıllardan beri böyle. Yani 2016, 2015'lere kadar bu hep bu şekilde yapılmış. Matbu bir yazı var. Hiçbir değerlendirme yapılmadan, hiçbir fiyat araştırması, piyasa araştırması yapılmadan, emsal bedel alınmadan sadece matbu bir evrak üzerinden boşlukları doldurularak rakamlar tayin ediliyordu. Şimdi biz kendi raporlarımıza... Yani eylemlere gelince de göstereceğim. O kadar kapsamlı, detaylı emsaller alıyoruz, tüm verileri evrakların arasına da koyuyoruz ama kamu zararı oluşturduğumuz... Niye Ticaret Odası'na sormadınız? Şimdi bir diğer suçlama da iddianamede ecrimisil bedelleri de eksik belirlenmiş. Şimdi mülkiye müfettişimiz, firmaların sözde satış fiyatlarından yola çıkarak bir rakama ulaşmış ve ilgili firmaların hiçbir şekilde yaptığı değerlendirmeleri, giderleri vesaire onları bunları değerlendirmeden ettiği ciroyu belediye vermemesi üzerinden bir hesap yapmış ve kamu zararı oluştuğunu tespit etmiş. Şimdi bu hesaplama zaten yanlıştır. Benden önce birçok firma da çıktı, detaylı olarak da anlattı. Benim bilmediğim tabii o şirketlerin bilançoları ile ilgili de birçok husus vardı. Burada huzurunuzda biz de şahit olduk ne kadar kâr ettiklerine, ne kadar zarar ettiklerine. İnceledik, hep beraber gördük.
Şimdi bu ecrimisil konusuyla alakalı birkaç değerlendirme yapacağım. Daha sonra eylemde de detaylı olarak anlatırım. Şimdi Emlak Daire Başkanlığı bünyemizde Başkanım, bizim 5000'e yakın ecrimisil dosyamız var. Bunların hiçbir tanesi 2019 yılı, 2020 yılının öncesine ait dosyalar değil. Şimdi bu uygulanan prosedür, yani 2886 sayılı Kanun'un 75. maddesinde zaten açıklanmış bir süreçtir. Yani devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu olan, altında olan alanlarda bir işgal konusu söz konusu olduğunda, hak sahibi tarafından işgal istenen işgal tazminatıdır ecrimisil. Yani biz gideriz, teknik elemanlarımız tespit eder ya da herhangi bir bize ihbar gelir, gideriz bakarız. Harita mühendislerimiz ya da ilgili teknik personellerimiz gider orada ölçümlerini yapar. Ölçümlerini yaptıktan sonra orayla ilgili bir dosya oluşturulur ve dosya kapsamında da geçmişe dönük işte 5 yıla kadar... Daha fazlaysa daha hani... Kanun "5 yıla kadar" diyor, 5 yıldan daha fazla gönderdiğimiz de oluyor. Haksız kazancın önüne geçebilmek amacıyla yaptığımız bir uygulama. Bu uygulama Milli Emlak'ta da böyledir, Vakıflar'da da böyledir. Onlarda 100 binlerce dosya vardır. Olması da doğaldır. Koca oteller vardır, çok büyük işletmeler vardır ecrimisille işletilen. Şimdi bizim tabii bu reklam uygulamalarıyla ilgili süreç eleştirilmiş. Onlara da cevap vereceğiz.
Ek 7'yi bir açabilir misiniz? Başkanım, reklam uygulamalarındaki ecrimisil dosya sayıları yani adetleri. Şimdi bakıyoruz... Biraz yukarıya çıkabilir misiniz? Şimdi 2015 yılında 1397 tane reklam uygulaması ecrimisildeymiş. Yani bu süreç böyle 2017'ye kadar devam etmiş, 2018'de 400'e düşmüş. Akabinde 2019'da tekrar bir tespit yapılmış ve 2900'e yükselmiş. Fakat biz 2020'de bunları tekrar kapatmışız. 2021'de 75, 2022'de 147 ve 2022'den sonra bütün dosyalarımızı, ecrimisille alakalı reklam alanlarını tamamını kapattık Sayın Başkanım. Bize suç atfedilen kısım 2021 ve 2022. İşte "Kamu zararı yarattınız" vesaire diye anlatılan dosya sayısı bunlar. Ama bunları da tamamını kapattığımızı da defaten söyleyeyim. Genel değerlendirmem bu şekildedir. Detaylı savunmamda 117 ve 118'lerde de etraflıca açıklamalarda bulunacağım. Genel savunmamı neticelendireceğim.
Aynı zamanda hakkımızda yürütülen en ağır iddialardan biri de rüşvet ve buna bağlı olarak suç gelirlerinin aklanması isnadıdır. 117 ve 118... Bunda da herhangi bir delil yok, bilgi yok. Yapılan finansal araştırmalarda olağan dışı bir mal varlığı artışı, gelir yok. Şüpheli para transferimiz asla sorulmadı, yok. İstinat edilen fiillerle ilgili hiçbir şekilde finansal bir sıkıntı bulunmamaktadır. Aynı zamanda şahsıma sağlanmış bir menfaat yok, olağan dışı bir hareket yok. Ticari yapılarla tarafımı ilişkilendirilebilecek hiçbir finansal veri bulunmamaktadır. İştirak şirketlerinin yürüttüğü tahsilat süreçlerinde de özellikle 118'de tarafıma istinat edilmiş. Herhalde sehven yapıldı. Bir ödeme yönlendirme yetkisi asla olamaz. Bunlar, kendi şirketlerimizin zaten günlerdir dinliyorsunuz, tüzel kişilikleri ve yönetim organları tarafından yürütülmektedir. Kendi savunmalarını hakkıyla yaptılar. Suç gelirlerinin aklanması iddiası yönünden de şahsıma aktarılan ya da lehime sürülen hiçbir gelir yoktur, mali menfaat artışı yoktur. Aynı zamanda rüşvetten tutuklanma kararı verilmemiş olması da zaten mevcut delil durumunun maddi bir temele dayanmadığını göstermektedir. Ayrıca sehven bir hata yapılmış; üzerimde 2 tane tapu gözüküyor. Bunların tesis tarihine 2022 yazılmış Sayın Başkanım. Ben, Silivri'de 2 tane taşınmazımız var; birisini 2017'de krediyle aldık, diğerini de 2020 yılında aldım. Kredileri de hala devam ediyor, çok büyük bir kısmını krediyle aldık. Onlar da devam ediyor. Genel savunmam bu kadar Sayın Başkanım. Detaylı savunmama geçeceğim.
Detaylı savunma klasörü içerisindeki 1'inci sunumumuz var, onu açabilir misiniz? Başkanım, eylemlere geçmeden önce çok kısa bir bilgilendirme yapacağım. Bunun sebebi, konuyu sadece tevdi raporu ve bilirkişi raporlarından, bunların sonunda da oluşturulan iddianameye göre dinlediniz. Tabii bir de iştirak şirketlerimiz anlattı. Daha önce savunmamın başında da size reklam müdürlüğünün kuruluşunun 2016 yılı olduğunu ve yapılan çalışmalarla gelirlerinin ne kadar arttırıldığını size arz etmiştim. 2018 yılında çalışmalarımızı daha ileriye taşımak ve verilen görevleri daha profesyonel yapabilmek amacıyla kendi iştirak şirketimiz olan BİMTAŞ'la bir çalışma yaptık, teknik bir çalışma. Bu çalışmayı da 2018 yılında başlayıp 2020 yılında neticelendirdik. Size sunmuş olduğum bir bölümünde de albümler var cilt şeklinde, geldi zannediyorum. Gelmiş. Oradan da daha sonra belki bir vaktimiz olur da bakar incelersiniz. Size çok kısa bir kesitini göstereceğim.
Şimdi özeti, iddianamede bizim muhammen bedel belirleme şeklimizin yetersizliği, yapılan ihalelerdeki ürünlerin belirsizliği, sayıların, lokasyonların nasıl belirlendiği hiçbir şekilde belli değil; işin nevi, miktarı anlaşılmıyor diyor bilirkişiler. Biz bunları, bu süreçleri nasıl yapıyoruz? Çok kısa onları göstereceğim. Öncelikle ekrandaki, yargılandığımız eylemlere konu reklam mecralarıdır. Otobüs durakları, billboardlar, megalightlar, ATM'lerin yan yüzeyleri, çiçek büfelerinin yan yüzeyleri... Devam edelim. Üst geçitler, led ekranlar, araç içi içerisindeki ekranlar, tramvay giydirmeler, bisikletler vesaire. Şimdi bu ürün tiplerini öncelikle yaptığımız çalışmalarda nasıl standardizasyon yaptık, onları göstereceğim. Aşağı inelim. Biraz daha aşağı inelim, bunlara daha sonra devam edeceğim. Devam edelim. Tamam. Biraz yaklaşabilirsek, tam belli olmuyor. Şimdi bunlar megalightlar. Megalightları belirlerken, yani tüm reklam ürünlerimizin ölçülerini, tiplerini, kullanacağı malzemeleri biz bu size sunmuş olduğumuz çalışmada hepsini belirledik. Akabinde yapılacak tüm uygulamaların, tüm kent mobilyalarının ölçümlerini, uygulama alanlarını, malzemelerini, reklam yüzlerinin ne kadar olduğunu, ölçülerin ne olacağını teknik çizimlerle çalışmalarını yaptık. Aşağı doğru yavaş yavaş inebilirsiniz.
Akabinde bu reklam ünitelerinin konumlandırma yönetmeliklerini hazırladık. Devam edelim, bunlar silindir kulenin teknik çizimleri. Ölçüleri ve o kent mobilyasında reklam uygulamasının nereye konulacağına dair göstergeleri... Devam edelim. Devam, devam, hızlıca inebilirsiniz yavaş yavaş. Tamam. Şimdi daha sonra bu reklam ünitelerini biz nasıl konumlandıracağız? Bununla ilgili bir yönetmelik çalışmaları da oluşturduk, yer seçim kriterlerini belirledik. Şimdi bir billboard konulacaksa kaldırım mesafeleri ne kadar olmalı, 2 billboard arasında mesafe ne olmalı, kent mobilyasıyla arasında ne olmalı, kılavuz yollarla arasındaki mesafeler... Devam edelim. Üst geçitlerle nasıl, raket uygulamalarının yola nasıl paralel konulması gerekiyor, nasıl dik konulması gerekiyor, uygulanıp uygulanmayacağı... Akabinde bina girişleriyle, ticaret akslarıyla silüeti bozmaması adına nasıl bir mesafeyle arz edilmeli, bunları anlattık. Devam edelim. Tüm kent mobilyalarıyla olan ilişkilerini gösterdik. Parklarda konulacak tam metrekareleri belirledik; 1.000 metrekarelik bir parkta 15 metrekareden fazla konulmamalı gibi kıstasları belirledik. Metro istasyonları içerisindeki uygulamaların tam mesafelerini belirledim. Yani bu kadar hassas çalıştığımız bir sürecin sonunda strateji tasarımını oluşturduk. Devam edelim. İki mesafe, iki ürün arasındaki mesafeler... Devam edelim. Bunlara formüller yazdık. Araç içerisinden görsellerin nasıl göründüğü, bu formüllere göre, onları hesap ettik. Dünyada da hangi şehirde vardır bilmem, bence yoktur Sayın Başkanım. Bunları da daha sonradan... Tamam, burada duralım.
Akabinde bir değer haritası oluşturduk. Şimdi değer haritasını oluşturmamızdaki amaç, bütünsel bu süreci yürütebilmek; sürdürülebilir olmak, kentsel uyumu yönetmek ve sonunda da hedefimiz olan gelirlerimizi arttırmak. Başka bir amacımız yoktu. Şimdi bundan sonra süreçler belirlendikten sonra reklam değer haritalarının oluşturulması aşamasına geçtik. Ve biraz aşağıya inebilir misiniz? Her ana artere bir değer skoru ürettik ve her lokasyonun, bir dokunduğumuz zaman, her ana arterin bizim açımızdan bir değeri var. Bu değer kapsamında da oluşturduğumuz bir indirebilirsiniz aşağıya. Tamam. İşte kara yollarının, ana arterlerin vesaire burada nereye bir reklam uygulaması koyacaksak ya da nerede bir işgal tespit ettiysek biz harita bazlı çalışmalarımızla buna dokunduğumuz zaman birim fiyatı karşımıza gelir. Yani bir indeks oluştururuz Sayın Başkanım. Yani bilirkişilerin dediği gibi, biz hani elimiz cebimizde buranın fiyatı budur demedik hiçbir zaman. Yaptığımız çalışmalar her zaman profesyonel olmuştur ve aldığımız emsaller de her zaman daha önce yapılmış ihalelerdir. İnelim aşağıya. Burada işte Kadıköy Bağdat Caddesi'ndeki ve işte D-100 aksındaki reklam değer haritaları... Yani bunlar tamamıyla tüm İstanbul'a uygulanmış uygulamalardır. Değer haritalarını oluşturduk ve kira ve ecrimisil kıymet takdirlerini biz bu yapıya göre oluşturuyoruz. Bu değer haritalarını tabii demografik yapılarla da eşleştiriyoruz. Sadece oradan geçen yoğun trafik aksı değil; işte konut, alışveriş, iş aksı, transit yol vesaire bütün model parametrelerini belirleyerek süreci neticelendirdik Başkanım. Tamam, kapatabilirsiniz.
Şimdi eylem 61'e geçiyorum. Eylem 61'de deniyor ki yine ihaleye fesat karıştırma suçu açısından bir değerlendirme yapılmış: "İhalenin ek listesinde belirtilen ürünlerin hangilerinin mevcut olduğu ya da işin niteliği ve miktarının tam belirtilmediği belirtilseydi katılım daha fazla olacaktı." deniyor. Şimdi biz bu ihalenin meclis kararıyla bir ekini oluşturduk, 2018 yılı. Detay savunma klasöründeki ek 1'i açabilir misiniz? Başkanım, o zamanki süreci de hatırlıyorum. Bu bizim meclis kararımız bu arada. Aşağı inebiliriz. Bize deniyor ki: "Burada siz listelerinizi tam olarak belirtmediniz." Sayın Başkanım, bu, bu liste, 2.400 adetlik liste meclis kararıyla belirlenmiştir. Biz bu meclis kararını alıp ekini aynı şekilde ihalenin şartnamesinin eki yaptık. Yani buna bizim bir müdahale edebilme imkanımız zaten yoktur. Yani listelerimiz net bir şekilde bellidir. Daha da aşağıya inebilirsin. Tüm süreçler nettir. Aynı zamanda o zamanki süreci da hatırlıyorum; ilk başta bir 408 adetlik bir meclis kararı alındı. Bu meclis kararı alındıktan sonra aradan birkaç ay daha geçti. Denildi ki: "Biz 2.400 adetlik genel bir uygulama yapalım, yeni bir meclis kararı alınsın." denildi. Akabinde o zaman yeni bir meclis kararı alındı ve bu liste o şekliyle belirlendi. Yani bizim bilirkişilerin dediği, işin netliği ortada yok denilmesi tamamen yine sübjektif değerlendirmelerdir.
Aynı zamanda deniyor ki: "Hangisi mevcutta hangisi değildi?" Şimdi sözleşmenin yer, süresi ve yer teslimi başlıklı 4'üncü maddesinin 3'üncü paragrafında, size şartnameleri de arz ettik Sayın Başkanım, "Reklam alanlarının ve mevcut reklam ünitelerinin fiili durumu yerinde tespit ve analiz edilmiş sayıları" yazıyor. Akabinde "Eksik teslim edildiği şirket tarafından ileri sürülemez." diyor. Dolayısıyla şimdi teknik şartnamede bu hususlar yazarken, "Bu ihalenin bu kısmı belirsiz, biz burayı anlayamadık." diye birisi de bize, kimse yani gelen olmadı, bir dava süreci olmadı. Dolayısıyla sahada mevcut durumu görmeden Sayın Başkanım... Şimdi biz 600 milyona şey çıkmışız, ihaleye çıkıyoruz; yani o dönemin parasıyla yaklaşık 100 milyon dolar. Yatırım maliyetini hesapladık; yaklaşık 20 milyon dolar yatırım maliyeti var bizim hesabımıza göre. Böyle bir durumda yani istekli gidip de bir fiili durumu yerinde görmez mi? Hani bu ihaleye girecek hani firma der ki hani: "Bu kadar yatırım var, 100 milyon dolar da kira ödeyeceğiz; bir sahaya bakalım." demez mi Sayın Başkanım? "Bakamaz." deyip yine niyet okumuş, dolayısıyla böyle bir istinatla karşı karşıyayız.
Başkanım, bilirkişiler bir de diyor ki: "Teknik şartnamenin" diyor, "9'uncu maddesinin 10'uncu fıkrasında ürünleri çift taraflı, dijital ya da afiş değiştiricili olarak kullanabileceği şeklindeki genel ifadeden ürünlerin hangisi olacağını ihaleyi kazanan işletmecinin kararına bırakılması..." Bu, birkaç eylemde daha tabii belirtiliyor. Dolayısıyla buna bir açıklama yapayım, orada değinmeyiz. Şimdi tam olarak da biz şartnamede bunu belirttik. Dedik ki: "Yerler bunlar, ölçüler bunlar; siz ister afiş değiştiricili kullanın, ister çift taraflı kullanın, isterseniz dijital olarak kullanın." Yani biz burada minimum standartları belirledikŞimdi minimum standartlar neyse, ki bizim şartnamemizde bu ürünlerin, yani 2000 adet raketin %15'ini, 300 adedini dijitale çevirmesi elzem. Bunların hepsini dijitale çevirecekse de yaklaşık 34.000.000 dolara yakın bir yatırım maliyeti çıkıyor. Çevirsin. Bunu isteriz biz. Çünkü bu yatırım, Sayın Başkan, günün sonunda bize kalacak. Yani 2020 yılında yapmışız, 2026'dayız. 2030 yılında bunların envanteri bize geçecek ürünler. Dolayısıyla biz maksimum yatırım yapmasını zaten isteriz.
Şu yanılgı var bilirkişilerde. Yani çok fazla face gösterirse, -“face” dediğimiz reklam yüzü-, çok fazla para kazanır, dolayısıyla burada bir kamu zararı vardır. Yani bu konu böyle değil, Başkanım. Biz burada yerin kirasını veriyoruz, yerin rayiçlerine göre veriyoruz. Mesela Aqua Florya ihalesinde biz yaptık, alışveriş merkezine gittiniz mi bilmiyorum. Yani oranın yerinin ihalesine biz çıktık, minimum oradaki yapılaşma, imar koşulları vesaire orayı ihaleye alan firma alıyor, işletiyor, sonrasında bize geri devrediyor. Oraya yapacağı yatırımı ne kadar yüksek tutarsa oraya o kadar çok insan gelir, işte ticari alanlar, akabinde yeme içme alanları vesaire. O yatırım oraya yapılmıştır ve bir değer kazandırmış oraya ve yaptığı yatırımın karşılığında da bir gelir elde ediyor ve işte 30 yıl sonra, yapıldığı tarihten sonra tarafımıza devredilecek. Mesela Vialand. Tema park yapılmış, o da bizim Mesken Müdürlüğümüzün projesi. E şimdi tema park diye ihaleye çıkmışız 2013 yılında. 2043 yılında bitecek. E şimdi oraya işletmeci alıp basit bir lunapark yapsa e şimdi gelen ziyaretçi sayısına ulaşabilir mi? Oraya roller coaster'lar koyuyor vesaire. Yani oraya yaptığı yatırımlarla imar koşulları çerçevesinde aldığı ruhsatlar neticesinde yani yatırımını ne kadar yüksek tutarsa kendisi için de, akabinde günün sonunda işletmeyi ya da ürünleri devralacak belediye açısından da faydalı bir süreç.
Biz burada kiralarımızı, emsal fiyatlarımızı nasıl belirlediğimizi size de etraflıca da gösterdim reklam değer haritalarımızın. E burada yaptığımız süreç tamamıyla aslında yatırıma teşviktir. Bir haksız kazanç değildir, Sayın Başkanım. İhaleye katılım şartlarını yüksek tuttunuz deniyor; 20 milyon sermaye, işte 5 yıl içerisinde 60 milyon ciro vesaire. Başkanım, bu ihaleye katılım şartlarını 2019'dan beri, yani uyguladığımız süreçlerin olmadığını size savunmamın başında bahsetmiştim. Bu süreç uzun yıllardır uygulanan bir süreç ki İTO'ya yazı yazılmış burada, İstanbul Ticaret Odası da demiş ki "112 adet bu ihaleye katılım yapabilecek firma var." demiş, ama "Diğerlerini eledin." demiş. E tabii tam da anlayamıyoruz biz 112 kişiyi mi 112 firmayı mı engelledik, yoksa diğerlerini mi engelledik? İhaleye katılamayanları mı engelledik? O da tam belirtilmiyor. Ama bize bununla alakalı bir süreç olmadı. Bizim ihalelerimiz herkese açık, Sayın Başkanım. Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçu bakımından yapılan değerlendirme. Burada deniyor ki Başkanım, "490 milyon TL'lik bir kamu zararı var." Bu konudaki direkt karar var. Savunmamın başında 2022 yılının sonunda, 2022'nin 12. ayındaki Danıştay kararından bahsetmiştim. Uzunca okumayacağım ama burada tamamen burada 490 milyonluk kamu zararına karşı oluşturdukları yapının tamamen subjektif olduğunu, öznel olduğunu söylüyor Danıştay. Dolayısıyla bunu çok değerlendirecek bir durumumuz yok.
Bizim muhammen bedel tespitlerimiz, başta da söylediğim gibi, Milli Emlak Genel Tebliğleri ve Milli Emlak Genelgesi'nde bahsedilen emsal kararlara dayanır. Emsal alarak biz bu süreci yürütmüşüzdür. Şunu da belirteyim, 2020 yılının mart ayında, Sayın Başkanım, biliyorsunuz pandemi vardı. Biz de bu ihaleyi ağustos ayında yaptık, temmuz ya da ağustos, tam hatırlamıyorum. Dolayısıyla biz 2019'da yani bu ihaleye çıktığımız ürünlerden elde ettiğimiz geliri ki o ürünler de 1997 yılında yapılan ihalenin 2015 yılında bitmiş ve ecrimisille devam ettiğimiz ürünlerdi. Yani eskiden belirlenen, devam eden ihalenin devamı niteliğindeydi bu. 2018 yılındaki Meclis kararında gösterdim ya Başkanım. 2020 yılında biz bu ihaleyi yaptık. Pandemi vardı. "Bedeli yanlış belirlediniz, 2019'da kestiğiniz ecrimisil bedelini emsal aldınız." deniyor bize, yani suçlama bu. E şimdi bununla alakalı Ek-3'ü açabilir misiniz detay savunma klasöründeki? Bir Meclis kararı alındı, denildi ki, daha doğrusu Bakanlığın genelgesiyle oldu bu, 2019'dan yani pandeminin başladığı tarihten itibaren 2020 yılının sonuna kadar da hatta 2021 yılının başına kadar da kira ve ecrimisil bedelleri alınmadı Başkanım. Dolayısıyla bizim mesnet tuttuğumuz bedeller 2019'da aldığımız ve yeniden ihaleye çıktığımız ürünlerin bedelidir. Yani zam yapmamamız zaten bir zorunluluktu o süreç içerisinde. Yani Bakanlık genelgesi kapsamında biz zam yapmadık.
Ona rağmen 57 milyon belirlemiş Muhammen Bedel Tespit Komisyonu. Bu arada muhammen bedel tespit raporlarını hani ben savunuyorum ama hani şu an en altta ben varım. Diğer altımdaki müdür ve müdür yardımcısı arkadaş itirafçı oldu, onlar savundular. Dolayısıyla bana kaldı savunmak ama komisyonda bulunmuyorum öncelikle onu söyleyeyim. İlk başta savunmamda Kıymet Takdir Komisyonu'ndaki kişilerin isimlerini gösterdim size. O arkadaşlarımız teknik değerlendirmeyi yaparlar. Bizim o arkadaşlara müdahale etme asla şansımız bulunmamakta. Yani biz müdahale edersek asıl fesat oluştururuz. Onlar hakkıyla yaparlar. O komisyon 57 milyon yıllık bedel olarak yani 572 milyonmuş muhammen bedeli. Akabinde 600 milyona yuvarlamışlar. Demişler ki "Bu işin muhammen bedeli 600 milyon TL'dir." Kaldı ki 2020 yılında yapılan bir ihalenin 2019 yılındaki bir ihaleden daha düşük olması gerekirken bunu da göstereceğim size raporlarla. Yani sokağa çıkma yasağının olduğu dönemde 600 milyona biz ihaleye çıktık. Kültür A.Ş. katıldı, 610 milyon TL'ye sözleşme imzaladık.
Şimdi Ek 4'ü açabilir misiniz? Size Deloitte'un açık hava reklam yatırımlarını göstereceğim. Sayfa 12'ye gelelim. Burada uzun bir rapor var. Aşağı inelim 12'nci sayfaya. Bir aşağıya inelim. Tamam, yaklaşırsanız buna... O yıl ki Başkanım, yani 2020 yılındaki Deloitte dünyadaki en büyük araştırma yatırım ölçme merkezidir. 703 milyon TL'lik bir yatırım yapılmış Türkiye'de. Bunun 460 milyon'u sadece Türkiye'deki reklam üniteleri dediğimiz bu bizim ihalelerini yaptığımız işlere ayrılmış bütçeler. Bu 460 milyonun aşağıda da bir not var, görürsünüz belki. İşte baskı, montaj, reklam mecralarının hizmet bedellerinin %25'ini düştüğünü söylüyor. Yani %25'ini bunun düşmemiz lazım. Dolayısıyla yani yaklaşık 380 milyon civarında tüm Türkiye'de bir yatırım var. Şimdi 380 milyonluk bir yatırım var iken sayfa 20'ye gelebilir miyiz aşağı? 20'nci sayfaya... Biraz daha aşağı... Tamam.
Şimdi 2019'dan 2020'ye sektörün %24'lük küçüldüğünü, hani o 460'ın kırılımını aslında 2019'dan bize deniyor ki Başkanım: "2019'da rakama siz zam yapmadınız, 2020'de dolayısıyla daha yüksek bir bedel ortaya çıkacaktı." Ama şimdi 2019'da yapılan bir reklam ihalesinin bedeli 2020'de daha düşük olur. Neden olur? Pandemi var, çünkü sokağa çıkma yasağından dolayı sokağa çıkmıyor insanlar. Ve biz bir yatırım istiyoruz yaklaşık 20 milyon dolar. 100 milyon dolar de kira ödeyecek. Dolayısıyla buradaki sektördeki yatırımı da bu analizle size hani ispat etmiş olduğumu düşünüyorum. Bakanlığın genelgesini de koydum zam yapılmaması yönünde. Yani 2019'daki rakamlar aslında bizim için yüksek rakamlardı bu ihalenin bedelini belirlerken. Dolayısıyla sokağa çıkma yasağının yapıldığı o dönemde bu denli bir sözleşme imzalamak ki 360 milyon Türkiye geneli, hadi 300 milyonu bizim mecralarımıza olsun, İstanbul'un ana arterleri olsun, bizim müdürlüğümüzün geliri o yıl 149 milyon. Ama deniyor ki 490 milyon kamu zararı var. Yani rakamların ne kadar keyfi belirlendiğini, subjektif belirlendiğini gösteriyor Başkanım bilirkişiler tarafından.
Bir de bu konuyla alakalı reklam ünitelerinin tek taraflı ya da çift taraflı oldukları göz önünde bulundurulmadan bedel belirlenmiş denilmiş. Şimdi biraz önce de anlattım, yer kiralaması yapıyoruz biz. İster çift taraflı kullanır, ister dijital kullanır, ister afiş değiştiricili kullanır, o yapacağı yatırımlarla alakalıdır, satış stratejisiyle alakalıdır. Yani deniyor ki: "İki taraflı bu, aslında alacağın geliri 2 ile çarpacaktın." Yani şunu size ben 10 liraya versem, daha sonra desem ki: "Siz bu sayfanın arkasını da kullanıyorsunuz, sizden 20 lira alacağım." demek gibi bu kadar absürt bir şey var Başkanım. Hani raket uygulamasını biz ihaleye çıkıyoruz, raket uygulaması demek çift taraflı ürün demektir. Çift taraflı ürün için biz bir bedel belirliyoruz ama deniyor ki: "Siz bu bedeli 2 ile çarpacaktınız, 2 yüzlüydü çünkü." Ya zaten 2 yüzlü olduğu belli bir ürün.
Bir de bu afiş değiştiriciliğin size videosunu gösterecektim nasıl olduğunu ama video oynatamıyormuşuz. Sözlü anlatacağım. 6 saniyede bir bunlar görsel değiştiriyor. İşte 3 tane afiş görsel değiştiriyor, içinde bir motor sistemi var, mekanizma var. Deniyor ki: "Tek bir görsel üzerinden gittiniz, aslında 3 görsel üzerinden gidecektiniz, afiş değiştiriciliği yapmışlar." E yatırımı öyle yapmış, böyle daha çok kazanacağını şey hani kabul etmiş. Şimdi bir firma, yani sizin bir firmanız olsa sabit bir mecra üzerinde mi durmanız daha mantıklıdır yoksa her 6 saniyede bir görselinizin üzerine başka bir görselinizin geldiği bir mecrada mı durmak istersiniz? Doğal olarak sabitte kalmak istersiniz ya da aynı parayı mı ödersiniz? Yani biri sabit, biri afiş değiştiricili, 6 saniyede bir görseliniz değişiyor şirketinizin. Aynı parayı verir misiniz? Bilirkişi "Verirsin." diyor, "3 ile çarpacaktın muhammen bedeli." diyor.
Eylem 62 Başkanım, 100 adet üst geçidin işletilmesi ihalesi. Başkanım, bu konuyla ilgili de yine emsal karar değil, direkt bu konunun kararı, Danıştay kararımız var. Anlatılan bütün hususlara karşı sizden ricamız, yani bunu lütfen bir paragraf okursanız zaten tüm Eylem 62'ye cevabınızı kafanızda netleştirirsiniz. Burada da deniyor ki: Lokasyon bazlı ihaleye çıkmışız, yani işte Çağlayan üst geçidi demişiz, bir lokasyon listesi oluşturmuşuz. Deniyor ki: "O lokasyonun hem gelişine hem gidişine 2 tane pano konuldu, bedeli 2 ile çarpacaktın." Yani geliş yönünde devam eden bir aracının arkasında kalan panoyu dolayısıyla diğer tarafa koyuyorlar. Yani aslında ürün tek, sadece kullanım alanları farklı; birisi geliş yönünde, birisi gidiş yönünde. Ki lokasyon bazlı ihale yaparız biz, 2011'den beri de hep de öyleyken lokasyon listesini sunarız. Orada yapılacak uygulamalar işletmeciye aittir, alt sınırını belirleriz ve devam ederiz. Bu bizim rutinimizdir. Bunda da herhangi bir aykırılık yoktur. Zaten Danıştay da buna çok net cevap veriyor ve belediyeye ödenecek kira bedelini arttıracak veya eksiltecek nitelikte bulunmadığı, üst geçit alan yüzeylerinin metrajının hesaplanarak her iki yöne esas alınarak muhammen bedel tespit edilmesi ve bu rakam üzerinde ihaleye çıkılması gerektiği yolundaki değerlendirmenin subjektif olduğu...
Yani Danıştay tarafından daha önceden verilmiş olan cevaplar bunlardır. Bu ihalede, yeterlilik kriterlerinin yüksek tutularak katılımın kısıtlandığı iddia edilmiştir. Genel savunmamda belirttiğim beyanları burada da tekrarlıyorum. Üst geçitler bizim için oldukça hassas alanlardır; çünkü ani müdahale gerektiren durumlar söz konusu olabilmektedir. Örneğin, afişin yırtılması, yola savrulması ya da uygulamayla ilgili farklı sıkıntıların çıkması gibi sorunlar yaşanabilmektedir. Ayrıca köprünün statiği ile ilgili problemler meydana gelebilmekte ve bu durum diğer alanlara da sirayet edebilmektedir. Dolayısıyla bizim için bu yeterlilik kriterleri son derece önemlidir. Acil müdahale anlamında Kültür A.Ş.'nin bu konudaki teknik ekibi de son derece kıymetlidir. İhaleyi onlar kazanmıştır ve sürece devam etmektedirler. Mülkiye müfettişi veya iddianame, gizli kalması gereken bilgilerin başkalarına ulaştığını öne sürmektedir. Biz burada kimseyi engellemedik Başkanım, bunu tekrar ifade ediyorum. Ülkemizde bu işi yapan tahminimce 20-30 tane firma bulunmaktadır. Bunlarla ilgili hiçbir başvuru veya benzeri bir talep de gelmemiştir. Bu TCK 235'i okuyorum ancak bizimle bir alakası olduğunu düşünmüyorum.
Ayrıca, yer teslimi yapılmasıyla ilgili bir belgenin bulunmadığı söylenmektedir. Ek 5'i açabilir misiniz? Eğer bu durum 4734 sayılı İhale Kanunu'na tabi bir ihale olsaydı, bu belge yapım işlerinde çok önemli bir evrak olurdu Başkanım. Ancak biz genellikle ihalelerimizin şartnamelerinde yer teslimi için sözleşme tarihini esas alırız. Dolayısıyla sözleşme imzalandığı anda süreç başlar ve ihaledeki sürenin sonunda yer bize teslim edilir. Biz de bu teslim tutanağını düzenledik. Muhtemelen dosyada göremediler. Biz daha sonra kurumumuzdan talep ettik ve bize gönderdiler; yani yer teslimiyle alakalı hiçbir sorunumuz bulunmamaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık yönünden yapılan değerlendirmede ise 27 milyon TL tutarında bir zararın oluştuğu ileri sürülmektedir. Bunu nasıl belirlediklerini anlamak adına Ek 6'yı açabilir misiniz?
Başkanım, bu Danıştay sürecinde mülkiye müfettişi, İstanbul Ticaret Odası'ndan bir talepte bulunmuştur. Aşağı inelim, bu belge değil... Tamam, bu Ticaret Odası'nın yazısı kalabilir. Mülkiye müfettişimiz o süreçte bizimle ilgili soruşturma iznini verirken İstanbul Ticaret Odası'na bir yazı yazarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde bir ihale yapıldığını ve bununla ilgili kendisine bir fiyat gönderilmesini istemiştir. İstanbul Ticaret Odası ise mülkiye müfettişliğine verdiği cevapta, ilgide kayıtlı talebiniz üzerine yazınızla iletmiş olduğunuz listedeki işlere dair reklam değer tespitinde sağlıklı bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. Yani İstanbul Ticaret Odası sağlıklı bir değerlendirme yapamayacağını ifade etmektedir. Ancak şirket portföylerinde bir ajans bulduklarını ve o ajansın satış fiyatlarını haftalık veya aylık olarak yollayacaklarını belirtmişlerdir. Mülkiye müfettişimiz de bu rakamları alarak üst geçit sayısı ile çarpmış ve %100 doluluk oranı üzerinden bir gelir hesaplamıştır. Bu gelirin, muhammen bedeliniz olması gereken tutar olduğunu ileri sürmüştür.
Fakat burada yapılmış bir yatırım söz konusudur. Bahsedilen rakamlar, yaklaşık 90 milyonluk bir işe tekabül etmektedir ki o dönemin kuruyla bu tutar 15 milyon dolar yapmaktadır. Bugün konuştuğumuzda belki biraz düşük gelebilir ama 2020 yılında, yani pandemi döneminde gerçekleştirdiğimiz 15 milyon dolarlık bir gelirden bahsediyoruz. Üstelik bunun bir de yatırım boyutu bulunmaktadır. Ben yaklaşık 4 milyon dolara yakın bir yatırım bedeli tahmin etmiştim. Burada işletmecilerin de sizinle konuştuğunu duydum; o dönemde 6 milyon dolarlık bir yatırım gerçekleştirmişler. Bizler için kıymetli bir yatırımdı ve aynı zamanda önemli bir gelirdi. Dolayısıyla buradaki verilere göre bir hesaplama yapılması mümkün değildir Başkanım. Danıştay da bu konuya zaten cevap vermiştir; kafanızda daha iyi netleşmesi adına anlatıyorum, Danıştay'ın bu konuyla ilgili böyle bir değerlendirme yapılamayacağına dair net kararı mevcuttur. Aksine, sizin bu rakamları düşük belirlediğinizi ve bunu da BVA şirketinin 451 milyonluk cirosundan anladığını iddia etmektedir. Bu iddiaları ilk okuduğumuzda biz de bir tereddüde düştük. Durumun aslında öyle olmayacağını tahmin ediyorduk ama buraya gelerek size detaylı bilançolarını da sundular. İlk yıl zarar ettiklerini, ikinci yıl ise doluluk oranlarının %20'lerde kaldığını etraflıca anlattılar. Yani böyle bir durum söz konusu değildir Başkanım. İstanbul Ticaret Odası'nın vermiş olduğu piyasadaki satış fiyatları üzerinden, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bir yıllık muhammen bedeli belirlenemez.
Biz ise bu süreci şöyle yürüttük: İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak, bu ihaleye ilk çıkarken Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne danıştık. Türkiye'de bu nitelikteki üst geçit ihalesinin yalnızca kendilerinde olduğunu belirterek rakamlarını bizimle paylaşmalarını istedik. Paylaştıkları verilere göre 2,5 milyon TL gelirlerinin olduğunu ilettiler. Bu 2,5 milyon TL'lik tutarın bizim için çok büyük bir anlam ifade etmediğini değerlendirdik. Esasen işi 900 bin TL bedelle gerçekleştirmişlerdi, biz 2020 yılına eskalasyon uyguladığımızda bu rakam 2,5 milyon TL'ye ulaşıyordu. Kendilerine alt yüklenicilerinin kim olduğunu sorduğumuzda ise kendi iştirak şirketleri olan “BelYa” cevabını aldık. Bu sefer BelYa ile iletişime geçerek gelirlerinin ne kadar olduğunu sorduk ve 12 milyon TL olduğu bilgisini aldık. Bu doğrultuda biz de bir birim fiyat oluşturduk. Bu birim fiyatla ilgili olarak Ek 7'yi açabilir misiniz?
Bilirkişiler diyor ki Sayın Başkanım, "Ankara'yı Ankara'yla İstanbul bir mi? Neden Ankara'yı baz aldınız?" diyor fiyat belirlerken. Yani "Ankara'yla İstanbul bir olmaz" diyor. Yaklaşabilir misiniz? Ankara Büyükşehir Belediyesi birim fiyat olarak 13.880 TL belirlemiş. O rakama göre biz onları baz alsaydık yaptığımız ihaleyi 4.2 milyon TL yapacaktık. İştirak şirketi BelYa'nın Ankara Belediyesi'nin işletmecisinin gelirine göre yapsaydık birim fiyat 66.000 TL olacaktık. İBB ihalesi o zaman 19.9 milyon TL olacaktı. Ama biz 300.000 TL belirledik, muhammen bedelimiz de 90 milyon TL. Yani biz Ankara Belediyesi'ni sadece fiyat araştırmasında kullandık Başkanım. Bilirkişinin de dediği gibi baz almadık. Euro'dan kârlılık elde etmeye kalktılar. Yani onun da burada artık detayına girmek istemiyorum. Çokça anlatıldı size, bilançolar gösterildi. "Tereddüt yaşıyorsanız zaten o firmalar kayyumdaymış, ondan isteyin" denildi. Öyle bir şey olmadığına biz zaten adımız gibi eminiz de siz de yazarak bunu ispat edebilirsiniz. Ayrıca şunu da belirteyim; aynı lokasyonlarda, hatta kısmen daha da iyi lokasyonlarda Karayolları Bölge Müdürlüğümüz yine üst geçit ihalesi yaptı. Yani sizin, heyetinizde bir tereddüt yaşanıyorsa, birim fiyatlarla ilgili Karayolları Genel Müdürlüğü'ne bir yazı yazın. Yani "Kim daha çok kâr etmiş, kimin birim fiyatı daha yüksek? Hani buradan kim daha fazla fayda elde etmiş?" bunu heyetiniz rahatlıkla görebilir. Bir sorun, yazı yazmanıza da gerek yok, sözlü de sorabilirsiniz.
Eylem 63. Yine aynı üst geçit ihalesi, bu sefer 95 adet üst geçidin alın yüzeyindeki reklam alanlarının işletilmesi konusu. Başkanım, bu konuyla ilgili de Danıştay'ın bu sefer 13. Dairesinin 2024'ün 6. ayında aldığı bir karar var. Ek 8'i açabilir misiniz? Yani yine birebir aynı ihaleden bahsediyoruz. İhale şartnamesinin yeterli açıklıkta olmadığı, muhammen bedelin kamu zararı oluşturacak şekilde düşük belirlendiğine yönelik iddialar dava konusu yapıldı. Bölge İdare Mahkemesi firmayı haklı buldu. Firma dediğimiz de otobüs duraklarını işleten firmamız bizim, Medya A.Ş.'nin alt yüklenicisi. Tabii biz de konuyu Danıştay'a taşıdık. Akabinde burada da bir karar verildi ve söz konusu ihaleye ilişkin ilanlar, ihaledeki diğer hususlar yönünden herhangi bir mevzuata aykırılık bulunmadığına karar verildi, yine bu konuyla alakalı. Yeterliliklerle ilgili tekrar anlatmıyorum, daha önceden de izah ettim. Yani basit bir konu ama bilirkişilerimiz gündeme getirdi diye izah ediyorum; "172 adet reklam panosu var" diyor, 95 adet üst geçit üzerinde. "Belediye kontenjanı da %20" diyor. "Şimdi" diyor, "Sen %20'yi 95 adet üst geçide mi uygulayacaksınız, yoksa 172 adet reklam panosuna mı uygulayacaksınız? Rakamlar farklı, dolayısıyla istekler o yüzden gelemedi" diyor.
Şimdi Başkanım, bizim reklam ihalelerimizde her zaman kendimize bir kontenjan ayırırız. Bu kontenjanda kendi yaptığımız yatırımlara göre o lokasyonlarda icraatlarımızı sergileriz ya da açılışlarımızı belirtiriz vesaire. Çoğu zaman da bunu geçmek zorunda kalırız. Yani bu %20 çoğu zaman, yani ben kendimi bildim bileli aşar. Bununla ilgili hiçbir zaman biz işletmecilerle, yani 2010'lardan beri hiçbir zaman bir sıkıntı da yaşamadık. Ama bununla ilgili bir problem var denerek ihaleye katılım engellendi deniyor. Yani 95 adet üst geçidin %20'si basit bir hesapla ortaya çıkar ve ona göre de firmalar teklif verir. Hani biz o Bakırköy'de bir açılış yapacaksa, biz Bakırköy lokasyonunu o hafta kullanırız. Ya da işte Beylikdüzü'nde yapacaksa orayı kullanırız, Esenyurt'sa Esenyurt. "Aynı değerde değil" deniyor, "İşletmeci nasıl hesap edecek?" diyor. İşletmeci bunu hesap eder Başkanım, bu hesapta işte problem olmaz. Biz de nereyi istiyorsak kullanırız. Bu yıllardır da sulh içinde devam eder. Bu konuyla ilgili hiçbir sıkıntımız olmadı bugüne kadar.
Bir de deniyor ki; "Bazı üst geçitlerde 1, bazılarında 2 adet pano var. İstekli olabilecek kişilere açık, net bilgilerle ihale öncesi bilgilendirme engellendi." Ek 9'u açabilir misiniz? Başkanım, yani bir tanesine yaklaşırsanız görünür. Hangi lokasyonda kaç tane pano var? Kaç metrekare? O lokasyonun koordinatı? Yani şu listeden daha detaylı bir liste nasıl olabilir? Biz bu listeye daha ne ilave edebiliriz insanların, katılımcıların anlayabilmesi açısından? Ya da bilirkişinin bu listeye daha ilave edeceği ne vardı, onu çözemedik. Yani bu bizim ek listemiz, sözleşmenin ek listesi. Görmemiş de olabilir belki, ondan yazmıştır. "Tüm dosyalar yollandı" deniyor ama biz içerideydik. Yani bilirkişi raporları biz içeriye girdikten sonra yazıldığı için, "Acaba eksik mi gönderildi?" diyorum. Bunlar görülmedi mi? Başkanım; "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" bu eylem açısından.
Muhammen Bedel Tespit Komisyonu 217.000.000 TL bir rakam belirlemiş. Zaten bu, mevcutta devam eden bir ihaleydi ve ihaleyi emsal alarak devam ettiler. Bu emsal de daha önceden Ankara Belediyesi'nden alınmış fiyat çalışmalarıyla ortaya çıkarttığımız, yaklaşık 6 katı da daha yükseğe çıkarttığımız bedellerdi. Onları enflasyona göre güncelledik ve 217.000.000 TL'ye yaptık. 217.000.000 TL'lik teklife karşılık encümende yaptığımız açık ihalede 220.000.000 TL teklif gelmiş. Bu teklifi de biz kabul etmeyip 230.000.000 TL'ye çıkartmışız. Yani burada deniyor ki işte, "Yine alt yüklenicinin elde ettiği gelirlerden kaynaklı bir fark var. Dolayısıyla bu fark da büyük, kamu zararı oluşturdunuz." Bunun böyle olmadığını bu eylem açısından da ilgili işletmeciler anlattı. Bir de şimdi, bu kadar yüksek faizin olduğu bir ortamda yapılan yatırımlar da ortadayken, yani %20'lerle %30'larla, en fazla %39'a çıktığını hatırlıyorum ilgili firmanın. Yani "kamu kurumuna zararına dolandırıcılık" suçuyla da burada bir ilişkimiz yoktur.
Eylem 64. ATM yan yüzeylerinin işletmeye verilmesi işi. Başkanım, burada da katılım şartları nedeniyle eleştirilmiştik. Bunun daha önceden de aynı olan süreçler olduğunu size tablolarla sundum. Ek 10'u açabilir misiniz? Başkanım, bazı ihaleler var; hani siyasete uymaz kanuna uyar, bazı ihaleler var; kanuna uyar siyasete uymaz. Burada yani her ikisine de uyuyor. AK Partili üyelerin de imzasıyla biz bunu oy birliğiyle yaptığımız bir ihale ama yine eleştiriliyoruz. Yani burada katılım açısından herhangi bir problemin olduğu bir süreç değil, buradaki katılım şartları da çok düşüktür. Eskiye göre de çok daha düşüktür.
Eylem 65'e geçeceğim. İstanbul M6, M7, T5 tramvay hatlarında çalışan 1.332 adet ekrana dijital bilgi platformu kurulması işi. Başkanım, bu da "yeterlilikler yüksek tutuldu" denmiş. Yani bununla ilgili Ek 11'i açabilir misiniz? Başkanım, bu ihale ilk olarak 2015 yılında yapıldı. Şimdi 2015 yılında deniyor ki: Bütün İstanbul metro, metrobüs, tramvay, vapur, otobüs... Bu bütün taşınır araçlarımızdaki, içeresine kurulan ekranların işletilmesi işi olarak ihaleye çıkılmış, ekine de bir liste konulmuş 2015 yılında. Fakat 2019 yılından sonra bizim, yani 2015 yılında öngörülmeyen yeni metro hatları açıldığı için, bu listede de olmayınca bizim yeni bir ihale yapma zorunluluğumuz doğdu. Dolayısıyla bu ihaleyi o sebeple yaptık. İlk 2015'teki ihaledeki şartlarla bu şartları değerlendirelim; hani bize "ihaleye fesat karıştırıldı" denilen şartlar. 2015'te 1.000.000 TL sermaye istenmiş, 385.000 dolar. Biz yine 1.000.000 TL istemişiz 2021 yılında, 137.000 dolar. Brüt satışlar 2.000.000 TL denilmiş, 775.000 dolar yapıyor. Biz 5.000.000 TL demişiz, 685.000 dolar. 5 yıl içerisinde "10.000.000 yolcuya hizmet etme" diye bir kıstas konulmuş 2015'te. "Biz bunu nasıl takip edeceğiz, böyle bir veri olamaz bizim için" demişiz, "5.000.000 iş deneyimi" istemişiz.
Daha önceki yapılan ihaleyi Modyo TV şirketi kazanmış, bizim yaptığımız ihaleyi Medya A.Ş. kazanmış. Dolayısıyla biz burada daha önce yaptığımız ihaleyi devam ettirdik Sayın Başkanım, aynı şartlarla. En enteresanı da burası; "kamu kurum kuruluşlarına zararına dolandırıcılık" suçuyla alakalı. Bahsetmiş olduğum Muhammen Bedel Takdir Komisyonları bir değerlendirme yapmış. 2015 yılında yapılan işten elde edilen geliri hesaplamış. Gelir: 153.000 TL. Demişiz ki yani, bu rakam düşük bir rakam. Bunu daha farklı emsallerle değerlendirebilir miyiz? Yine size ilk tabloda sundum; 2013 yılındaki LED ekran ihalesi baz alınmış. O zaman rakam 1.000.000 TL'ye çıkıyor, yani 995.000 TL'ye çıkıyor. E biz de "Yüksek emsali alalım" demişiz. Yani aynı, benzer işi almamışız; 153.000 TL'yi emsal almamışız. Açık alan, meydanlardaki dijital ekranın muhammen bedelini emsal almışız fakat kamu zararı oluşturulduğu deniyor. Yani biz burada kamu zararı oluşturmadık Başkanım. Elimizden geldiğince daha yüksek bedellere çıkarmak için de farklı emsalleri göz önünde bulundurarak sonuca getirdik.
Ek 12'yi açabilir misiniz?
Mahkeme Başkanı: Bir yerde ara verelim. Duruma göre siz belirleyin.
Kağan Sürmegöz: Ara mı verelim? Bu eylemi bitireyim, öyle ara verelim Başkanım. Nasıl uygun görüyorsanız sonra... Tamam, Ek 12'yi de anlatayım. Yapılan birtakım indirimler var. Bu indirimler, "kamu zararı oluşturuldu" deniyor. Şimdi Başkanım, burada 1.332 adet dijital ekranın ihale edilmesine karar verdik. Mevcuttaki sayı 540. 58 adet araç teslim etmemiz gerekirken 21 adedini teslim ettik. Dolayısıyla %59 oranında bir indirim talep edilmiş ve biz de bunu uygun görmüşüz. Aşağı inebilir miyiz? Bunu da neye göre yaptık? Metro A.Ş.'den devam edelim aşağı doğru. Devam. Met... Tamam. Metro A.Ş.'nin bir takım işte... Aşağı inerseniz tabloya bakayım. Bir takım değerlendirmeleri oluyor. Bakım, onarım vesaire ya da hatlardaki değişiklik nedeniyle mevcuttaki vagonları bakıma alabiliyorlar, onarıma alabiliyorlar ya da hatlarda bir takım değişiklikler oluyor. Onunla ilgili biz işletmeciye teslim edememişiz. İşletmeciye teslim edemeyince de kaynaklanan kusur bizde olduğu için belli bir indirim yapmışız, 116.000 TL. Bu 116.000 TL neden indirim yapıldı, "kamu zararı" deniyor.
Bununla ilgili de hani, işletmeciden kaynaklanmadığı için bu normal bir süreçtir. Devam edelim aşağıya doğru. Bunu da birkaç kere sürekli Metro A.Ş.'den de gün hani, şey yapmışız; teyidini almışız, sebebini almışız ve neticelendirmişiz. Aşağı inerseniz Metro A.Ş.'nin yazısına bakayım. Bakın, hatlarda yolcu sayılarındaki yükseliş, yoğunluğa bağlı olarak dolaşımdaki araç sayılarında artış ya da herhangi bir mücbir sebep olabiliyor. Aşağı inersen, bunun da sayıları belirtiyor ve bize denilmiş ki 726. Yani dolayısıyla biz burada indirim yapmamız elzemdi çünkü sorumluluğumuzu yerine getirememiştik. Bu da kamu zararı oluşturmaz Başkanım, çünkü yapmaları gereken mecraları kendilerine teslim edemedik.
Eylem 66'ya geçiyorum. Ara verelim isterseniz Başkanım.
Başkanım, Eylem 66'da kaldık. M4, M7, M8 ve F4 füniküler hattındaki araçlarımızın içerisindeki dijital bilgi platformlarının işletilmesi işi. Burada ihaleye fesat karıştırma suçu açısından bir değerlendirme var. Bununla ilgili de detaylı savunma klasörü içerisindeki Ek 13'ü açabilir misiniz? Burada deniyor ki Başkanım: “Potansiyel firmaların ihaleye girişinin engellendiği, yıllık 1.5 milyon muhammen bedeli olan iş için 5 milyon ciro istendiği...” Fakat burada da birçok yatırım var Başkanım. Bu yatırımlar içeriye yapılıyor, yani tüm araçların içerisine bir yatırım yapılıyor. Bu yatırımdan da diğer ihalelerimizde olduğu gibi bir gelir elde ediliyor. Fakat bu yatırımın miktarı yüksek olduğu için, doğal olarak 5 milyon Euro’nun katılım şartı olmak olarak istenmesi doğaldır. Bunu da 2015 yılındaki istediğimiz yine yeterlilik şartlarıyla kıyasladığımızda ne kadar düşük olduğunu da tabloya yansıttık. 2015 yılındaki 1 milyonun 385.000 dolar olduğu, 2023 yılında istediğimiz 1 milyonluk sermayenin 52.000 dolar yaptığı, yine 5 yıl içerisinde 5 milyon TL iş deneyimi istemişiz, o da 261.000 dolar yapıyor. Dolayısıyla buradaki katılım şartları aslında emsal ihalemize göre çok daha düşüktür. Medya A.Ş. bu işi almış. Medya A.Ş. işi aldıktan sonra da bir alt taşeron firmaya vermiş. Bunu yine "devir" olarak nitelendirmiş iddianame. Ancak bu da bir devir değildir; bu, alt yüklenici sözleşmesidir. Onu da tekrardan dile getireyim.
Ayrıca kamu kurum ve kuruluşlarına karşı yapılan dolandırıcılık suçu... Burada 860.000 TL'lik bir kamu zararı iddia ediliyor. Bu 860.000 TL'lik kamu zararının oluştuğu süreç ise; 2022 yılı nisan ayında biz bir ihalenin emsalini almışız fakat ihaleyi 2023 yılının 15 Şubat'ında gerçekleştirmişiz. Yani dolayısıyla arada bir 10 aylık bir TÜFE farkı var, bunu yansıtmadığımızdan kaynaklı olarak bu bedeli ortaya çıkartmış. Başkanım, bizim Muhammen Bedel Tespit Komisyonu'ndan bahsettim size. Bu tespit komisyonumuz, bu ihale bedelini belirlerken mevcuttaki emsal ihale bedellerini baz alıyor. Şimdi sistemi açmışlar ve bu işten —biraz önce eylem, yani bir önceki eylemde anlattığım işin— emsalini almışlar. Bu emsali aldıktan sonra, yani elde ettiğimiz geliri baz alarak bu işteki bedeli belirlemişler. Yani arada TÜFE farkının olmaması yani çok olası değil. Mevcuttaki gelirimiz neyse ona göre bir değerleme yapmışlar ve 1.5 milyon TL olarak belirlemişler. Bunda da daha önceden böyle bir işletme süreci yoktu. Bu da daha sonradan katılan, envanterimize aldığımız 2019 sonrası gerçekleştirilen metro hatlarıyla alakalıydı.
Eylem 67. Bu da yine benzer bir ihale; M6, M9 ve M7 hatları. Burada da Ek 14'ü açabilir miyiz? Yine burada da 2 milyon sermaye, 8 milyon ciro ve iş deneyim tutarında da 8 milyon olarak; 4 iş kolunda 3 yıl faaliyet gösterme yeterliliği istenmiş. Emsallere bakınca bunların da ne kadar düşük olduğu, aslında bizim katılımı sınırlandırdığımız değil, katılımı daha çok arttırmaya yönelik elem içerisinde olduğumuz tabloda da net olarak görünüyor. Yani nereden baksanız %70 indirim yapmışız, daha fazla katılım olsun diye. Ayrıca Başkanım, hatırlarsanız Eylem 61'de, 62'de bize hep şu söyleniyordu: Firmaların NACE koduna bakılıyordu, "Orada şu kadar firma katılıyordu, bu kadar katılamıyordu, işte 75 firma vardı, bu da katılımı çok kısıtladı" deniyordu. Bu ihalelerde —yani Eylem 65, 66, 67'de— hani biz burada yeterlilikleri ne kadar düşük yapmışız ama hiç NACE koduna bakılmamış. Buraya da "katılım kısıtlandı" deniyor. Yani bizim belirlememiz gereken yeterlilikler ne olmalı? Kanun bize bunu tarif etmiyor, sadece "yeterlilikler arayacağımızı" söylüyor. Yani bir alt sınır yok, bir üst sınır yok ama iddianamenin de alt sınırı, üst sınırı yok. Yani biz ne yapmalıydık, ne bir kriter belirlemeliydik? Bununla ilgili hiçbir öneri yok, sadece "ihaleye fesat" var.
Eylem 68 Başkanım, bunlar 13 lokasyonda 2.016 metrekarelik bir reklam alanlarının işletilmesi işi ihalesi. Şimdi burada da aynı şekilde sermaye, ciro ve iş deneyim belgesiyle birçok firmanın elendiği söyleniyor. Dediğim gibi, burada da beyanlarımı, genel savunmamda tekrarladığım beyanlarımı tekrar ediyorum. Yani bu bir zincirdir; Muhammen Bedel Tespit Komisyonları bedelleri belirler, şartnameler önümüze gelir. Ben de bu süreç içerisinde daire başkanıydım. Bir zincir şekilde biz bu işin yapılması hususunda görevlerimizi ifa ederiz. Bir hata var mı bir inceleriz, değerlendiririz, önerimiz olursa söyleriz. Ama burada herhangi bir sıkıntı vesaire görmemişizdir ve biz bu süreçleri idame ettirmişizdir. Yapılan aynı zamanda bu muhammen bedel tespit komisyonu raporlarının ne kadar detaylı olduğunu da size yine genel savunmamda da bahsettim. Yani buralarda da hiçbir eksiğimizin olduğunu ya da yanlışımızın olduğunu asla düşünmüyorum, suçlamaları da kabul etmiyorum.
Eylem 69: Şehir hatlarındaki iskelelerin reklam alanlarının tesisi ve 10 yıl işletmeye verilmesi ihalesi. Bununla ilgili 10 yıl işletilmesi hususunda 2019 yılında aldığımız bir Meclis kararı vardı, o kapsamda ihaleye çıktık. Burada deniyor ki; katılım azaltıldı. Halbuki burada 12 milyon sermaye istendi, yani düşük montanlı bir süreçti. 20 milyon iş deneyimi istenmiş fakat burada 200 milyon TL kamu zararı bulunmuş Başkanım. Şimdi burada hiçbir şekilde bizim tesis ettiğimiz alanlarda, yani tesis edilecek alanlarda bir reklam uygulaması yoktu. Dijital bir ihale, aynı zamanda sabit ünitelerin de olduğu... Çünkü yolculuk sayılarının çok düşük olduğu iskelelerimiz de vardı fakat biz tamamını gerçekleştirdik. Aynı zamanda biz burada belli bir kontenjan da kullandığımız için, yani sadece reklam alanı olarak da düşünmemek lazım. Burada reklam alanı koyuyoruz ama %20'sini, bazen %30'unu biz kendi icraatlarımızın halka duyurulması amacıyla kullanıyoruz. Ama burada bu işin, yani bu işe çok kıymet vermiş iddia makamı. Dolayısıyla diyor ki; 200 milyon kamu zararı var diyor. Böyle bir zarar oluşması mümkün değil, size reklam yatırımlarını da gösterdim. Yani... Aynı zamanda Nihat Bey de anlattı, Nihat Sütaş, bu işin alt yüklenicisi. Yaptığı yatırımı, daha sonra ödediği kira bedellerinin kendisine teklif edilmesi halinde bu işi hemen ivedilikle devredeceğini de söyledi. Yani burada biz yanlış bir iş yapmadık, büyük yatırımlar vardı. O yatırımların karşılanması amacıyla sermaye, ciro ve iş deneyimi gibi kıstasları istememiz de çok normaldir. Dolayısıyla burada sübjektif, hayali bir gelir elde edileceğine kanaat getirilmiş ve bu suçlamaları da hiçbir şekilde kabul etmiyoruz.
Eylem 70, 71 ve 72'de burada da kopyala-yapıştır mantığıyla Başkanım, zaten hiçbir açıklama da yok. Sadece yeterlilik şartlarının çok yüksek olduğundan bahisle ihaleye fesat karıştırdığımızdan bahsediliyor. Bunlara genel savunmamda cevap verdiğim için geçiyorum. Yani özel bu konuya ilişkin bir tespit yok, sadece yükümlülüklerin yüksek olduğundan bahsedilerek ihaleye fesat karıştırıldı denmiş. Bunları kabul etmiyoruz, genel savunmamda detaylı anlattık.
Eylem 73: Beylikdüzü-Söğütlüçeşme metrobüs hattı duraklarında yer alan 845 adet reklam uygulaması, 3 yıl kiraya verilmesi. Biz bu ihaleyi 2012 yılında yapmıştık, 10 yıllık süre doldu ve 2022'de tekrar ettik. Bu sefer 3 yıllık tekrar ettik. Neden? Yatırım da yoktu, yani Meclis kararı alıp çok daha uzun süreler kiralanmasına gerek de duymadık, zaten sabit orada duruyordu. Ama ürünler 10 yıllık olduğu için yıpranmıştı, yine burada da büyük yatırımlar vardı. Ek 15'i açabilir misiniz?
Buradaki bulgu şu Başkanım; şartnamede diyor ki, raketler diyor, afiş değiştiricili raket olup olmadığı, işte kaç yüzünün olup olmadığı, aynı zamanda afiş değiştiriciliği yayınlandığı için burada çok daha fazla reklam görseli gösterilebildiği, yani dolayısıyla isteklilerde bir tereddüt oluşturacağını söylemiş. Şimdi bu Başkanım, bizim ekrana yansıyan ihalemizin ek listesi. Biraz yaklaşabilirseniz daha net olsun. Başkanım burada raketin adını yazıyoruz ve toplam yüz sayısını yazıyoruz. Yani bir istekli burada kaç tane reklam afişi göstereceğini net olarak anlayabiliyor. Yani bundan daha fazla detay verebileceğimiz bir husus yok, durağın adını da veriyoruz. Artık bir tek burada koordinat vermemişiz, koordinata da gerek yok, yani Cevizlibağ istasyonu dediğimizde zaten rahatlıkla bulabiliyor istekliler. Burada da bir eksiğimizin olduğunu düşünmüyoruz.
Burada yine kamu zararı tespit ediliyor. Yaklaşık 19 milyon bir kamu zararı tespit edilmiş. Bunların da ürünlerin çift taraflı, tek taraflı olmasının tam incelenemediği söylenmiş. Biz burada zaten elimizde mevcut ürünler vardı bunların değerlemesini yaparken. Yani muhammen bedel takdir komisyonu toplanıp burada kaç tane yüz varsa zaten ona göre bir değerleme yapmış. Aynı zamanda bu ihale 2012'den geldiği için zaten mevcutta bir rakamımız vardı. O rakamı devam ettirerek biz bu süreci neticelendirdik ama enteresan bir şeydir, burada da bir kamu zararı tespit edilmiş. Bir de Medya AŞ'nin işte arada bir, bizle sözleşme imzaladıktan sonra arada bir boşluğu oluşmuş. Onunla ilgili gerekli ödemelerin yapıldığı da size daha önceden arz edildi. Ama bizim hiçbir şekilde boşluğumuz yok. Yani bizim 2012'den sonra ihalemiz bitiyor, bittiği gün yeni ihaleyi yapıyoruz ve sözleşmeyi imzalıyoruz. Bizim arada ecrimisil keseceğimiz, yani haksız bir işgalin olduğu ya da işte sözleşme olmadan bir işletme yapıldığı ortada yok Başkanım.
Eylem 74: İstanbul Senin mobil uygulamasının içerisindeki reklam uygulamaları. Başkanım, İstanbul Senin çıktıktan sonra tabii çok fazla talep olmuştu. Çok firma da bize o süreçte geliyordu, hani biz içeriğine girmek istiyoruz. Biz de konunun biraz da yabancısıydık. O süreçte Bilgi İşlem Daire Başkanlığımızla bir proje geliştirdik. Dedik ki, hani bunun içeriğinde reklam alanları oluşabilir, çünkü çok fazla firma gelmek istiyor. İşte indirimlerini bahsetmek istiyor. İşte kendi birtakım telekomünikasyon firmaları gelmek için çok fazla talepte bulunuyordu. Bunlar için yoğun talep geliyordu. Biz de o süreçte Bilgi İşlem Dairesiyle beraber bir çalışma yaptık ve bunun ihalesini gerçekleştirdik. Öyle çok yüksek ihale de değildi hani, ne denir, yani bu bedelleri, yani katılım şartlarının çok yüksek olduğu bir süreç de değildi. Ama burada da ihaleye fesat karıştırıldığı iddia edilmiş. Ama burada aynı zamanda AK Partili meclis üyelerimizin de onayıyla, oy birliğiyle çıkmış bir karar. Onlar da çok desteklemişti. Yani birlikte burada bir değer yaratacağımıza kanaat getirmiştik. Bunun ihalesi de seneye bitecek yanlış hatırlamıyorsam. Yani süreç iyi de gidiyordu biz bıraktığımızda, şimdiki durumunu bilmiyorum.
Eylem 75: Bisiklet park ünitelerinin, yani bisikletlerde yer alan reklam uygulamalarının 3 yıl süreli işletilmesi işi. Bu işi 2023'te yaptık. Fakat başkanım biz bu bisikletleri ihale yaptıktan sonra Kültür AŞ'ye teslim edemedik. Birtakım problemleri vardı. Bizim bu bisikletlerin revizyonu, daha doğrusu modernizasyonuyla alakalı bir bütçeye ihtiyacımız vardı. Yıl sonunda o bütçeyi Ulaşım Dairemiz karşılayamadı, bir sonraki seneye kalmıştı. O süreçte biz teslim edemedik. Teslim edemediğimiz, yani yer teslimi yapamadığımız için bu ihaleyi yaklaşık 1 yıl sonra iptal etmek durumunda kaldık. Ama bu süreçte de biz yine de kira bedellerimizi tahsil ettik, hani... Ama sıkıntı, yani yer tesliminin bizden teslim edilmemesi nedeniyle kaynağı, yani sorunun kaynağı biz olduğumuz için burada bir kamu zararının ya da ihaleye fesadın olduğunu asla düşünmüyoruz. Zaten iş iptal edilmişti, süreç de kapandı orada.
Eylem 76: İstanbul'daki 60 adet reklam uygulamalı çiçek satış büfelerinin yapımı ve 3 yıl süreyle işletilmesi işi. Burada Ek 16'yı açabilir miyiz? Başkanım burada sürecin biraz da geçmişi var. Rahmetli Kadir Bey döneminde, Kadir Başkanımızın döneminde bu kaldırımlarda bulunan Roman vatandaşlarımızın bir kapalı bir mekanda da bu işleri idame ettirebilmeleri amacıyla 2010 yılıydı zannedersem bir proje geliştirildi. Ve her biri bir sahipli olsun, bir vergi levhası olsun, öyle bir değerlendirme, hani bu iş de yapılacak denildi. Başlandı fakat o süreç içerisinde birçok el değişikliği oldu. Yani amacına çok da hasıl olamadı proje. 2020'li yıllara geldiğimizde iyice köhneleşme sürecine girmişti ve içerisinde artık başka şeyler satılmaya başlanmıştı. Bunlara da biz müdahale ettik. Bunların yenilenerek yani daha güzel, daha etkili, kent estetiğine de uygun yeni tasarımlarla yenilenmesiydi amacımız. Aynı zamanda bu çiçek satışlarında biraz hani toplumda farkındalık da oluşturmak istedik. Hem çiçek satış, aynı zamanda yanda da reklam alanları vardı, yani bir kiosk tasarımı gerçekleştirildi ve süreç yapıldı.
Şimdi burada da muhammen bedel eksik tespit edildi denilmiş. Şimdi muhammen bedelin eksik tespit edilebilme şansı, tabii işin sadece reklam geliriyle baz alınarak değerlendirildiği için yanlış bir hesap. Burada yine hiçbir şekilde yatırım maliyeti göz önünde bulundurulmamış. Yani kiosklar sıfırdan inşa edildi. Yani buradan nereden baksanız 1,5 milyon dolarlık bir yatırım vardı. Yani 60 adet kioskun, aynı zamanda yan tarafına da ekranlar konuluyordu ki her ekranın yaklaşık, bizim şartnamemizde, teknik şartnamemizde yer alan ekranların maliyeti yaklaşık 13.000 dolarla 17.000 dolar arasındaydı. Biz bunları yaptık, fakat deniliyor ki burada eksik tespit var, daha doğrusu eksik muhammen bedel hesaplanmış. Şimdi buranın da nasıl hesaplanıyor? Şimdi biz 11,5 milyon TL ile hem gelir elde edeceğiz, akabinde kioskların yatırımlarını yapacağız, sahaya konulacak, içinde çiçek satışı yapılacak ve reklam uygulamalarından da gelir elde edilecek. Proje buydu. Kültür AŞ buna 15 milyona başka bir firmaya vermiş, akabinde 22 milyon TL'ye de gelir elde ediyor Kültür AŞ. Daha sonra bu alan firma reklam alanlarını biraz daha üzerine pay koyarak işletmeye başlıyor. Bu işlettiği bedel farkı 5,3 milyonmuş, bu kamu zararı olarak addolunuyor.
Aşağıda yanlış hatırlamıyorsam bunun bir görseli de vardı, aşağıya inebilir misiniz? Kiosklarımız bunlar Başkanım. Yanda ekranlar şeyi var, reklam alanı var. Ön tarafta da işte çiçek satışı üniteleri var böyle hızlı satış yapılan görseller, çiçekler. Aynı zamanda burada bizim istihdam ofislerimize başvuran üniversite öğrencileri çalıştırılıyor. Yani bize başvuran, bayanlardan oluşan bir ekip işletiyor bunları. Yani dolayısıyla burada 1,5 milyon dolara yakın bir yatırım var. Bu yatırım varken 5,5 milyon zarar edildi vesaire diyerek burada bir dolandırıcılık suçu işlenildiği söylenmiş, bunu da kabul etmiyoruz.
Eylem 77: Başkanım bu Eylem 77 enteresan bir eylem. Biraz önce 2015 yılında yapılan bir ihaleden bahsetmiştim, hatta kıyaslamalı gitmiştim hatırlarsanız. Yani tüm araçlarımızın içerisinde bulunan ekranların işletilmesi işiyle alakalı. 2015 yılında o ihale yapıldı, içeriğinde de görsellerle İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin %30 yayın hakkı var. Yani bir saat içerisindeki %70'i reklam olarak dönecek, %30'u da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin tanıtımları. Şimdi bu tanıtımları Emlak Müdürlüğü yapıyor o zaman ihaleyi. Bu tanıtımları ya da görselleri, video içeriklerini Emlak Müdürlüğü oluşturamayacağı için bununla ilgili İBB'nin tanıtımları amacıyla bir ihaleye çıkılıyor 2015 yılında. Akabinde süreç gerçekleştiriliyor ve Medya AŞ işi alıyor. Medya AŞ işi aldıktan sonra işte bir teknik şartname oluşturuluyor. Burada mesela 4734 sayılı Kanun'a göre hizmet almışız. Bu ihale yapılıyor ve 2024 yılına kadar başkanım biz aralıksız bir şekilde bu ihaleyi gerçekleştiriyoruz. İddianame çıktıktan sonra bilirkişi raporlarını da okuyoruz. Başkanım bilirkişi raporlarında işin nevi, miktarı net olarak belirtilmedi diyor. Yani burada belirtilmediğine delil olarak da şunu söylüyorlar: Biz 2019'dan sonra açılan hatların listesini ek listeye koymamışız, dolayısıyla araçlar tam olarak belirtilmedi, işin miktarı belirtilmedi diyor, yani metro hatlarını göstermediğimiz için.
Fakat bizim buradaki işimizin miktarı yapılan icraatlarımızın tanıtımı. Yani ne kadar çok ekranda yayınlanınca işin miktarı o kadar artmıyor. Yapılan iş yani miktara göre değiştirilmiyor. Mesela siz burada bir deseniz ki işte, gelen yakınları bilgilendirme amacıyla işte "Kapıda beklemeye işte en fazla 30 dakika olacaktır, sadece bir yakın gelecektir." vesaire bir şey yayınlasanız, buraya koysanız bu bir içeriktir. Bizim miktarımız bu ya da başka bir duyuru yapacaksanız bu yaptığınız duyurulardır işin miktarı. Ama bilirkişiler bunu vagon olarak değerlendirmişler. Yani diyor ki, M4 hattı bu şeyde değerlendirilmemiş, yani dolayısıyla yüksek fiyat alınmış gibi bir değerlendirmesi var. Bir de şuna baktım Başkanım; biz 2015 yılından 2024 yılına kadar neyi değişik yaptık? İki şartnameyi elime aldım, tek farklılık 1,5 satır aşağıya kaymış. Başka hiçbir farklılık yok. Bunu da eğer kurumdan isterseniz, ben yanımda da getirdim, isterseniz veririm. Hiçbir farklılık yok. 2016'dan 2024'e kadar yapılan ihalelerin şartnameleri bir tek 1,5 satır aşağıya kaymış, hiçbir farklılık yok. Alan kişi de aynı Medya AŞ.
Aynı zamanda hani teknik olarak söyleyeceğimiz şey de şartnamenin, yani teknik şartnamenin detaylı yazılmadığı söylenmiş. Şimdi zikredilen teknik detayları biz tamamen teknik şartnameye yazdık, fakat bilirkişiler sadece idari şartnameye bakmışlar. Onları göremediler zannedersem. Buradaki teknik şartnamedeki o teknik şartları yazmamızdaki amaç da hem rekabeti daraltmamak hem de yer alması gerektiği dokümanda olmasıdır. Yani birtakım teknik detaylar isterseniz siz, 4734 sayılı Kanun'a göre yaptığınız ihalelerde teknik şartnameye yazmanız gerekiyor. Bir de şu var; yapılan ihaleler EKAP'ta yayınlanıyor ya, belediyemiz İhale Müdürlüğü tarafından organize edilen bir süreç oluyor bu. Hani bizim 2886'dan biraz daha farklı, encümende yapılmıyor. Şimdi herkesin katılımına açık bir şekilde yapılıyor, fakat orada mesela incelemek isteyen insanların ihale dokümanı indirdiğini de tespit edebiliyorsunuz siz 4734'te, yani EKAP sisteminde her şey belli. 2016'dan itibaren tarattım, indiren dahi olmamış. Burada bir belirsizlik değil, isteklilerin cazip bulmamasıdır katılmamalarındaki amaç.
Bugüne kadar da mesela Sayıştay bunlara biraz daha fazla detaylı olarak bakar. Çünkü 4734'ün kriterleri çok daha detaylıdır. Bakarlar. Bugüne kadar Sayıştay ile ilgili bir inceleme sürecine dahi girmedik. Mülkiye müfettişleri vesaire de konuyla ilgili hiçbir süreç işletmedi ama karşımıza böyle bir eylem geldi. Bununla ilgili de Ek 17'yi açarsanız, işin miktarının ne olduğunu liste olarak yaptığımız hak edişlerle size arz edelim. Aşağı inelim. Burada başkanım, yapılan işlerin çok okunmuyor ama sizin ekranınızda okunuyor mu, bilmiyorum. Kağıt üzerinde devam edelim. Yani İstanbul'un tanıtımlarıyla alakalı yaptığımız icraatlarla alakalı, mesela Esenyurt Mahmutbey metro hattının açılışı ile ilgili bir şey yapılmış. "Neden taksi ihtiyacı var?" Yani bunların filmleri düzenlenmiş.
Eylem 110: Beyoğlu ilçesi, Sütlüce Mahallesi. Yani belediyemizin bu etkinlik çadırı vardı 2000 metrekarelik. Dijital Deneyim Müzesi olarak sizin de aklınızda kalmıştır. Bunun dijital deneyim müzesi sunumunu açabilir miyiz? Burada ihaleye fesattan yargılanıyoruz. Burada da aslında yeterlilik kriterlerimizin yüksek olduğundan bahsediliyor. Fakat bizim yeterlilik kriterlerimiz, yani bu işin yapılmasının önemine binaen yüksek olduğu doğrudur. Aynı zamanda AK Partili üyelerin de oy birliğiyle çıkmıştır ama onlara tabii sorumluluk yüklenmedi. Biz bunu oy birliğiyle aldık. En başa gelebilir misiniz, pardon? Başkanım, burada yapılan yatırımlara, yanlış hatırlamıyorsam, gidildiği söylenmişti heyetinize de. Hani burası etkin bir yer. Devam edelim aşağı doğru. 2000 metrekarelik bir alan. Eskiden burası belediyemizin icraatlarının yapıldığı, daha doğrusu tanıtıldığı bir alandı. Vatandaşlar oraya gelirdi, 2019 öncesini anlatıyorum. Orada işte birtakım metro hatları anlatılırdı vesaire. Çok da aktif kullanılan bir mekan değildi. Buraya bu tarz yatırımlar yapılarak bir müze haline getirilmesi değerlendirildi ve biz de bununla ilgili bir ihaleye çıktık. Ama tabii bölgedeki emsal fiyatlar alındı. "Ama neden ticaretten alınmadı?" denilmiş. Şimdi, ticaretten ziyade, başkanım, biz buraya bir müze kuracağımız için çok yüksek miktarda bir yatırım var. Bu yatırımı da öngördüğümüz için muhammen bedelin emsal bedellere göre çıkması gayet normaldir. 675.000 kişi ziyaret etmiş 2024'ten Haziran 2026'ya kadar. Yani toplamda 2000 metrekarelik orada bir değer oluşturuldu. Umarım görürsünüz görmediyseniz.
Eylem 111: Beykoz ilçesi, Kılıçlı Mahallesi. Ek 19'u açabilir miyiz? Başkanım, burası 265000 metrekarelik bir parsel. Bu haritaya yaklaşabilirseniz, sağ üst köşede Beykoz'da bir iğne koymuştum. Evet, tam o tarafta bir mavi tik var. Parselin yeri burası. 265000 metrekarelik büyük bir alan. Eski bir askeri tesis burası. Buraya 2016 yılında Orman Genel Müdürlüğü ile aramızda bir devir sözleşmesi yapıyoruz. İlk başta Beykoz Belediyesi yapıyor. Beykoz Belediyesi aldıktan sonra işi idame ettiremiyor ve burayı bize devir sözleşmesiyle bırakıyor. Buradaki yapılmasındaki amaç, yani tahsis alınmasındaki amaç, Yeşilçam film platosu kurulmak isteniyor burada. Yani amaç burada bir film platosu kurmak. Akabinde buranın devir protokolü mahkeme heyetince geçersiz kılınıyor ve ormanla belediyemiz bir protokol imzalıyoruz ve devam ediyoruz.
Fakat, bu arada aşağı doğru inebilirsiniz, parsel burada. Askeri yapılar var içerisinde 53 tane. İşte silahlıktı, yemekhaneydi, yatakhaneydi vesaire, böyle büyük bir parsel. Şimdi bu proje yapılsın diye kollar sıvanıyor. İlk başta, içerisindeki bahsettiğim askeri 53 tane yapının tekrar rehabilite projesi hazırlanıyor Etüt Projeler tarafından. Başlandıktan sonra oraya plato yapılması amacıyla birtakım beton dökümler yapılıyor fakat 2016 yılının Temmuz ayında burası mühürleniyor. Mühürlendikten, bizim ihale yaptığımız tarihe kadar hiçbir şekilde bir aksiyon alınamıyor. Bu süreç içerisinde projeyi değiştiriyorlar. 2018 yılında Çocuk Kitap Köyü projesi hazırlanıyor Etüt Projeler Daire Başkanlığı tarafından. Uygun görülmüyor. Geliyoruz 2019'a. Yapıldığı işte maliyetleri vesaireyi çıkartıyoruz. Ek 20'yi açabilir misiniz bu arada? Aşağı inelim. Burası 2038 yılına kadar bize tahsisli bir alan Başkanım. Şimdi, 2011 yılında 11 milyon TL harcanmış. Bu da yaklaşık 7.5 milyon dolar civarında bir bedel yapıyor. Akabinde biz ilk başta Beykoz Belediyesi'ne 5 milyon 200.000 TL bir bedel ödüyoruz. Daha sonra 2016'dan 2020'ye kadar bedeller biraz düşüyor ve toplamda 5 milyon 371 bin TL'lik bir ödeme yapıyoruz. Akabinde biz buraya bir ihale gerçekleştiriyoruz. İhalede sadece rekreasyon alanı olarak kullanılmak... Önceki sunuma tekrar geri dönebilir miyiz Ek 19'a? Aşağı doğru inelim. Aşağı doğru yavaş yavaş inebilirsiniz. Yani ilk başta aldığımız ve şu an buraya Kültür AŞ'yi aldıktan sonraki halini böyle senelere sari koymaya çalıştık. 3 yıllık bir ihaleydi. Buradaki binaların tamamen yenilenmesini tekrardan yaptık, ayağa kaldırdık. Kılıçlı Köyü var hemen yanında; onlarla, yani köylüyle entegrasyonu sağladık. Köylüler burayı çok fazla ziyaret ediyor. Orada hani yeşil alanlar daha da arttırıldı.
Ve buradan Başkanım, Sayıştay şeylerine de konudur burası, bulgularına da konudur; "Yani burayı işletmiyorsunuz, değerlendirmiyorsunuz." diye. İlk kez değerlendirdik, ilk kez bir gelir elde ettik. Çünkü sürekli buraya ödemeler yaptık ama şimdi yargılanıyoruz burada. Yani aslında daha önceden yapılan işler bizim gözümüzde zarardı. Dolayısıyla burada Kültür AŞ ve alt yüklenicisi de varmış kısmi olarak. Güzel bir iş çıkardılar. Şimdi burayı teslim de aldık, ihalesi de bitti. Artık orayla ilgili görevde olan arkadaşlarımız birtakım değerlendirmeler yapıyordur diye düşünüyorum.
Eylem 112: Eyüpsultan, Feshane. Ek 21'i açabilir misiniz? Başkanım, burada herhangi bir alt yüklenicimiz de yok, burayı Kültür AŞ işletiyor. Bu Feshane restorasyon süreci geçtikten sonra burayı ziyaretçi sayısı büyük oranda arttı. Ziyaretçi sayısını aşağıya yazdım; yaklaşık 2.5 milyon ziyaretçi gelmiş. 1131 etkinlik yapılmış. İçeriye sergi alanı, 85 kişi kapasiteli kütüphane, kafe, restoran, müze ve etkinlik alanları yapılmış. Şimdi, daha önceden buraya böyle bir yüksek katılım yoktu. Bu kadar cazibe merkezi haline gelince, biz de burada insanların ufak da olsa yeme içme ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla oraya bir kitap kafe yaptık. Yani bu kitap kafeyle alakalı da deniyor ki: "Yaptığınız ihalede işte Anadolu ve Avrupa Yakası'nda 5 adet kitap, hediyelik eşya satımı yapma yeterliliklerinin ihaleye katılımı kısıtladı." diyor. Yani burada alt yüklenicimiz de yok, başkanım. Hatta burası da AK Partili üyelerimizle birlikte oy birliğiyle çıktı encümenden. Yani hiçbir problemin olmadığı, sürekli söyleşilerin, sergilerin yapıldığı bir alan. Resimlerini de hızlıca geçelim aşağı doğru. Yani öncesi sonrası yaptık. Aşağı inelim.
Evet, devam edelim. Yapılan etkinlikleri buraya yazmıştık. Yani süreç böyle sonuçlandı. Başkanım, Belediye Kanunu'nda bir 26'ncı maddemiz vardır. Orada bazı yapılarınızı iştiraklerinize tahsis edebiliyorsunuz. Fakat bu alanlar ne yazık ki tahsis alanlarına girmiyor. Dolayısıyla tahsis edemediğimiz için biz böyle ihale yöntemlerine başvurmak durumunda kalıyoruz. Bu sıkıntı, yani 2015 öncelerinde yoktu. 2015'ten sonra bir Sayıştay bulgusu oldu ve dolayısıyla bütün tahsisler iptal edildi. Mesela Panorama İstanbul Müzemize gittiyseniz bilirsiniz, Fetih Müzesi. Orayı biz tahsis etmiştik fakat tahsisi Sayıştay iptal etti ve ihaleye çıkmak zorunda kaldık. İhale yeterliliklerine de 10 yıllık panoramik müze işletilmesi yazıldı. Yani Kültür AŞ aldı ve devam ediyor. Hani burada bizim Anadolu ve Avrupa Yakası'nda 5 adet kitap, hediyelik eşya satışı yapma yeterliliğini koymamız ve 10 yıl ticari faaliyetine devam ettiğine dair yeterlilikler koymamız bizce normaldir Başkanım.
Eylem 113: Yenikapı Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi açık ve kapalı alanlarının 3 yıl işletilmesi işi. Buranın da ek sunumu var Kadir Topbaş Kültür Merkezi'nin. Başkanım, burası 2019'dan önce, aşağı doğru inebiliriz, 2019'dan önce sadece burada işte mitingler, personelimize iftarlar vesaire o şekilde kullanılan alanlardandı. Fakat bu yaptığımız, yani 2023 sonrasında yaptığımız ihaleden sonra bir de potansiyeli gördük. Mesela Covid döneminde burada işte arabada sinema, işte konserler vesaire de yapıldı. Büyük bir potansiyeli olduğunu da gördük o süreçte. Daha sonra buraya biraz daha profesyonelleşmek istedi Kültür AŞ. Hani daha fazla satış yapabilmek amacıyla, daha fazla etkinlik yapabilmek amacıyla bir talep geldi. Biz de tahsis yapamıyorduk. Daha önceden Beltur işletiyordu burayı. Beltur işlettikten sonra biz burayla ilgili yeni bir ihaleye çıktık. İhaleden sonra da burada, Başkanım, şampiyonluk kutlamaları yapıldı. Dünyaca ünlü starlar burada konserler verdi. Yani burası özellikle yaz aylarında çok fazla talep gören, büyük konserlerin yapıldığı bir alan haline getirildi. Plancılıkta bir şey vardır "tanımsız boşluk" diye, yani tanımsız boşluk olmaktan çıkarttık burayı. Sürekli yaşayan bir yer haline getirdik.
Bir de burada şöyle söyleniyor Başkanım: “İhalelerin, suç örgütünün organizasyonu dahilinde planlanarak adrese teslim şekilde gerçekleştirildiği; Medya AŞ çalışanı bilgisayarından Murat Ongun, Emrah Bağdatlı, Elif Güven, Fatoş Ayık, Can Akın Çağlar, Hakan Karaköse, Kaan Sürmegöz tarafından usulsüzce organize edildiği, Ekrem İmamoğlu talimatıyla Murat Ongun'un eliyle, Emrah Bağdatlı olmak üzere, hileli düzenlendiği görülmüştür.” Başkanım, burada Kültür AŞ ile alakalı hiçbir kimse çalışmıyor. Mesela Hakan Karaköse denilmiş; iftiracı, Reklam Müdürlüğü'nde çalışıyor, bu iş Emlak Müdürlüğü'nün işi. Yani Elif Güven, Fatoş Ayık zaten Murat Ongun, bunlar tamamıyla Medya AŞ'ye bağlı insanlar ama süreç burada Kültür AŞ'nin işi. Oradaki bir aykırılığa da dikkat çekmek istedim.
Eylem 114: Kadıköy'deki açık festival alanı. Ek 22'ydi zannedersem, Ek 22'yi de açabilirsek. Başkanım, burasıyla ilgili de bize çok fazla talep geliyordu. Özellikle içerideki firmalar sponsorluklarla... Burada Avrupa Yakası'nda bir konser alanı yok, özür dilerim, Anadolu Yakası'nda doğru düzgün bir konser alanı yok. Avrupa Yakası'nda birçok Harbiye vesaire konser alanı var. Burası da tam bir transfer merkezidir, Kadıköy Rıhtım'ın ucundaki bir alan. Eskiden balon vardı hatırlarsınız belki, onun arkasına denk geliyor. Şimdi burada 10.000 kişilik bir etkinlik alanı yaptık. Fakat buraya hani yüksek maliyetlerle de büyük yatırımlar yapmadık. Bunun ihalesini gerçekleştirdik. Yani özellikle yatırım istemedik, çünkü burada Kadıköy Meydanı Kentsel Tasarım Projesi kuruldan da onaylanmıştı ve biz zaten Kadıköy'de bir uygulama projesine başlayacaktık artık. Ama talep de yoğun olunca, Anadolu Yakası'nın işte deniz otobüsü, vapur, işte metro, otobüs hepsinin tam bir transfer merkezinde olduğu için burada etkinlikler yapılmak isteniyordu, insanların rahat ulaşımını sağlayabilmek amacıyla. Biz de bir ihale gerçekleştirdik, bunu da Kültür AŞ aldı. Dolayısıyla burada hani güzel etkinlikler de yapıldı. Hani 49 etkinlik yapılmış bugüne kadar. Şimdi burasının da ihalesi neticelendi. Zaten burada devam edecek mi onu da bilmiyorum. Sadece aşağı doğru inebiliriz. Hani sahneler vesaire kuruldu ama hani böyle bu tarz küçük etkinlikler yapılıyor, küçük konserler düzenleniyor. Hani burada alt yüklenici de yok, tekrar söylüyorum. Güzel gelir getirdi ve kira getirisi elde ettik.
Eylem 115: Bağcılar, Ümraniye, Şişli ilçelerinde bulunan 3 ayrı alandaki kitap kafe satışı. Başkanım, buraya da "ihale fesat" denilmiş, "yeterlilik kriterleri yüksek" denilmiş. Ek 23'ü açabilir miyiz? Burada da alt yüklenici yoktur Başkanım. Bağcılar, Ümraniye ve Şişli ilçelerinde meydan düzenlemeleri yapıldı. Ve orada insanlara kitap satabilmek amacıyla, aynı zamanda ufak yeme içme şeyleri de satılıyor yanlış bilmiyorsam. İşte Mecidiyeköy Meydanı'nın eski hali en soldaki haliydi. Buralar yeşillendirildi. Hani daha yaşanılabilir ortamlar ortaya çıkartıldı ve biz de bunun merkezine kitap satışı koymak istedik. Burada rakamlar da aşağıda yazıyor. Ümraniye ilçesinde toplam 6500 kişi ziyaret etmiş. Burada cirolar da yazıyor; 1.4 milyon gelir elde etmişler. Yani Bağcılar, Ümraniye, Şişli bizim için yaptığımız projelerde böyle bir kitap kafeyle sonuçlandıracağımız bir süreçti.
Eylem 117: Başkanım, burada kesilen ecrimisillerle alakalı birtakım beyanlar var, onlarla başlamış. Daha sonra o beyanlara istinaden bizim kestiğimiz ecrimisillerin düşük olduğu iddia edilmiş; çünkü firmalardan satışların talep edilmesi istenmiş. Bu satışlar bizim kestiğimiz ecrimisillere göre düşük kalmış, dolayısıyla burada "kamu zarara uğratıldı" anlamında bir bulgu var. Bunun başlangıcı da işte Universal Medya'nın 2019 öncesinde bir panosu varmış, o kaldırılmış. Bu kaldırmanın da doğru olduğu zaten bilirkişilerce de tespit edilmiş ama "Bu uygulama diğer firmalara yapılmadı." denilmiş. Yani 2021 yılıydı, biz saha elemanlarımızla tespite çıktık, birtakım aykırılıkları, eksiklikleri tespit ettik ve geçmişe dönük ecrimisil süreçlerini işlettik. Bundan dolayı da "260 milyon kamu zararı var." deniyor. Ama tabii tam bilirkişi bu rakamı ya da iddianame bu rakamı söylemiyor, bunu mülkiye müfettişi söylüyor. Bu 260 milyon kamu zararının içerisinde, mesela elektrik direkleri var, elektrik direklerini işleten firma var; akabinde işte kıyı hattına konuldu, aslında siz buna ceza kesmeniz gerekiyordu. Ne kadar kazanmış? "Şu kadar kazanmış." vesaire bunları ortaya koymuş. Akabinde iddianamede olmayan billboard dosyamız var. Billboardlar birleştirildi, ilçe billboardları il billboardları... Dolayısıyla burada farklı bir gelir var, "Siz de aldığınız gelire göre düşük ödüyorsunuz." deniliyor. Ve daha sonra işte birtakım firmaların özel sektörde, hani özel mülkiyete konu alanlarının önüne kestiğimiz ecrimisiller var.
Şimdi Ek 24'ü açabilir miyiz? Mesela Başkanım, 2019 yılından sonra, 2020 yıllarında bütün sahada bir tespit yaptı. Mesela şey vardı, benzin istasyonlarının önlerinde bir fiyat panoları olur bilirsiniz, o fiyat panolarının birçoğunun parsel dışında kaldığını tespit ettik. Bunlara yönelik geçmişe dönük, yani 2886 sayılı kanunun 75'inci maddesine göre geçmişe dönük ecrimisiller kestik. Çok da yüklü miktarlarda gelir elde ettik. Kimisi kaldırdı, kimisi devam etti. Şimdi bizim belediyemizin göndermiş olduğu ihbarnamelerin tamamında, yani biz onu son dönemde kaldırdık da eski dönemin tamamında, "Belediyeler lüzum görmesi halinde kaldırır." yazar ihbarnamede. Lüzum görmezse devam eder. Onu da bir gelir kapısı olarak görmüştür Milli Emlak, belediyeler vesaire. Birçok yerde birçok ecrimisille işletilen alanlar vardır. Dolayısıyla öncelikle bir iş akış sürecimizi anlatalım size: Müdürlüğümüze bağlı teknik elemanlar saha tespitlerini yapar ve haksız işgali tespit ederler. Haksız işgal tespit edildikten sonra bir rapor oluşturulur. Bu raporda haksız işgalin önlenmesine yönelik başkanlık onayıyla bir bedel belirlenir. Yani bedeli Kıymet Takdir Komisyonu belirliyor, dosya açılıyor; daha sonra bu tebligat sürecine geçildikten sonra ilgilisine tebliğ ediliyor. Tebliğ edildikten sonra tahsilat aşaması var. İşte "Erken ödeme yaparsanız" diyor kanunda, "%35 indirim alırsınız." diyor.
Hatta son çıkan yasada da ecrimisillerin ödemesine taksit yapıyor, faizini almıyor vesaire belki de fark etmişsinizdir, son bir kanun çıktı. Aşağı inelim. Akabinde biz işgalin sonlandırılmasına yönelik birtakım çalışmalar yapıyoruz. Kendi kaldırırsa kaldırıyor, kaldırmazsa kaymakamlık marifetiyle yazışmalarımızı yapıyoruz ve kaymakamlık eşliğinde o işgal kaldırılıyor. Dolayısıyla bütün kurumlarda bu süreç işlerken bizde süreç nasıl oldu, aşağı doğru inelim, devam edelim. 25'i açabilir miyiz? Bu da bizim belediyemizdeki dosya sayıları. Yani 2.700 adet, yani 2019 öncesinde yaklaşık 3.000 adet dosyamız vardı. Bu dosyalardan yeni yaptığımız tespitlere göre yeni işgalleri tespit ediyoruz ve toplamda bizim 4.900'e yakın, 2025'e kadar dosyamız vardı. 2019 sonrasında biz 1.132 adet işgali sonlandırdık Sayın Başkanım. Yani hepsi ortadan kaldırıldı. Mevcutta 3.800'e yakın dosya bulunuyor. Aşağı doğru inelim. Başkanım, bizim başarı kriterimiz sahada olmamızdır, yaptığımız tespitlerdir. Tespiti yaptıktan sonra bizim o ecrimisil dosyasını açmamamız bize tam tersi zarar verir, yani usule aykırılık oluşturmuş oluruz.
Yani biz 2019'da bakın, 495 adet saha tespiti yapmışız. 2020'de 1.248 ve bu sürekli artıyor. 2022-2023 yılında tespit sayılarımız çok daha da arttı ve bununla ilgili kendi iştirak şirketlerimizden de destek alarak, saha ekiplerini kurarak yaptık. Yani bizim en önemli başarı kriterimiz sahada olmamızdır. Çünkü işgal her zaman oluyor, ister istemez oluyor. Biraz önce bahsettiğim örneklerdeki gibi; reklam panolarından oluyor, benzin istasyonlarının totemlerinden oluyor, restoranların kış bahçelerinden oluyor. Bunları sahada siz tespit edemezseniz bu sizin gelir kaybınızdır. Aşağı inelim. Bu da bizim gelirlerimiz. Yani tamam tespit ettik, tahsilatlarını yapabildik mi? Bu da yaklaşık 2025 yılında 1 milyarların üzerine çıktık. Gelir yani tahakkuk tahsilat oranlarımızın ne kadar yüksek olduğunu da size burada tekrar göstermek istedim. Devam edelim. Bu da bizim kira tahakkuklarımız. Elde ettiğimiz gelirler. Tamam. Ek 26'yı açalım, bir ihbarname örneği de göstermek istiyorum. Biraz önce bahsettiğim, belediyemizce lüzum görülmesi halinde kaldırılacağı eskiden beri bu reklam uygulamalarında zaten yazıyordu. Aşağıda daha devam ediyor mu? Bakalım. Bunlar zaten hepsi kaldırıldı ve ihale edildi. Ek 27'yi açabilir misiniz?
Başkanım, bu reklam uygulamalarının ecrimisil ile işletilmesine dair... Biraz daha aşağı inelim. 2015 yılından beri bize sorgu yapılıyordu. Tamam, biraz daha yukarıya çıkalım şimdi. 2015, 2016, 2017, 2018 idareye ait reklam alanlarının ecrimisil karşılığında işlettirilmesi; yani bu bizim eylem 119, 117. 2019 yılına geliyoruz, biz Başkanım tamamını kaldırdık. Size de genel savunmamda bir tablo arz etmiştim, rakamların çokluğunu da görmüştünüz. Biz sadece şu an 147 dosya açtık ve hepsinin işgaline sonlandırıp ihale ettiğimiz için şu an burada yargılanıyoruz. Sayıştay raporları da bizi destekliyor. Bundan sonra hiçbir şekilde Sayıştay bulgusu da olmadı çünkü işgalleri sonlandırdık Başkanım. Şirketlerin gelirlerine bakalım. Yaklaşık 92 milyon TL gelir elde edildiği, yani yekün olarak bir rakam ortaya çıkartılmış. Bizim kestiğimiz bedel de 37 milyon TL'ymiş 2021-2022 yılında. Dolayısıyla diyor ki "Burada arada bir fark var." Fakat bu yapılan araştırma, mesela siz bir şirkete gidip baktığınız zaman size bir fatura örneği gösteriyor. O faturanın içeriğinde reklam satışının o bölgeye dair olup olmadığını bile bilmeden, belki yanında başka yerleri de satıyor olabilirler. O faturada biz onu görüyoruz da bunu inceleyen bilirkişiler onu tam algılayamamışlar. Dolayısıyla diyorlar ki "Burada rakam çok yüksek, kesilen ecrimisil düşük." Bazı yerlerde de bir tablo var, zarar etmişler ama o zarardan bahsetmiyor. Biz daha yüksek şey yapmışız, kesmişiz.
Bazı etkin pişmanlık ifadeleri var. Diyorlar ki "Bize öyle yüksek ecrimisil kesti ki biz sektörde iş yapamaz hale geldik. Sonra panomuz kaldırıldı, zaten itiraz ettik." Yani süreç kiminin zarar edip kiminin zarar etmediğine biz bakmayız Başkanım. Biz, detaylı savunmamın başında da arz ettiğim gibi, bir reklam değer haritamız vardır, rayiçlerimiz vardır. Rayiçlerimize göre ecrimisil tahakkuklarını, tahsilatlarını yapar, geçeriz. Deniyor ki burada "Devlet Tiyatroları'nda siz 335 bin TL ecrimisil kestiniz fakat şirket 11 milyon TL gelir elde etti." Başkanım, Devlet Tiyatroları, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı bir kuruluş. 1998 yılından beri Devlet Tiyatroları'nın tanıtımının yapılması amacıyla 41 adet böyle yuvarlak silindir şeklindeki pano bizim tarafımızdan veriliyor. 2020 yılından sonra dedik ki "Hani burada bir reklam da gösteriyorsunuz siz." Çünkü Devlet Tiyatroları'nın bir alt yüklenicisi var. O alt yüklenici bir taraftan tiyatroları tanıtıyor, bir taraftan reklam koyuyor. Tamam, biz size izin veriyoruz 1998 yılından beri ama burada bir kazanç da var. Dolayısıyla bunu yapmaya devam ettirirseniz şayet, biz burada bu haksız kazancın önüne geçebilmek için hakkımızı isteyeceğiz.
Akabinde her yıl da yazışma yapıyoruz Bakanlıkla. Bizden talep ediyorlar; hani "Biz burada devam etmek istiyoruz." diye. Biz de onlara izin veriyoruz. Ama reklamı görünce 2020 yılından sonra Başkanım, şey yaptık, ceza kesmeye başladık. Tabii bu rakam şu an çok düşük de şu an kesilen rakam çok daha yüksektir ya da belki de kaldırılmıştır, tam bilmiyorum. Yani içeriye girmeden önce bu rakamlar çok daha yüksekti. Yani 1997 yılından beri yürütülen bir süreç bu. İki tane kamu kurumu var. Yani bir kamu kurumu gelir elde ediyor. Biz de ceza kestik, biz de bir gelir elde etmiş olduk. Ama yargılanıyoruz burada. 124 taşınmazdan 25'inin ihale edildiği, 57'sinin halen kullanıldığı belirtilmiş. Başkanım, bizim ecrimisil ile işlettiğimiz hiçbir pano kalmadı. Biz hepsini tespit ettik ve kaldırma işlemlerini yürüttük. Bununla ilgili sürecimiz de şu şekilde gelişti: Başkanım, biz işgali tespit ettik, cezai müeyyideleri yürüttük, tahsilatlarını yaptık ve sonrasında da kaldırıldı bu ürünlerin tamamı. Sonra da tek tek kaldırdığımız panoların yerlerine dair, bu eylemlerde de olan ihaleleri gerçekleştirdik.
Yani biz ihale yapıyoruz, ihaleye fesattan yargılanıyoruz. İhale yapmıyoruz, "Aslında ihale etmeniz gerekirdi, milyonlarca liralık bir zarar var." diyor. Ama diğer eleme gidiyoruz, kamu kurumu ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık maddesi yok. Bir de Başkanım, bu milyonlarca liralık zarar konusunda bir husus var: elektrik direkleri. Elektrik direkleriyle ilgili 2010 yılında BEDAŞ ve AYEDAŞ'la, onların çatı kurumu TEİAŞ'la bir protokol imzaladık. Dedik ki "İhalelerinizi siz yapın." O protokolü açabilir misiniz ek klasörde? Biraz yaklaşabilirsek aşağı doğru. Dedik ki "Buradaki ihaleyi siz yapın. Elektrik direklerinin üzerindeki reklam uygulamalarının ihalelerini siz yapın. Bize yaptığınız ihale bedelinin %25'ini bize gönderin, kalan %75'i sizin olsun." dedik. Bu protokolü yaptık. 2010 yılından beri eksiksiz devam etti. 2020 yılına geldik. Bu rakamın düşük olduğuna kanaat getirdik. İhtar çektik hem BEDAŞ'a hem AYEDAŞ'a. Fakat 2010'dan sonra bu süreçler de biraz değişti. Avrupa Yakası'nı CK Boğaziçi, Anadolu Yakası'nı da Enerjisa işletiyor. Dediler ki "2012'de biz bir protokolle bunların mülkiyetini da aldık." dediler. Eskiden yer sizindi, direk bizimdi. "O yüzden bu protokolü yaptık, şimdi süreci bu şekilde işleteceğiz. Size hani gelir verme konusunda uygun görmüyoruz." dediler hukuken. Biz de biraz daha bastırdık, izin verme yetkisi de bizde. Payımızı %50'ye çıkartan yeni bir protokol imzaladık 2022 yılında Başkanım. Bundan sonra yaptıkları ihaledeki bedellerin %50'sini bize ödemeye başladılar.
Fakat burada deniyor ki "Konulmaması gereken yerlere konuyor." Şimdi bu tanık beyanları ve etkin pişmanlık beyanları tamamen protokolün kapsamını bilmeden yaptıkları tamamen suç iftiralarıdır. Dolayısıyla burada bizim bir kamu zararımız yok; tam tersi, %25'ten %50'ye çıkarttığımız bir süreçtir Başkanım. Aşağı doğru inelim. Son o şeyi de görelim, yeni yaptığımız protokolü. Devam edelim. Bu da yeni protokolümüz. Bu da %50'ye çıkardığımız protokol. Ha, hala da zarar olduğunu düşünüyorlarsa Başkanım, Avrupa Yakası'nı özellikle şey yapmışlar, CK Boğaziçi'ne bir yazı yazalım. Diyelim ki "Hani bizim İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak iddianamede belirtilen zararlarımız var." Ve onu rica edelim kendilerinden. Onlar da size hukuken de bir mütalaa verirler herhalde.
Başkanım, eylem 118... Üçüncü şahıslara ait açık hava reklam alanlarını kiralayan şirketlerin yetkilileri işte Kentsel Tasarım Müdürlüğü'ne başvurmaları neticesinde şirket yetkilileri Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'ye yönlendirilmiş ve muvazaalı sözleşmeler imzalanmış. Bu faturalar ödenmiş, daha sonra karşı tarafa geri ödemeler yapılmış vesaire. Başkanım, ben bu eylemin hiçbir tarafında yokum. Ben Kentsel Tasarım Müdürlüğü çalışanı değilim, ben Emlak Daire Başkanı'yım. Hiçbir şekilde hiçbir kimseyi hiçbir yere ödeme yapması anlamında yönlendirmedim. Kültür A.Ş.'de hiçbir görevim yok resmi anlamda. Yani belediye şirketlerimiz zaten bu eylemlerle alakalı size detaylı izahatta da bulundu. Ama biz kamu tarafında, yani İBB tarafında burada ne kentsel tasarımın etkili olduğunu düşünüyorum hani ben kentsel tasarım çalışanı da değilim. Alper Aydın da yanlış hatırlamıyorsam "Kültür A.Ş.'ye ödeme yapan firmalara ayrıcalık tanınıyor." deniliyordu. Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nün yapmış olduğu "Uygun değildir." yazılarını size gösterdi. Yani ben Kentsel Tasarım Komisyonu'nda da üye değilim. Bizim Reklam Müdürlüğümüz o komisyona bir üye veriyor. Oradan kaynaklı birtakım dosyalara hakim olabiliyoruz ama onun üyesi ben de değilim. Ya Hakan Karaköse oluyordu bunun üyesi... Ondan öncesinde çok hatırlamıyorum da ben üye de değildim. Yani 2016'dan sonra Emlak Daire Başkanlığı'na geçtikten sonra hiçbir şekilde üye de olmadım.
Yani bu eylemin ben hiçbir yerinde yokum Başkanım. Bilgim dahilinde bulunmamaktadır. Herhangi bir menfaat sağladığıma ilişkin herhangi bir tespit de yoktur. Zaten sadece sonunda benim adım yazıyor, "Organize ederdi." diyor. Organize ettiğim bir durum da yok. Yani bu iddialarla ilgili hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum.
Başkanım, sonuç kısmına geçeceğim. Çok kısa da yaşadıklarımızı anlatacağım. Biliyorsunuz ben serbest bırakılmıştım, akabinde tekrar tutuklandım. Arefe günüydü Ramazan Bayramı'nın, Üsküdar'daki Paşakapısı Cezaevi'ne gönderildik. Akabinde yine iki buçuk ay kaldıktan sonra bir gün yine "hastane" diye çıkartıldık. Özür dilerim, "avukat" diye çağırdılar sonra bizi hastaneye götürdüler. Orada memurdan duydum ki yol için rapor alınıyormuş. Yani biz "Ne oldu?" falan endişelendik tabii. Bir de ertesi gün bayram görüşümüz var, ailemiz de gelecek. Ertesi gün tabii bizi kapıya çıkarttılar. Ailemiz de tam görüş için gelmişti fakat eşyalarımızı topladık, bir otobüse bindirildik. Otobüste işte Pınar Hanım da vardı, Elif Hanım da vardı, Seza Bey vardı, Güldem Hanım vardı. Altı kişiydik toplam. Burak Bey de vardı, o tahliye oldu. Tabii otobüse bindirildik. Bindirilirken tabii kelepçeli şekilde ailemiz de bizi gördü. Kötü de bir manzara orada ortaya çıktı. Nereye gittiğimizi de söylemiyorlar bize. Uzun da bir yolculuktu; Kocaeli, Düzce, Sakarya... Birer birer böyle eksiliyorduk. En son bir ara kaybolduk. Cezaevini bulamadılar, bayağı bir dolaştık. En son Bolu'ya geldik, Elif Hanım'la beni indirdiler. Tabii ertesi gün de bayram tabii, cezaevine giriş yaptık. Eşyalarımızı da alamadık, personel çalışmıyormuş. Dokuz günlük de bir tatildi. Hiçbir eşyasız bir şekilde geçirmeye çalıştık. Tabii bu süreç Bolu'ya gittik, gurbet mahkûmu olduk.
Tabii eşim çok zorlandı. Annem, babam... Evde de üç tane küçük çocuğum var, bütün yükü ona bıraktık, eşime bıraktık. Telefon hakkımız da kısıtlı. Her hafta beni görmek için, telefon hakkımız yok diye işte 5'te yola çıktılar. İşte 45 dakika camdan görüşebilmek için bayağı bir emek sarf ettiler. Geri de dört buçuk saat yine yol gittiler. Yani bu psikolojik savaşta çok yorulduk. Yani oraya gönderilme sebebimizi biliyoruz. Yani Kağan Sürmegöz eskiden neyse, yeni dönemde de o oldu. Yani siz ikiye ayırıyorsunuz; eski dönemde problem yok, yeni dönemde problem var. E ama yapılan iş aynı. Yani büyük bir zulümdü bizim oraya gönderilmemiz. Ama çok sıkıntı çektik, çok bunaldık. Yaşadıklarımızı tarifleyecek herhangi bir şey de bulamıyoruz. Burada sessiz oturuyoruz ama inanın çığlık atıyoruz. Bu sürecin artık sonuçlanmasını istiyoruz. Aileme de teşekkür ediyorum. Onlar olmasaydı bu günlere gelemezdim. Toparlayayım anlattıklarımı.
Yaklaşık 20 yıldır memurluktan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde daire başkanlığı görevine kadar aradaki her mevkide görev yaptım. Kademe kademe, liyakatle yükselerek görevimi ifa ettim. 2016 yılında Reklam Müdürlüğü'ne kurucu müdür olarak atandım ve farklı idari dönemlerde üst düzey yönetici sorumluluğu üstlendim. Üzerime atfedilen suçlamaların çoğu Danıştay dairesince değerlendirildiği gibi soyut ve subjektiftir. İhaleye fesat iddiaları ile ilgili olarak heyetinize sunmuş olduğum evraklarda da sabit olduğu üzere yani 30 yıldır kurumumuzda yapılan ihalelerle suç atfedilen ihalelerin şartlarının aynı olduğu, hatta daha düşük olduğu, kanunun gerektirdiği şekilde yürütüldüğünü de göstermiş oldum. İştirak şirketlerimizin yürütmüş olduğu ticari işler ve ihalelerle ilgili görev ve yetkim, sorumluluğum yoktur. Hiçbir şekilde hiyerarşik bağım da yoktur. Onlar da kendilerini hakkıyla zaten anlattılar.
İhale süreçleri, ecrimisil uygulamaları, muhammen bedel tespitleri, evrak üzerinden yürüyen, sürekli denetime açık süreçlerdir. Her yıl biz sunarız bunları, Sayıştay'a da sunarız, mülkiye müfettişine de sunarız. Bir problem varsa söylerler, izah ederiz. Hesapverilebilirlik bizim zaten temel ilkemizdir, bundan dolayı çekindiğimizi düşünmeyin asla. Hiçbir şekilde biz yanlış yapmadık. Sadece usule itirazımız var, tutuklu olmaya itirazımız var. Bunları konuşmaktan mutluluk da duyarız, hesap vermekten mutluluk duyarız. Bunu bilin.
Kamu kurumlarının kamu zararına dolandırıcılık iddiaları ise ne kadar açıklamalarda bulunsam da, bildiklerimi anlatsam da ben komisyonun yani Muhammen Bedel Takdir Komisyonu'nun üyesi değilim. Muhatabı olmadığım bir konuda size bildiklerimi detaylıca anlattım. Zaten Danıştay da bu konularla ilgili de detaylıca değerlendirme yaptı. O örnekleri de size ek olarak sunduk. Ecrimisil uygulamaları ile ilgili işgallerin kaldırılmasına yönelik çalışmalarda icraatları yani en büyük icraatları gerçekleştiren birisi benim. Sayıştay raporlarıyla da bunu size anlattım, ispat ettim. Çoğu kamu kurum ve kuruluşlarında bu idari teamül devam ederken biz bu uygulamaları tamamen bitirdik başkanım. Kamuyu zarara uğratmakla suçlanıyorum. 2016 yılında 27 milyon olan gelirimizin 2025'te 2 milyarları bulduk. Başarı diye söylemiyorum, görevimize layık olmaya çalıştık. Başka yaptığımız hiçbir şey yoktu. Yani dolayısıyla bunun maddi gerçekle örtüşmediğini düşünüyorum.
Hakkımda da iftira boyutundaki beyanlarla ilgili de şunu söylüyorum: Yani savcılık beyanlarıyla ilgili tutukluluk sürecindeki beyanları birbirinden çok farklı. Benim altımdaki personeller iftiracı oldu vesaire. Beni tanımayan insanlar... Gökhan Kösoğlu mesela, itirafçı olmuş. Beni hayatında hiç görmemiş, tanımıyor. İçeriye girmiş, bir sabah uyanıyor, 6 yıl önceki konuşmayı aklına getiriyor. "Bu işleri Kaan Sürmegöz ile İlknur Hanım konuşurdu, Serdal Taşkın'la görüşürlerdi" diyor. Ya beni sen hayatında tanımadın, görmedin. Yani bir anda cezaevindesin, 5 ay olmuş, 6 yıl önceki konu senin nasıl aklına geldi de gidip adımı verdin? Dolayısıyla bu iftira atanların beyanlarının hiçbirisini kabul etmiyorum başkanım. Hakkımı da helal etmiyorum. Hepsiyle hesaplaşacağım ama burada ama öteki tarafta.
20 yıldır aynı kurumdayım. Hiçbir disiplin veya adli süreçle karşı karşıya kalmadım. Mali bir temasım hiçbir şekilde yok. Olağan dışı bir kazancım yok. İki tane taşınmazım var, onun da tarihini yanlış yazmışlar, onlara da ipoteklidir, kredi ödemeleri devam ediyor. Serbest bırakıldığım dönemde de ikametimdeydim. Yine ikametim olan lojmanda yine tutuklandım ve direnç göstermeksizin eşlik ettim. Cezaevi koşulları da çok zor. Yani yattığımız insanları bir görseniz... Yani birisi var, yani gazetelerden de görmüşsünüzdür, yani kızı iş görüşmesi diye çağırıyorlar, öldürüyorlar, sonra halıya sarıyorlar, denize atıyorlar, sonra yakalanıyorlar. Bizden 6 ay önce tutuklanmışlar, 2 yıldır yatıyor. 2 yıl sonra açık cezaevine geçecek. Bize diyor ki "sizin işiniz çok zor" diyor. Sizin iş sıkıntı diyor başkanım, bunu yapan insan.
Üç tane küçük çocuğum var ve yaklaşık 1,5 yıldır cezaevindeyim, ailemden uzağım. Dolayısıyla delil karartacak bir durumum yok. Gelinen aşamada da tahliyemi talep ediyorum sayın başkanım. Sorularınız varsa da elimden geldiğince cevaplamaya çalışayım.
AYKUT ERDOĞDU, KAĞAN SÜRMEGÖZ’E SORUYOR
Aykut Erdoğdu: Müsaadenizle, öncelikle mikrofon bende olduğu için ben sorabilir miyim müsaadenizle mesela? Öncelikle kayıtlara geçsin, bizim savunma hakkımız mahkemede çok çok kısıtlandı. Bunu niye kayıtlara geçsin diye söylüyorum, burası yargılamayacak bizi. Bölge Adliye Mahkemesi'ne gideceğiz, Yargıtay'a gideceğiz, Anayasa Mahkemesi'ne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne ve bu hukuk cinayeti olmadan geçeceğiz inşallah. İlk sorum şu, tam anlayamadım, siz bir kamu kurumu olarak bir kamu kurumuna ihale verdiğiniz için yargılanıyorsunuz galiba. Yani İBB adına Medya A.Ş.'ye ihale verdiğiniz için mi yargılanıyorsunuz bazı konularda?
Kağan Sürmegöz: Verdiği için değil, kazandığı için yargılanıyoruz.
Aykut Erdoğdu: Evet. Peki şunu biliyor musunuz, devletin bütün kurumlarında bu vardır ve hiçbir zaman soruşturma konusu edilmez. Mesela ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN, bunlar da kamu şirketidir ve Milli Savunma Bakanlığı'ndan ihalesini alırlar. Onlar gibi onlarca kurum, devlet de hiç sorulmaz, özel denir. Çünkü yüzde yüzü kamu, ben ilk kez, ilk kez böyle bir, incelemesi yapılmaz, soruşturması yapılıyor. Birincisi bunun bilinmesini istiyorum. İkincisi ben milletvekiliydim. Sizinle ilgili konularda üç beş soru sordum. Ben yüzlerce dosya, yolsuzluk dosyasının peşine düştüğüm için buradayım.
Ve sorduğum sorularda şimdi anladım ki, sizlerin riskinden bahsettiniz. Yani şu mudur riskiniz? 1500 tane nokta var, ihaleye çıkıyorsunuz ama fiilen sahada 1500 nokta değil, 2500 nokta var. Yani siz mesela biliyorsunuz, 1500 yerin ihalesi çıktı, ama alan şirket 2500 noktada mı var?
Kağan Sürmegöz: Öyle iddia ediliyor.
Aykut Erdoğdu: Tam da ben bu konuyu soru önergesiyle sordum, biliyor musunuz? Ve siz büyük ihtimalle görevdeydiniz, benim soru önergeme cevap gelmedi. O da devletti, o da kamunundu ve hani bilmem ne sanatçısının bilboardu, bilmem ne... Aynı bu ihbarlar bana geldi, ben milletvekiliydim. Anayasaya göre soru sordum, bunun cevabı gelmedi. Şimdi Kağan Sürmegöz, 2006 yılından başladınız, AK Parti döneminde, helal olsun, ben de burada gördüm. Çok başarılı bir bürokratsınız. Şimdi bu Kağan, iki tane Kağan Sürmegöz var. 2019'a kadar olan Kağan Sürmegöz, 2019'dan sonra... Yani devirler bölündü Türkiye'de. Millet bölündü, taban bölündü ama ben ilk kez bir kişinin bölündüğünü görüyorum. AKP'nin Kağan Sürmegöz'ü çok temiz, CHP'nin Kağan Sürmegöz'ü yolsuzlukla yargılanıyor. Bitmiş, bitmiş, çürümüşüz. Allah Türk milletine sabır versin. Gürül gürül geliyor, bunu bitirecek. Bunu yapanlara da hesap sorulacak, hepsine.
KAĞAN SÜRMEGÖZ MÜDAFİ AVUKAT BERFİN AĞAÇDİKEN SAVUNMASI
Sayın Başkan, savunmam çok kısa, hemen toparlayacağım. Müvekkil oldukça detaylı bir savunma yaptı. Kendisi görev ve sorumluluklarını, ihale ve encümen süreçlerini oldukça da net anlattığını düşünüyorum sizin de sorularınız ve genel tavrınızdan. Gerek 3 müdafi olarak savunmamızı şekillendirmemiz gerek tekrara düşmemek amacıyla kısaca süreçte önemli gördüğüm noktaları ve usulsüz, eksik olduğunu düşündüğüm noktaları aktaracağım. Detaylı bir savunma yapmayacağım. Flash bellekteki sunum sorgu dosyasından çekebilir misiniz? Biraz yaklaştırır mısınız?
Sayın Başkan, şimdi müvekkil de bahsetti. Siz de süreci biliyorsunuz. Müvekkil itiraz üzerine tutuklandı. 19 Mart'ta gözaltına alındıktan sonra ilk Sulh Ceza sorgusunda adli kontrolle, üzerine atılı rüşvet almak ve örgüte üye olmak suçlarından adli kontrolle serbest bırakıldı. Bunun üzerine savcılık itirazı gündeme geldi ve müvekkil 2. sorgusunda tekrar tutuklandı. Bu sebeple daha hassas değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum bu sürecin. Zira bir meslektaşınız aslında, bir hakim müvekkil hakkında adli kontrol kararı verdi, yani serbest bıraktı müvekkili. Gelinen aşamada, aşağı inebilir misiniz? Burada müvekkilin itiraz üzerine yapılan sorgusuydu, 38 Asliye Cezada yapılıyor. Burada biraz yaklaştırabilir misiniz? Burada görüyorsunuz Sayın Başkan son noktada. İstanbul 35 Asliye Ceza Mahkemesinin yakalama emri ve ekleri okundu deniyor müvekkilin sorgusu için. Biraz daha aşağı inebilir misiniz? Yine tutanakta bir şerh düşülüyor ve deniyor ki: "Hazırlık ifadesi olmadığından okunamadı." Yani aslında burada şöyle bir süreç işletiliyor: Müvekkilin itiraz üzerine yakalama kararı çıkıyor, yakalama kararına esasta sorgusu yapılıyor fakat sorguyu yapacak hakimin, Asliye Ceza hakiminin önünde herhangi bir evrak yok. Sadece yakalama emri var ve ekleri var. O eklerin içinde ne olduğunu tabii bilmiyoruz ama tahminim tutuklama müzekkeresi, yani tutuklamaya esas yakalama müzekkeresi diye düşünüyorum.
Bunun dışında, şimdi buna ilişkin bir şerh düşülüyor. Gördüğümüz şu: Şüphelinin kolluk ifadesi, yani müvekkilin kolluk ifadesi, belki önceki aşamadan sonra, yani 19 Mart'ta gözaltına alındığı süreçten sonra dosyaya sunduğu deliller, beyanlar hiçbirisi yok. Savcılık ifadesi yok. Yani müvekkil hakkında sorgu yapan hakimin önünde müvekkille ilgili sadece 2 parça evrak var. Başkaca hiçbir şey yok ve müvekkile deniyor ki: "Anlat." Yani anlat, ne oldu? Siz daha önce Sulh Ceza hakimliği yaptığınızı söylediniz, hatta "Bazen günde 80 dosyaya bakıyorduk" dediniz. Burada bir problem yok, bazen aşamalar böyle olabilir fakat itiraz üzerine bir değerlendirme yapacaksınız. Yani sizin meslektaşınız, başka bir meslektaşınız bu kişiyi serbest bırakmış. Sizin başkaca sorgulamalarınızın gündeme gelmesi gerekiyor, soru sormanız gerekiyor, beyan almanız gerekiyor başlangıçta fakat sizin soru sorabileceğiniz bir kolluk ifadesi bile yok. Sadece "Anlat" diyebiliyorsunuz, müvekkil anlatıyor. Müvekkilin anlattığı şeyi teyit edebileceğiniz önünüzde bir evrak dahi yok. Allah'tan Sayın Hakim, yani ne niyetle yaptığını da bilmiyorum ama bunu şerh düşmüş dosyaya. Çünkü bu, ilerleyen aşamada belki de bir bozma sebebi yapılacaktır tahminimce.
Şimdi burada, yani bunu söylesem mi söylemesem mi bilmiyorum ama ben bu tutanağı gördükten sonra şöyle bir soru aklıma geldi Sayın Başkan: Talimatla tutuklama nedir? CMK'da yok ama uygulamada var. Bu tutanak, talimatla tutuklamanın ne olduğunu gösteriyor. Çünkü önümde bir evrak yok, sadece itirazı var ve ben diyorum ki: "Seni tutukluyorum." Neye dayandın? Neyi sordun? Neyi sorguladın? Hiçbir şey yok. Demek ki ben her savcılık itirazına, yani bunu şöyle mi anlamalıyız, CMK değişti de bizim mi haberimiz yok? Her savcı, bir Sulh Ceza hakiminin kararına itiraz ettiğinde Asliye Ceza Mahkemesi hakimi tutuklama kararı mı verir? Yani aşama böyle mı ilerliyor, usul böyle mi ilerliyor? Benim bildiğim kadarıyla böyle ilerlemiyor. Şimdi buraya niye bu kadar önem veriyorum? Çünkü Sayın Başkan, müvekkilin tutuklama kararının, yani müvekkilin 1,5 senedir yaşadığı sürecin dayanağı bu. İlerleyen aşamalarda biz tabii ki itirazlar ettik. Siz bunları değerlendirdiniz, Ağır Ceza değerlendirdi. Herhangi bir gerekçe de sunulmadı ama dayanak bu. Yani 2 sayfalık bir evrak, herhangi bir soru sormak yok, herhangi bir dosya incelemek yok. Sadece "Anlat" deniliyor, aradan 5 dakika geçtikten sonra da tutuklama kararı veriliyor. Gelinen aşamada 16 aydır da müvekkil tutuklu. Bunu değerlendirmenize sunuyorum. Yani müvekkilin tutukluluğunun hassas değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aşağı inebilir miyiz? Biraz daha. Tamam, o da güzel, mantıklı yani. Oraya bakmayın.
Şimdi, tutukluluk kararında da şuna değiniliyor Sayın Başkan: Sanığın kaçma şüphesi. Tamam, henüz deliller toplandı, buralarda bir problem yok fakat sanığın kaçma şüphesinin bulunması sebebiyle deniliyor. Şimdi bunu daha önce dosyaya sunduğumuzda belirttik mi belirtmedik mi hatırlamıyorum fakat müvekkil 19 Mart'ta gözaltına alındığında birikimi olan altınlara da el konuluyor. Yani burada sanığın kaçma şüphesi olarak neyin değerlendirildiği, yani bir bankadan para çekimi yok. Müvekkil serbest bırakıldıktan sonraki gün işe gidiyor zaten. Yani herhangi bir unsur yok ve bir anda sadece sanığın kaçma şüphesi bulunması deniyor. Zaten el koyduğunuz bütün mal varlığı var orada, yani bir altın var. Başka bir şey yok. 3 tane çocuk var, eşi var. Yani bütün ailesi burada. Neye dayanarak kaçma şüphesinin değerlendirildiği hiçbir şekilde yine bir gerekçe sunulmuyor. Aşağı inebilir miyiz?
Burada yine aslında hakim ilk başta bir açıklama yapmış bu kararı verirken. Ben bu sorguda müvekkilin yanında değildim ama kendisi aktardı. Rüşvet almak suçundan da yine sevk ediliyor fakat hakim şunu söylüyor, yani: "Rüşvete ilişkin hiçbir şekilde karar veremem, tutuklama kararı veremem çünkü hiçbir delil yok." Rüşvetten tutuklama talebinin reddine karar verileceğini de söylüyor ve bu şekilde karar aldığını belirtiyor ama örgütten tutukluluk kararı veriyor. Bu bizim için önemli çünkü müvekkil 2 suçtan sevk ediliyor baştan itibaren. 19 Mart sürecinde de böyleydi, ilk operasyon yani ilk gözaltı sürecinde de böyleydi. Yani 2. kez rüşvet almak suçundan serbest bırakılmış oluyor ya da şöyle söyleyeyim, 2. kez rüşvet almak suçundan tutuklama talebi reddedilmiş oluyor. Bunu önemli buluyorum. Buna değinmek istedim açıkçası. Bilirkişi raporu dosyasına girebilir miyiz? Kısa kısa böyle başlıklara değineceğim Sayın Başkan, kopukluk olmasın. Anlatmaya çalıştığımı anlatacağımı düşünüyorum. Yakınlaştırabilir miyiz?
Şimdi gelinen aşama itibarıyla birçok meslektaşım aslında bu bilirkişi raporuna değindi Sayın Başkan. Siz 4., 5. kez dinliyorsunuz. Ben de kısaca değinmek istiyorum çünkü çok önemli buluyorum aslında bu konuyu. Müvekkile, müvekkile atılı eylemlerin çoğunun dayanağı bu bilirkişi raporu çünkü. Şimdi biz, şöyle anlatayım, yaklaşık 1,5 senedir neredeyse Kağan Bey'in peşindeyim desem, peşindeyiz desem yerinde olacak çünkü birden fazla kez cezaevini değiştiren sanıklardan biri. Şimdi biz her hafta neredeyse diğer meslektaşım Burak Bey ile birlikte Burdur'a gittik. Yani yaklaşık 1 senedir her hafta pazar günü beraber Burdur'a gittik ve elimizde hep evraklarla gittik, yani koca koca 3, 4 klasör evraklarla. Bu bilirkişi raporu, iddianamenin kabulünden sonra tabii ki biz eriştik ve müvekkile bütün evrakları götürdük. Kasımdan sonra iddianame tabii açıldıktan, biz erişebildikten sonra müvekkil neredeyse her hafta gittiğimizde bize şu soruyu sordu: "Bu bilirkişiler kim? Uzmanlık alanları neler? Bana bunu öğrenir misiniz? Bu adamlar nerede, hangi alanda çalışıyorlar?" Şimdi biz o zaman flash bellekle evrakları aldığımızda dosyada isim isim evraklar var fakat bilirkişi raporu olarak ayrı bir klasör var. Biz oradan bütün evraklara baktık, çıktısını aldık, götürdük. Şimdi bütün dosyayı ilerlemek, incelemek gerçekten bir zaman aldı ve bütün evraklar birbirinin içinde karıştı. Yakın zamanda fark ettik aslında bu evrakların da başka bir isimle kaydedildiğini dosyaya. Ben de bunu görünce şunu aslında anlayamadım: Neden bilirkişi yazıyor? Yani raporun üstünde bir sicil yok, uzmanlık alanı yok, ne uzmanı olduğu altında yazmıyor. Kişilerin isimlerini araştırdım, isimleri de çıkmıyor. Hatta bilirkişi sicili var, yaklaşık belki 50.000 tane bilirkişi kayıtlıdır ve böyle levha arama gibi bir şey yok, tek tek bakıyorsunuz. Ben bir gece oturdum çünkü Kağan Bey çok ısrarlıydı yani, "Bu kişilerin bilirkişi olmadığından eminim" diyordu sürekli. Oturdum, baktım ve asla isimleri yok. Dosyayı karıştırırken fark ettim. Aşağı inebilir miyiz?
Şimdi sayın savcılık tarafından 10 Nisan 2025 tarihli bir müzekkere yazılmış. Deniyor ki: "Dosya kapsamında kurumlardan temin edilen ihale evrakları üzerinde detaylı araştırmanın yapılması ve ihaleler üzerinde yapılan usulsüzlüklerin tespit edilmesi amacıyla müdürlüğünüzce ihale konularında uzman 20 tane uzman görevlendirir misiniz? Gereği rica olunur." deniyor. Şimdi burada 2 konu var: Uzman değerlendirilmesi için Hazine ve Maliye Bakanlığına yazı yazılması 1. konu. 2. konu ise müzekkerenin üslubu diyeyim artık. Şimdi burada birden fazla meslektaşımız var, siz varsınız. Ben ilk defa böyle bir bilirkişi sevk yazısı görüyorum Sayın Başkan çünkü şöyle başlıyor: "İhaleler üzerinde yapılan usulsüzlüklerin tespit edilebilmesi amacıyla..." Şimdi ben bu cümleyi tersten okuduğumda şunu anlıyorum: "Bu ihalelerde kesinlikle bir usulsüzlük var, siz bunu tespit edin, bilirkişi yazsın, altında da bilirkişi imzası olsun." Ama usulsüzlük kesin var, ben bu öngörüyle size bu müzekkereyi yazıyorum. Yani bana biri böyle bir müzekkere gelse ya da böyle bir mesaj gelse ben şunu anlarım: "Tamam, bunda usulsüzlük olduğunu benim yazmam gerekiyor" gibi bir ön kabulle hareket ederim. Burada bir kere üslup konusunda bir problem var. Onun dışında da Hazine ve Maliye Bakanlığına yazılmış. Aşağı inebilir miyiz? Hazine ve Maliye Bakanlığı 5 gün sonra yanıt veriyor ve diyor ki: "Muhasebat başkontrolörleri, kontrolörleri tarafından inceleme yapılabilir. 10 kişiyi seçtim, görevlendirdim. Uygun görüşle de gönderiyorum" diyor. Aşağı inelim. Yani bu insanlar hesap uzmanı yalnızca, ihale uzmanı değil.
Şimdi, yaklaştırabilir miyiz? Şimdi Sayın Başkan, CMK madde 64/2 diyor ki, "Denetiminin dışından bilirkişi seçebilirsin." Hangi durumlarda? Özel uzmanlık gerektirir, özel nitelik gerektirir, o bölgedeki bilirkişilerde böyle bir nitelik yoktur, özel bir alandan seçebilirsin. Buraya kadar hiçbir problem yok. "Bu kişileri bölge kuruluna bildirirsin" der. Bunun bildirilmemesi çok elzem bir sorun yaratır mı? Yaratacağını tahmin etmiyorum, tamamlanabilir bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Yine burada da problem yok. Sonra 3. fıkraya geçiyoruz. Deniyor ki, "Kamu görevlileri, bağlı bulundukları kurumlar ile ilgili davalarda bilirkişi olarak atanamazlar." Şimdi bu hüküm çok açık, yoruma dayalı değil ve emredici bir hüküm. Bunu tartışmamız gerekiyor. Aşağıya inebilir miyiz?
Şimdi ben bu evrakları gördükten sonra, bilmeme rağmen tekrar iddianameyi ve UYAP'ı kontrol ettim. Dedim ki, "Hazine ve Maliye Bakanlığı nasıl bu dosyada taraf olmayabilir?" dedim, kontrol ettim. Sonra ve yani, "Bu hata nasıl yapılabilir?" diye tekrar düşündüm. Şimdi Hazine ve Maliye Bakanlığı şu an dosyada, iddianamede de böyle, sistemde "zarar gören" sıfatıyla taraf aslında. Katılma talepleri sunuldu mu bilmiyorum, dosyada çok evrak var, görmedim. Sizin de bir kabulünüz olduğunu bilmiyorum, değerlendirme yaptınız mı? Fakat eninde sonunda bir katılma talebi sunacaklardır diye düşünüyorum ve dosyaya katılan olarak eklenecekler. Şimdi bu aşamada savcılık bu hatayı, demek istemiyorum ama bu eksikliği nasıl gördü ya da bu usulsüzlüğü nasıl yaptı bilmiyorum. Şimdi tüm dosyayı bir bilirkişiye veriyorsunuz, bilirkişi dosyada taraf olan bir kurumda çalışıyor; kamu görevlisi. Yani bu bilirkişiye bu dosyalar teslim edilirken, bu bilirkişilerin objektif olacağına nasıl bir kanaat getirildi, bilmiyorum. Objektif olmadıkları da açık. Yani dosyada herhangi bir problem olmasaydı da objektif olmazlardı. Yani bizim bunu tartışmamıza gerek yoktu açıkçası, ihtimalleri yok çünkü.
Şimdi bununla alakalı bir Danıştay kararı var, onu da gösterebilir miyiz? Çok böyle karar göstermek istemiyorum ama yine de bir örnek vermek istiyorum. En azından bu konu değerlendirilmiş ve bu kesinlikle bozma konusu yapılacak. Yani sizin her koşul ve şartta, bu mahkemeyi tamamlamadan, yeni bir bilirkişi raporu almanız gerekecek. Danıştay kararını açabilir miyiz? Bu değil, Danıştay kararı. Başka bir evrak. Yok, tamam, tekrar ben belirtmiş olayım, problem yok. Ayrıca size sunmuş oluruz. Ha, bir de bu konuda, bilirkişi konusuyla alakalı şöyle bir konu var Sayın Başkanım. Şimdi 21 Nisan'da bilirkişilerle ilgili bir teslim son günü düzenleniyor ve 21 Haziran'a kadar da süre veriliyor. Yani bütün bu ihaleler için 2 aylık bir süre veriliyor. Şimdi müvekkil de anlattı; "Her sene bir Sayıştay denetiminden geçiyoruz" diyorlar ve aylar sürüyor. Yani müfettiş geliyor ve aylarca ihaleleri inceliyor. Kaldı ki müfettiş her sene bu işi yapıyor. Yani bunu yapan kişi, uzman olan mülkiye müfettişi her sene aynı ihaleleri, benzer ihaleleri inceleyen kişi. Ama burada, bu kişiler aslında özel olarak belki bir reklam ihalesinde uzman değiller ya da bir kiralama ihalesinde uzman olmayabilirler ve bunların hepsini ilk defa görüyor da olabilirler yani bilmiyoruz, niteliklerini bilmiyoruz. Ve 2 aylık bir süre veriliyor ve o 2 ayda dosyayı yetiştiriyorlar. Yani bu kadar evrakı mülkiye müfettişi yaklaşık 6 ila 8 ayda incelerken, bilirkişiler 2 ayda inceleyip bir rapor sunuyorlar. Bu rapor müvekkillerin, gelinen aşamada tabii ki, eylemlerine dayanak oluyor iddianamede de. Yani bunun kabul edilebilir bir süreç olduğunu açıkçası düşünmüyorum.
Yine ihalelere ilişkin, yani müvekkil çok detaylı açıklama yaptı, o yüzden kafanızda bir soru işareti kaldığını da düşünmüyorum, tekrara da düşmek istemiyorum. Size birden fazla sunum ve delil sunduk. Yine bu konulara ilişkin, yani ihaleler yönünden önemli noktalara değineceğim. Müvekkille ilgili eylemlerde en çok karşımıza çıkan konu yeterlilik konusu. Kendisi de anlattı, o tabloları beraber yaptık, üstüne de çok konuştuk. Şimdi neredeyse tüm eylemlerde yeterlilik şartları bizim için bir problem. 2886 sayılı Kanun'un 16. maddesini inceledik. İhalelerin en elverişli koşullarda sonuçlanmasını sağlamak amacıyla isteklilerden belli mali ve teknik yeterlilikler, nitelikler aranabilir. Şimdi temel dayanağımız buyken size bir tablo sunduk zaten "Ek 2" başlığında, müvekkil de detaylı anlattı. Burada tekrar neden değiniyorum? "Avukat Hanım, müvekkiliniz anlattı" diyeceksiniz. Şu belki netleşmemiş olabilir: Şimdi burada bilirkişilerin yaptığı en açık hata, geçmişteki bir ihaleleri incelemiyorlar. Yani geçmiş ihalelerde nasıldı, teamül nasıldı, orada nasıl ilerleniyordu; herhangi bir kıyas yapmıyorlar.
Size Ek 2 olarak müvekkil sunmuştu, emsal 7 tane ihale ilan metnini de ben ayrı dosya olarak size sundum, tablolarla da karşılaştırdık. Tabii üzerinden 5-10 sene geçtiği için ilk bakışta, örneğin 2015'te 1 milyon istenmiş, şu an 5 milyon istenmiş ve bir anda bilirkişiler şöyle bir paniğe kapılmışlar: "Nasıl 5 katı para istenir, sermaye şartı istenir, ciro şartı istenir?" 5 katı istenmiyor aslında. Yani baktığınız zaman dolar bazlı, döviz bazlı, enflasyon bazlı değerlendirdiğinizde tüm ihalelerde aslında yeterlilikler 2019 sonrasında çok çok daha düşük tutulmuş. Yani 2011 yılında sizin istediğiniz 1 milyon lira, şu anda 14-15 milyon liraya tekabül ediyor. Bunu bilirkişiler hiçbir koşul ve şartta bilirkişi raporunda değinmemişler. Yani zaten değinemezler, çünkü bu insanlar ihale uzmanları. Mali değerlendirme belki vardır ama yetenekleri yok yani bu konuda ehil insanlar değiller. Bir muhasebe yönünden, mali değerlendirme yapmak konusunda uzman değiller; sadece ihale konusunda uzmanlar ve buna göre değerlendirme yapıyorlar. Ya da velev ki biz bilmiyor olalım, bu kişiler mali konularda uzman kişiler olsun ama bu yönde değerlendirmemişler. Orada bir de "Şimdi 5"; tamam da oradaki 1'in şimdinin 5'i olduğunda ne kadar ediyor, bunu kimse tartışmamış.
Şimdi bizim, yani "Bunları niye anlatıyorsunuz?", biz zaten yeterlilikler konusunda müvekkil işin uzmanı zaten, yani bunu anlattı ama bizim sizden talebimiz, soruşturma aşamasındaki bilirkişilerin mali değerlendirme yapmaması büyük bir eksiklikti ve bu dosya tekrar bilirkişiye gittiğinde —mutlaka gideceğini düşünüyoruz— karşılaştırmanın birden fazla mali yöntem kullanılarak gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yani basit bir kira tespit davasında dahi en az 3 tane yöntemle kira bedeli belirleniyor. Buradaki esasta da yani buradaki hesaplamada sadece eskisi ve yenisi karşılıklı yan yana konulmuş, "Bu daha fazla" denmiş. Neye göre daha fazla, hangi verileri kullandı? Hiçbir açıklama yapılmamış.
Müvekkil de anlattı Sayın Başkan. İhalelerde en çok karşımıza çıkan konu, neredeyse tüm eylemlerde yine var; NACE kodları konusu. Buna yine başka meslektaşlarım da değindi. Bilirkişiler ihaleye girebilecek firmaların tespitini Ticaret Odasından aldıkları verilerle yapıyorlar. Yani böyle yaptıklarını belirtiyorlar. Biz Ticaret Odasına yazdık, 112 tane şirket katılabiliyormuş gibi bir verileri var ve bu Ticaret Odası yazışmalarını da dosyaya eklemişler. Şimdi şirketlerin reklam işi, genelde reklam işi konularında gündeme geliyor, reklam ihalelerinde. Şirketlerin reklam işi yapabilecek koda sahip olup olmamaları üzerinden aslında bu iddialarını ortaya koyuyorlar. Şimdi tekrara düşmek istemiyorum ama somutlaştırmak amacıyla, yani bu konuyu anlamlandıramıyorum çünkü müvekkil de anlayamadı. "Biz kimiz, hangi güruhu etkiliyoruz, bunu ben anlayamadım" dedi ve her seferinde de sordu. Şimdi ben şunu sormak istiyorum Sayın Başkan:
Bugün itibarıyla İstanbul Barosuna kayıtlı, halihazırda yaklaşık 100.000 tane avukat vardır tahminim. Ne kadarının faal olduğunu bilmiyoruz, kaç tane avukat faal olarak çalışıyor bilmiyoruz. Şimdi gündem de bir borsa manipülasyonu dosyası olsun. Şunu diyebilir miyiz biz: "Bu dosyaya 100 tane avukat bakabilir." Diyemeyiz. Ya da şunu söyleyebilir miyiz: "Sanığın 100.000 tane avukat seçeneği var. Sonuçta İstanbul Barosuna bağlı 100.000 tane avukat var." Detaylarını bilmek zorunda değiliz, önünde avukat unvanı var sonuç olarak. Şimdi bunu diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Basit bir eleme yapmamız gerekir. Yapalım, şu an hep birlikte yapalım. Öncelikle avukat serbest çalışacak bu borsa manipülasyonu dosyasına bakmak için, ceza hukuku çalışacak, borsa mevzuatına hakim olacak. Çok basit. Yani bu 3'ü oldu, "Bu adam bu dosyayı alır" da demiyorum ama en basit eleme yöntemiyle bile, "Bu 100.000 avukat buna bakar" diyemiyoruz. Çünkü bu alanla ilgilenmesi gerekir. Bunu hukuken söyleyebiliriz ama hayatın olağan akışında söyleyemeyiz.
Aslında çok çok basit bir mantık fakat bilirkişiler sadece kod bilgisi alarak bu şirketlerin bu ihalelere katılabileceğini fakat bunun belediye tarafından engellendiğini söylüyorlar. Tamam, bu şirket buna katılabilir; katılır mıydı peki, alır mıydı, gelir miydi? Gelmez yani. Müvekkil defalarca kez anlattı, şu an bu salonda en ehil kişi. 20 senedir bu işi yapıyor. "25-30 şirketten fazla Türkiye'de bu işi yapan, bu işlerle ilgilenen kimse yoktur" diyor. Şimdi burası bir mahkeme salonu olmasın, bir dost meclisi olsun Sayın Başkan. Biz sizinle oturup konuşalım ve diyelim ki: "Türkiye'de 10 tane ceza avukatı sayalım baştan." Buradaki %90 avukat aynı 10 kişiyi sayar. Çünkü bu insanlar sektörde ceza avukatı olarak bilinir ve aynı sıralamayla sayarlar yani, farklılık bile olmaz. Aynısı reklam sektöründe de geçerli çünkü müvekkil de anlattı Başkanım, şirketler de anlattı. Belli başlı kişiler vardır, piyasada açık hava reklamcılığı zaten niş bir alandır ve bu işi yapan kişiler bellidir. Piyasada da birbirlerini tanırlar, hatta yanlış hatırlamıyorsam Alper Aydın söyledi; "Başka birinin ne iş yaptığı bile biz ezbere biliriz" dedi. "Bu öyle bir sektördür, hatta öyle kötü bir sektördür" diye de anlattı yanlış hatırlamıyorsam.
Şimdi tekrar dün akşam savunmaya bakarken şöyle bir şey dikkatimi çekti: Şimdi bu NACE kodları alınıyor, tamam, her şirket bunu alabiliyor, ekleyebiliyor. Fakat bunu almak, değiştirmek, eklemek, çıkartmak gerçekten de bir ücrete tabi olabilir mi diye düşündüm, olmayacağını düşünerek. Ve ücretsiz olan bir şey Sayın Başkan, yani hani ben istesem 12 tane NACE kodu ekleyebilirim kendi şirketime ve kimse de bana "Sen niye 12 tane eklemişsin?" demez. Şimdi yine aynı örnek üzerinden gideceğim; İstanbul Barosu telefonlarımıza bir mesaj atsa ve dese ki: "Yarından itibaren avukat unvanınızın önüne arabulucu, uzlaştırmacı, doktor, bütün unvanları ekleyebilirsiniz, herhangi bir ücret yok." Herkes kabul eder, ben de giderim, kabul ederim. Neden kabul edeceğim? Birincisi ücretsiz, ikincisi yarın öbür gün bu işi yapabiliryim, yani bir gün bana biri şunu sorarsa, işte "Uzlaştırmacı mısın?", "Uzlaştırmacıyım" diyebilmek için bile bunu yapabilirim. Yani birden fazla kez siz de avukatlık yaptığınız dönemde denk gelmişsinizdir diye düşünüyorum; şirket kurarken inşaat şirketi kuruyorsunuz, adam yanına otomotiv yazıyor. Yani bu çok basit bir olaydır ve birden fazla şirkette mutlaka denk gelmişsinizdir. Bunun esas alınabileceğini düşünmüyorum açıkçası ve bu konuda da değerlendirme yapılmasını hatalı buluyorum. İtirazın tutuklanmaya ilişkin olması, durumu bence daha da vahim kılıyor açıkçası. Bu konuyu duruşma sonunda değerlendireceğinizi düşünüyorum. Bir bilirkişi raporu almamız kesinlikle gerekecek diye düşünmekteyim.
Diğer bir konu, fiyat araştırması yapılmaması ve muhammen bedeldir. Müvekkil birden fazla kez aslında değindi buna: 2886 sayılı Kanun'un "Tahmin edilen bedelin tespiti" başlıklı 9. maddesi. Burada şunu söyler: "Tahmin edilen bedel, dairelerce tespit edilir veya ettirilir. İşin özelliğine göre gerektiğinde bu bedel belediye, ticaret odası, sanayi odası, borsa gibi kuruluşlardan soruşturulur." Şimdi burada 2 husus var. Bilirkişiler asla buna değinmiyor, yani kanunu yanlış yorumluyorlar diye düşünüyorum. Ben her koşul ve şartta ticaret odasına, sanayi odasına, borsaya gidip soruşturma yapmak zorunda değilim. Öncelikle bir şartım var: "İşin özelliğine göre", yani gereklilik durumunun oluşması gerekiyor benim bunu yapabilmem için. Fakat bilirkişiler en basit ihalede, yani belediye nezdinde 15 tane emsal ihale varken bile, "Neden burada gidip ticaret odasına sormadın?" diyor. Sormadım çünkü bende emsal 15 tane ihale var. Neden sorayım ki? Çok basit bir ihale, her sene yaptığım bir ihale. Yani buradaki kanunu okumakta bir problem olduğunu düşünüyorum. "İşin özelliğine göre gerektiğinde" ifadesi, kanun koyucunun bilerek yaptığı bir düzenlemedir. Yani burada belediyeye, kuruluşlara, 2886 sayılı Kanun'u tabi olan tüm kuruluşlara böyle bir inisiyatif, bir alan açmış; yoksa emredici bir hüküm olurdu ve denirdi ki: "Muhammen bedeller bu bu kuruluşlara sorularak yapılır, başka da kimse bir Allah'ın kulu bir şey söyleyemez." Bunu söylemiyor kanun. "İşin özelliğine, gerekli görürsen, niteliğin yetmezse, senin bu hesaplamayı yapacak uzman bir çalışanın olmazsa bunlara soruştur ve doğru bir veriye ulaş." diyor. Fakat bilirkişiler bunu kaçırıyorlar bence Sayın Başkan. Bunun da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Müvekkille geçen görüşme yaptığımızda konuştuk. Hatta ben de biraz Z kuşağı bir avukat olarak şunu söyledim: Yani bu işin makamı zaten belediye. Ben niye gidip ticaret odasından sorayım ki? Bu işi zaten belediye yapıyor. Herkes gelip belediyeye soruyor. Ben neden gidip başka bir yerden veri alayım? Eğer buna ilişkin bir veri yoksa elimde, tamam gidip alayım. Fakat benim elimde birden fazla veri varken, ki müvekkil açıkladı, size 3 klasör, yani 3 tane ciltli dosya sunduk. Buna ilişkin bir ihale yapılmış, hizmet alınmış ve değerler belirlenmiş. Muhammen bedeller buna göre belirleniyor. Yani belediyeden daha iyi bu bedeli belirleyebilecek biri yok İstanbul'da. Zaten o yüzden mahkemeler, şirketler, diğer kamu kurumları da herhangi bir emsale ihtiyaç duyduklarında belediyeye soruyorlar. Yani zaten yetkin, ehil bir kurum. Bu sebeple gidip başka bir verisi olmayan bir kuruma herhangi bir şey sormaya da ihtiyaç duymuyorum, burada haklıyım diye düşünüyorum.
Şimdi bu sunum dosyasında var mı bilmiyorum ama örnek mahkeme kararı var mı orada? Evet, onlar. Bunu size fiziken de sunabilirim Sayın Başkan. Şimdi bunu biz edinmiş bulunduk. Her sene belediyeye gelen, aşağıya inebiliriz hızlı hızlı, birden fazla mahkemeden emsal kira sözleşmesi, ecrimisil ihbarnamesi talepleri bunlar. Yani neredeyse her ay, aşağıya inebiliriz hızlı hızlı, belediyeden emsal veriler isteniyor. Yani ben zaten benden veri istenen bir kurumken, başka bir kuruma, gerekmediği sürece gidip veri talebinde bulunmam. Burada da haklı olduğumu düşünürüm. Bu kadar yeter, teşekkür ederim.
Şimdi yine bir karar var Sayın Başkan, ona da değinmek isterim. Müvekkil de anlattı. Bize aslında atfedilen suçlamaların bir kısmı da şu genel anlamda: "Neden yenileri araştırmıyorsun, eski ihaleleri emsal alıyorsun?" Burada da bir problem var. Yine bir Danıştay kararı, sunuma eklenmemiş olabilirim, künyesini okuyacağım. Danıştay 13. Dairesinin 2024/1979 Esas, 2024/3284 Karar sayılı kararı. Kısaca şunu söylüyor, 2886 sayılı Kanun madde 9'a değiniyor ve diyor ki: "Bu kapsamda dava konusu ihalede tahmin edilen bedelin, işbu ihale öncesinde aynı idarece yapılan ve işbu ihale konusu işin temelini oluşturan başkaca bir ihaleden bahisle gelir-kâr paylaşımı esas alınarak TÜFE oranına göre güncellenerek belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır." Özetle şunu söylüyor: Aynı işe ilişkin, aynı idarece yapılmış eski bir ihaleyi esas alıp TÜFE, ÜFE işleterek yeni bir bedel belirleyebilirsin, burada herhangi bir hukuka aykırılık yoktur diyor. Müvekkile atılı eylemlerin çoğunda neden eski ihalelerin esas alındığı, neden yeni bir araştırma yapılmadığı gündeme geliyor. Aslında Danıştay bu konuda net bir tutum belirlemiş. Zaten müvekkilin yine 61., 62. eyleme dayanak olan Danıştay 1. Dairesinin kararında da benzer bir yorum vardı. Bunlar subjektiftir, uygulamada kullanılabilir; herhangi bir şekilde muhammen bedel belirlenmesinde bir problem yoktur şeklinde belirtiliyor.
Ek-6'yı açabilir misiniz? Yaklaştırabilir misiniz? Tabii. Şimdi Sayın Başkan, müvekkil burayı anlattı; ufak bir kısmının eksik kaldığını düşünüyorum. Yine bahsettiği gibi bu, 2011 yılına ait bir muhammen bedel raporu. Matbu bir sayfa, tek sayfa. Hatta ben bunu ilk gördüğümde çok şaşırdım "Nasıl tek sayfa?" diye. Şey gibi yani, üst yazı gibi parçalara bölmüşler. Birden fazla imza var sayfanın üstünde. Aşağı inebilir miyiz? O 2011 yılına aitti, bu da 2012 yılına ait Sayın Başkan, yine aynı şekilde. Raportör, aşağı inelim, LED ekranlarına ilişkin bir muhammen bedel belirlemiş. Ve burada demiş ki, işletme bedelini hesaplamış, nasıl hesapladığını belirtmemiş, neden böyle bir uygunlukta olduğunu belirtmemiş ve demiş ki: "Ben böyle uygun gördüm." Altına üyeler imza atmışlar ve bu işleme konulmuş. Şimdi bunlarda bir problem yok, üsttekinde de hadi bir problem yok. Bu muhammen bedeller çok uygun, çok iyi. Aşağı inelim. Bu basit bir muhammen bedel raporu 2019 sonrası. Aşağı inelim.
Yani detaylıca 2021 yılı, 2022 yılı, 2023 yılı bedelleri hesaplanmış, zam oranları hesaplanmış. Aşağı inelim. TÜİK verileri esas alınmış. Yani yaklaşık 4 sayfalık bir muhammen bedel raporu düzenlenmiş ve müvekkiller bu raporlardan yargılanıyor Sayın Başkan. Yani yukarıdakilerde hiçbir problem yok. 2011, 2012'de tek sayfa, gerekçe yok, "Ben böyle uygun gördüm." yazmış adam, altına imza atmış. "Ben 500000'i uygun gördüm." demiş. "Neden 499 demedik?" diye sorgulamıyoruz. 4 sayfa, en az olan muhammen bedel raporlarından biri. Size ayrıca bütün ihalelerin muhammen bedel raporlarını sunsam, 39 sayfalık bir rapor var dosyada. 9 sayfalık raporlar var. Yani bu en az olan raporlardan biri. Burada da değerlendirmenizi gerçekten merak ediyorum açıkçası. Çünkü müvekkilin de anlattığı gibi, eski dönemde yapıyorduk ve bazı konularda da yetersiz yapıyorduk, problem yokti; yeni dönemde ama bir şey olmasın diye dikkat ediyoruz, buradan yargılanıyoruz yani tam olarak. Söylemeye çalıştığım müvekkilin buydu ve haklı olduğunu düşünüyorum açıkçası. Şimdi bir diğer konu, buna değinmek istiyorum Sayın Başkan. Müvekkil anlattı ama ben üstünde durmak istiyorum. Yine aynı noktaya geleceğiz çünkü. Oy birliğiyle alınan encümen kararları. Öncesinde diğer meslektaşların da yer verdiği, müvekkilin de anlattığı... Umarız sözlerim yanlış anlaşılmaz açıkçası burada. Yani kimseyi hedef göstermek niyetinde asla değilim, müvekkil de değildir. Fakat ikircikli bir tutum var burada. Yani gerek soruşturma aşamasında, mahkeme aşamasındaki tutumu aslında celse sonunda göreceğiz diye düşünüyorum.
Şimdi müvekkilimiz bu alanlardan tutuklu olduğundan bu konunun üzerinde durmak zorundayız maalesef. Oy birliğiyle alınan encümen kararları, eylem 64, ATM kabinleri ihalesi. Ek-10 dosyasını açabilir misiniz? Aşağı inelim. Şimdi Sayın Başkan, ATM ihalesi, eylem 64, oy birliğiyle alınıyor. Üstte 4 tane AK Partili üyelerin imzası var. Güvenliği de AK Partili ama bulunmamış toplantıda, o yüzden onu çizmedim. Şimdi müvekkil bu eylemde ihaleye fesat karıştırma suçundan yargılanıyor Sayın Başkan, encümen kararında imzası olduğu için. İddianame yeterlilikler ve rekabetin engellenmesi vesaire şekilde. Şimdi Sayın Başkan, müvekkilin kararda imzası bulunan en baştaki Hayriye Çiçek, Ömer Gür, Ömer Çetinkara, Muhammed İbrahim İnan diye okuyorum; bu kişilerden ne farkı var? İmza atmaktan yargılanıyorsa müvekkil, bu kişilerden ne farkı var? Yani buradaki tek görevi encümende olması, bu ihaleye imza atması. Hayriye Çiçek de imza atmış, Ömer Gür de imza atmış, müvekkil de imza atmış. Kaldı ki, yani müvekkil orada bulunmak zorunda zaten encümen... Encümende bulunmak zorunda, yani isteğiyle de yaptığı bir konu değil yani. Bulunmuş, imza atmış, uygun görmüş. Kendi de söyledi: "Arkasındayım bütün imzalarımın." dedi. "Herhangi bir usulsüzlük olduğunu düşünmüyorum." Şimdi müvekkil burada TCK 235'ten yargılanıyor, 3 yıldan 7 yıla hapis cezası öngörülüyor. Fakat müvekkil örgüte üye olmamakla birlikte tutuklu, bahsetmiştim, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülmüş. Şimdi daha fazla ceza öngörülen bir suç var, imza var; müvekkil daha az cezayı gerektiren suçtan 1.5 senedir tutuklu.
Bu kişiler hakkında, yine tekrar söylüyorum hedef göstermek istemem ama imzaları var sonuç anlamında, bir soruşturma var mı? Benim bildiğim kadarıyla yok, siz de bu konuda bir bilgilendirme yapmadınız. Yine eylem 110, 112, 115 de aynı şekilde oy birliğiyle imzalanmış. Burada eyleme bakılıyorsa yani eylem soruşturuluyorsa Sayın Başkan, bu kişilerle ilgili bir soruşturma olup olmadığının konusunda bizi aydınlatmanızı rica edeceğim ben sizden. Çünkü öteki aşamada, "Bu kimlerden?" diye bir ayrım yapılmış oluyor. Yani aynı nüshaya imza atıyorsunuz; ben A kişisiyimdir yargılanmıyorum, hiç kapım bile çalınmıyor, öteki kişi B kişisidir 1.5 senedir tutuklu. Yani bunu hakkaniyetli bulmadığımı belirtmek isterim ve gerçekten bu konuda da bu kişiler hakkında herhangi bir soruşturma izni alındı mı, soruşturma başlandı mı, yazı yazıldı mı, bir araştırma yapılıyor mu; bu konuda da bizi bilgilendirmenizi talep ediyorum. Çünkü iddianamede, yanlış hatırlamıyorsam, Hayriye Çiçek'in ismi 19 yerde geçiyor Sayın Başkan. "Suç atfı da değildir" demiyorum, bir şey söylemiyorum, suçlamak niyetinde de değilim ama bu kişinin bu kadar ismi geçiyor, bu kişi hakkında bir soruşturma var mı? Ben merak ediyorum ve sizin de bizi, bu kadar insanı aydınlatmanız gerektiğini düşünüyorum. Ecrimisil ve diğer ihaleler konusunda müvekkil detaylıca açıklama yaptı, tekrar etmeyeceğim.
Son bir konu var Sayın Başkan, eylem 118, rüşvet. Şimdi savunmamızın başlangıcında aktarmıştık; müvekkil rüşvet suçundan tutuklu değil. Zira atılı eylemlerde rüşvet sözleşmesi, tarafları, rüşvet miktarı, mevzii, tarihi... Hiçbiri de belli değil. Reklam izni alınması amacıyla rüşvet iddiası söz konusu fakat somut hiçbir husus eylem 118'de bulunmuyor. Yani rüşvetin miktarını bilmiyoruz, "Bir rüşvet var." deniyor fakat unsurları bence ne iddia makamı tarafından ne sizin tarafınızdan biliniyor; biz de bilmiyoruz çünkü bu açıklanmamış zaten eylemde. İddianamede yok yani. Müvekkil de anlattı. Ben de tekrar üstünden geçmek istiyorum. Şimdi bu eylemler rüşvet anlaşmasının dayanağı, reklam izinlerinin alınması fakat müvekkil açıkladı, reklam izinleri yönünden yetkili birim Kentsel Tasarım Müdürlüğü ve müvekkil atılı dönemlere ilişkin bu birimde herhangi bir görevi yok yıllardır. Yani reklam izni vermeye ehil kişi değil. Herhangi bir görev kapsamında da değil bu konu.
Haliyle kişinin görev kapsamına giren bir iş yönünden rüşvet anlaşması yapılabileceğinden müvekkilin ismi bu eylemde sadece zikredilmiş. Ne oldu, neresine, yani bu eylemin hangi tarafında müvekkil var, neden var bilmiyoruz. Hatta geçen haftalarda da dediğim gibi meslektaşım anlattı. Bu eylemdeki muhatap herkes Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. çalışanı. Bunlar zaten reklam izinlerini vermeye ehil insanlar değil. Belediyelerde sadece kanun, sunum ve göz var. O da yetkili ve görevli kişi değil bu konuda. Yani bu eylemin neresinden tutarsanız elinizde kalıyor. Yani bu kapsamda ben bu eylemde neden müvekkilin olduğunu anlayamadım. Herhangi bir faaliyetini de göremedim.
Açıkçası yine Devrim hocam da bahsetti, Kağan Bey istemediği için genel anlamda bu bir buçuk senedir yaşanan olumsuz hiçbir süreci burada anlatmayacağız ama şöyle söyleyebiliriz, yani bir buçuk senedir gerek ailesi gerek kendi... Ailesi de tutuklu aslında Sayın Başkan, yani burada belki doğru bir tabir olmayacak ama gerçekten müvekkil yaklaşık on aydan fazla Bolu'da kaldı. Gerçekten 15-20 dakikalık görüş için sabah 5'te yola çıkıyorlar. Biz de aynı şekilde yani müvekkili görmek için bir tam gün sabahtan akşama kadar vaktimizi ayırıyorduk. Biz yine ayırırız ama üç çocukla birlikte sabah 5'te yola çıkıp yarım saat eşini görmek için giden müvekkilin eşi yönünden de gerçekten bir tutukluluk süreci söz konusu oldu ve bütün süreçlerine şahit olduk. Gelen aşama itibarıyla tutukluluğun devamının hiçbir faydası olduğunu düşünmüyorum. Müvekkilin tahliyesini talep ediyorum.
KAĞAN SÜRMEGÖZ HÂKİM&SAVCI SORGUSU
Mahkeme Başkanı: Beyanları soracağım. Bu ihalelerle ilgili süreci aktardın zaten. Beyanlara genel olarak cevap verdin ama Eyüp Subaşı, onunla ilgili söyleyeceğin bir şey?
Kağan Sürmegöz: Hangisi başkanım?
Mahkeme Başkanı: Şöyle, 2024 sene sonlarında Murat Ongun beni tamamen köşeye sıkıştırmak ve elimde bulunan metrolardaki reklam alanlarını devretmeye zorlamam amacıyla Kağan Sürmegöz'e talimat vererek şirketin Panoffect toplamda 47 milyon TL ecrimisil bedeli kestirerek... devam eden bir beyan var.
Kağan Sürmegöz: Evet Başkanım... Başkanım, süreç şöyle oldu. Bu Salih Subaşı... 2019 yılında yaptığımız metro istasyonları ihalesini işleten firmanın sahibidir kendisi. Başkanım talimat verdim. Bu konuyla ilgili...
Mahkeme Başkanı: Eyüp Subaşı değil mi? Sizde Salih diye geçiyor.
Kağan Sürmegöz: Biz Salih diyebiliriz, siz Eyüp diyebilirsiniz, kayda doğru geçsin, kayda doğru geçsin... Bir gün Başkanım şeye gittik, istasyona gittik. Çok devasa bir reklam gördük. Markalama tüneli adı altında bir şey yapılmış. 2023 yılı mıydı neydi tam hatırlamıyorum. Döndüğümde hemen Reklam Müdürlüğü'ne talimat verdim. Dedim ki A'dan Z'ye bütün metro istasyonlarının ölçümlerini yapın. Biz 16.500 metrekarelik bir ihale gerçekleştirdik. Dedik ki açılmış ve açılacak olan hatlarda 16.500 metrekare reklam uygulaması yapabilirsin. Başkanım, teknik elemanlarımız geldi, bir rapor sundular, 20.000 metrekarelik reklam uygulaması yapmış. Bu reklam uygulamasındaki fazlalık için de biz ecrimisil cezası kestik. Yani işgaliye bedeli yolladık, haksız kazancın önüne geçmek amacıyla. Geçmişe dönük... Metro istasyonlarında mesela ne zaman girdi, ne zaman çıktı bütün beyan, şeyler bellidir. Yani biz onların tarih tarih sıralamasını yaptı Reklam Müdürlüğü ve önümüze koydular, biz de memnuniyetle imzaladık. Ama bu cezayı da bir şey için de kullanmadık. Yani kendisi öyle hissetmiş ama kendi ticari ilişkilerini veya yaptığı yatırımları ben bilmiyorum. Kime neyi devrettiğini de bilmiyorum. Biz sadece işimizi yaptık başkanım. Fazla kullanım yapmış, talep ederseniz size İstanbul Büyükşehir Belediyesi de yollar. Bakarsınız ihbarnameye, ekindeki evraklara. Yani bize onu kesmesek suçtu, kestik diye bizi etkin pişmanlıktan bulmuş.
Mahkeme Başkanı: Selman Narman’ın beyanı var. Biliyor musun beyanını?
Kağan Sürmegöz: Yok Başkanım.
Mahkeme Başkanı: Bu şeyden bahsetmiş. “Belediyenin ihale hazırlık aşamasından önce ve özellikle ihale şartnamelerinin hazırlık sürecinde o dönem reklam müdürü olan, sonrasında ise daire başkanlığına terfi ettirilen Kağan Sürmegöz ve Serdal Taşkın'ın gerek şartnamelerle ilgili gerek muhammen bedellerle ilgili defalarca görüştüklerini, hatta ihale yapıldıktan sonra teknik şartnamede bazı maddelerin Serdal Taşkın ve Kağan Sürmegöz tarafından değiştirildiğini biliyorum” diye bir beyanı var.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Başkanım, öncelikle ben Selman Narman’ı hiçbir şekilde tanımıyorum. Yani hayatımda görmedim. Benim odama girdiğini falan da söylemişti yanlış hatırlamıyorsam. Yani tamam kapımız açıktır sonuna kadar herkese ama ben o arkadaşla hiçbir şekilde görüştüğümü hatırlamıyorum. Tanımıyorum da ismen de bilmiyorum. Biz teknik şartnameleri hiçbir şekilde ihale yapılmadan önce hiçbir şirketimizle görüşmeyiz başkanım. Tek görüştüğümüz yer neresidir biliyor musunuz? 2018 yılında İSPARK'la görüştük. Neden görüştük onunla da? Çünkü led ekran teknik şartnamesi yazıyorduk, onunla ilgili görüştük. Hatta genel sekreterimizle birlikte yurt dışına da gittik. Yani o led ekranın teknik şartnamelerini oluşturabilmek amacıyla. Biz yani isterseniz sorabilirsiniz, biz hiçbir şekilde görüşmedik. Diğer beyana geleyim, diyor ki teknik şartnamedeki şartları değiştirdiler. Başkanım, sözleşme imzalanır, noterce onaylanır, onu daha değiştiremezsiniz. Hiçbir aykırılık da iddianamede de tespit edilememiştir, öncelikle onu da söyleyeyim. Yani biz orada hiçbir şekilde karşılıklı olarak hadi teknik şartnamenin şu maddesini değiştirelim diyebilme şansımız yoktur. Mümkün değildir Başkanım. Yalan söylemiştir.
Mahkeme Başkanı: Güngör Gürman'ı tanıyor musun?
Kağan Sürmegöz: İsmen bilmiyorum Başkanım.
Mahkeme Başkanı: Onun da bir beyanı var seninle ilgili yine. “İBB'de daire başkanı olarak görev yapan Kağan Sürmegöz isimli şahıs hatırladığım kadarıyla 2023 yılında Ferko Plaza'da bulunan Murat Kapki'nin şirketine iki defa geldi. Bu gelişlerinde elleri boş fakat çıkarken Advertcity yazılı karton çanta içerisinde çantalar dolu bir şekilde çıktı. Kağan Sürmegöz Murat Kapki'nin şirketine... Berat Kapki alıp getirirdi... Berat, Kağan Sürmegöz'ün plaza girişinde bulunan müracaata kaydını yaptırmazdı. Murat Kapki, Kağan Sürmegöz isimli şahısla zaman zaman Ataşehir Dedeman Otel'de bulunan salona giderdi” diye devam eden bir beyan var.
Kağan Sürmegöz: Başkanım sondan başlayayım. Ben hayatımda hiç Ataşehir'deki Dedeman Otel'e gitmedim. Dikkatliyimdir de yolda bir yerden bir yere giderken sağa sola da bakarım, böyle bir yeri de görmedim. Öncelikle onu söyleyeyim. Akabinde Ferko Plaza'ya iki defa gittim. İki defa gitmemin sebebi de o binada bir arkadaşımızın benden bir ofis talebi, yani orada tanıdığın var mı, bir ofis kiralamak istiyorum demesiydi. Gittik baktık, akabinde Murat Kapki'yi aradım. Dedim ki biz burada bir ofis arkadaşım için arıyoruz, senin bilgin var mı? Dedi ki binanın sahibini tanıyorum, seni tanıştırayım dedi. Akabinde biz binanın sahibiyle tanıştık, aynı zamanda yönetimini de yapıyordu kendisi, bize iki tane yer gösterdi. Akabinde de ikinciye gittik, ikinciye gittiğimizde de arkadaşımızla da gittik ve gösterdiği diğer şeyi de plazadaki ofisi de gösterdik. İkinci gidişimiz de oydu, onun haricinde bir daha da gitmedim, bu kadardır. Ama ben öyle kartonlarda alayım, zaten bir şey de demiyor da “kartonla çıktı” diyor, ben öyle kartonla martonla çıkmadım. Yani bizim görüşmemiz plazadaki süreç bu.
Mahkeme Başkanı: Kaan Fazlıoğlu diye birini tanıyor musunuz?
Kağan Sürmegöz: Yok. O da o da benzer şeyler söylemiş. Onları da reddediyorum.
Mahkeme Başkanı: Murat Kapki ile zaman zaman yine bir araya geldiğimizde demiş ki "Murat Kapki ile zaman zaman bir araya geldiğimiz sohbetlerimizde bana İBB'de çalışan Kaan Sürmegöz isimli kişi sayesinde belediyedeki reklam yerleri ile ilgili sorunları kolayca çözdüğünü anlatırdı. Kaan ve bazı belediye yetkilileriyle Ataşehir'de bulunan Sheraton Otel'de, spa merkezinde ağırladığını, orada İBB ile ilgili işleri ve sorunları çözdüklerini…
Kağan Sürmegöz: O kişi ben değilim Başkanım. Öyle bir şey olmadı. Yani, yok ama ofiste dediğim gibi iki kere görüşmemiz olmuştur. Serkan Balbal’ı da tanımıyorum. Herhalde o da etkin pişmanlık yapmak amacıyla böyle beyanlarda bulunmuş. Yani bir beyan alınıyor, bir başkasının önüne konuluyor, ona göre değerlendirme yapılıyordur diye düşünüyorum. Yani, tanımıyorum ben beyefendiyi. Murat Kapki'yi tanıyorum. Yani, herhalde 20 yılı aşmıştır tanışıklığımız. Yani, arada görüştüğümüz de olmuştur. Ama öyle hani başka bir yerlere gittiğimiz, dışarıda görüşmüşlüğümüz yoktur yani doğru düzgün. 2019 sonrası için söylüyorum. Aynı zamanda isterseniz kendisine sorun hani belediyeyle iş yaparken benimle neyini halletmiş? Kendisi de cevap versin. Hiçbir şekilde öyle bir destek olmadı.
Mahkeme Başkanı: Adem Tuncay'ın beyanları var.
Kağan Sürmegöz: Evet.
Mahkeme Başkanı: Biliyor musun bu beyanları?
Kağan Sürmegöz: Biliyorum Başkanım.
Mahkeme Başkanı: Var mı söyleyeceğin bir şey?
Kağan Sürmegöz: Başkanım yani Adem Tuncay Efendim…
Mahkeme Başkanı: Bayağı bir ismi geçiyor, anlatımları falan.
Kağan Sürmegöz: Evet. Yani, Adem Tuncay İstiyorsanız hepsini mi anlatayım? Hepsini mi anlatayım? Başkanım, öncelikle savcılık ifadesinden başlayalım. Bütün şartnamelerin hazırlanmasını kendisi yapıyormuş, öyle söylemiş. Ki doğrudur, kendisi yapar. O benim amirimdir. Hiçbir ihalesinde problem olmadığını söylüyor. Hiçbir sıkıntı zaten yokmuş. Biz de zaten öyle olmadığını iddia ediyoruz. İddianamedeki eylemlerin yanlış olduğunu size teknik olarak cevap verdik. Şimdi mesela demiş ki şeyin önündeki, Merter'deki bir panonun izinsiz olduğunu söylemiş. "Alper Aydın'ın panosu izinsizdir." demiş. Ya kendi izin vermiş. Kentsel Tasarım Komisyonu'nda görevli. Kendisi izin verdiği yeri "izinsizdir" diyerek bana suç atıyor. Serdal Taşkın’ın firmalarla iletişimini sağladığımı söylemiş. Başkanım, ben Serdal Taşkın’ı hayatımda bir Allah'ın kulunu tanıştırmadım. Öyle bir diyaloğumuz da yoktu yani. Hani yaptığımız sözleşmelerle ilgili görüşürdük ama bir diyaloğumuz yoktu yani. Şununla şununla tanış vesaire. Böyle bir asla öyle bir şey yok yani. Görev sürem boyunca hiçbir Allah'ın kulunu Serdal Bey ile tanıştırmadım, hiçbir firmayla iletişimini sağlamadım. Deniyor ki yine Serdal Taşkın ile birlikte bütün reklam konularını yürütmeye başladılar. Kentsel tasarımın işleriyle de ilgilenirdi diyor. "Kentsel tasarım başvurularını Serdal Taşkın ile birlikte değerlendirirdi." Başkanım, yemin ediyorum böyle bir şey yok. Yani, biz Serdal Taşkın ile hiçbir şekilde bir reklam alanı değerlendirmedik oturup da. Hele ki hadi değerlendirdik diyelim, kentsel tasarıma yollasak kentsel tasarım diyecek ki "Yani bizim bir yönetmeliğimiz var, o yönetmelik kapsamında uygundur, değildir." diyecek. Yani biz uygun desek ne olacak? Yani böyle bir şeyin olmasının teknik olarak mümkün değil.
Mahkeme Başkanı: Ertan Yıldız'la ilgili anlatım var.
Kağan Sürmegöz: Ertan Yıldız'a ait olduğunu duyduğum, Kaan Sürmegöz'den duydum demiş. Anatolia Sign isimli şirkete yönlendirirdi. Haftada bir belediyeden iş alan firmasını bu şirkette, ihale alan birçok firmanın bu şirketle çalışmak zorunda bırakıldığını benden duymuş. Ben böyle bir şey söylemedim Başkanım. Anatolia Sign firması Ertan Yıldız'ın mıdır, onu da bilmiyorum. Bunun doğruluğu konusunda siz de araştırma yapabilirsiniz. Hani onunsa bilmiyorum. Hangi firmalar onunla çalışmış? Şirkete bir baktırabilirsiniz, bir yazı yazabilirsiniz. Belediyeden iş alan firmalarla bir tanışıklığınız, iş yapmışlığınız var mı diye Anatolia Sign'a sorabilirsiniz. Var mıdır, bilmiyorum. Ertan Yıldız'ın mı, onu da bilmiyorum. Benden böyle bir şey duymadı Başkanım. Ben böyle bir şey söylemedim yani. Ha, böyle bir zorlama varsa kimin zorladığını da söylesinler. Ertan Yıldız'ın iştiraklerden sorumlu başkan danışmanı olması nedeniyle işte Kaan Sürmegöz'ün daire başkanı olarak düşündüğünü söylemiş. Kısa süre sonra da ben daire başkanı olmuşum. Başkanım, o süreçleri detaylı anlattım size. Benim daire başkanı olma sürecim, makam boşaldıktan sonra kurumdaki 16 yıllık tecrübem dikkate alınarak değerlendirilmişti.
İlk olarak genel sekreter yardımcım çağırdı beni. O görüşme yaptı. Daha sonra insan kaynaklarından sorumlu genel sekreter yardımcımızla ve insan kaynaklarından sorumlu başkan danışmanımızla, Yiğit Bey ile de istişare ettik. Aradan yaklaşık bir ay vesaire geçti. Beni vekaleten atadılar. 6 ay sonra da o sürece baktılar, asaleten atadılar. Yani güven ilişkisi vardır demiş Ertan Yıldız. Başkanım Ertan Yıldız yani Bakırköy Belediyesi'ne gittikten sonra Arda Karadağ'ı başkan yardımcısı yapmış. Şimdi Arda Karadağ benim yakın arkadaşımdı. Eski dönemden beri o da bizim mali kontrol müdürümüzdü 2019 öncesinde. O da benim gibi devam eden müdür arkadaşlardan birisiydi. Arda Karadağ'ın Bakırköy Belediyesi'ne geçtiğini ben yaklaşık 4-5 ay sonra öğrendim. Bilmiyordum yani. Ama demiş ki Kağan Sürmegöz, Ertan Yıldız'a söyledi de o yaptı. Yani Bakırköy Belediyesi'nde Ertan Yıldız'ın böyle bir etkinliğinin olduğunu da düşünmüyorum da benim hiç etkim olmadı onu söyleyeyim.
Mahkeme Başkanı: Yine Panoffect firmasının sahibi Salih Eyüp Subaşı'nın 2024 yılının sonuna doğru arayıp Skoda marka Superb model bir araç talep ettiğinizi, 34 mcv 863 plakalı hatırladığı füme rengi Skoda Superb model aracın iletişim koordinatörlüğünü gönderildiğini anlatmış. Bununla ilgili ne var?
Kağan Sürmegöz: Başkanım konuyla ilgili inanın hiçbir bilgim yok ama bakın kendisi çok detaylı beyan vermiş. Aracın plakasını vermiş. Kimin kullandığını söylemiş. Hatta operasyondan sonra o aracı da ona teslim etmişler. Yani çakarları operasyon önce mi yakın zamanda mı ona teslim etmişler. Yani istiyorsanız Salih Subaşı'na da sorun bilmiyorum ne der de çok beyanlarına ben güvenmiyorum. Yani benim böyle bir talebim olmadı. Ama şu oldu, şunu hatırlıyorum, mesela bu metro istasyonları ihalesi var ya, o ihaleyi Panoffect işletiyor, Salih Subaşı Eyüp Subaşı işletiyor. Eyüp Subaşı'nı bir kere şunun için aradığımı hatırlıyorum: Bizim müdürlüğe kayıtlı hatta Adem'in kullandığı araçtı yanlış hatırlamıyorsam, Adem Tunçay'ın kullandığı bir Megane marka araç vardı. O metro istasyonları ihale kapsamında tarafımıza verilmiş bir araç. Her ihale şartnamemizde biz araç yazarız başkanım, sahadaki teknik tespitinin yapılması amacıyla. Yani her ihalede vardır yaklaşık 20 yıldır da bu böyledir. Kültür A.Ş.'de de vardır, bizde de vardır. Yani biz ihale yaparız, Kültür A.Ş. alt yüklenicisine veriyorsa, alt yüklenici mesela biz iki araç yazdık Kültür A.Ş. 5 araç yazdı, kendisine araçları alır, bizim araçlarımızı da verir, süreç o şekilde devam eder. Yani bu çok uzun yıllardır böyledir. Baktık, araç kaza yaptı, yani Adem yapmıştı yanlış hatırlamıyorsam. Araç kaza yaptı, aracın değiştirilmesi hususunda, mağdur oldu çünkü, bir ikame araç yollanması hususunda aradığımı hatırlıyorum. Ama onun haricinde yok bize Superb bir araç gönder vesaire böyle bir şey yok başkanım. Ha, bu Megane yerine Superb göndermiş midir? Ama kullanan kişiyi de söylüyor, bizimle alakası yok. Yani bizim böyle bir talebimiz olmadı kendisinden.
Mahkeme Başkanı: 2024 yılının sonlarına doğru Salih Subaşı'ndan Kağan Sürmegöz'e iletilmek üzere 1.5 milyon TL'lik migros kart Emlak Daire Başkanlığı'na geldi ve Kağan Sürmegöz'e teslim edildi demiş.
Kağan Sürmegöz: Kart getirildi, bunu hangi iş kapsamında ne amaçla verildiğini detaylı bilgiye sahip değilim. Bana vermediler bunu başkanım. Yani kendisi getirmişse bana değil, bizim sosyal hizmetlere teslim edilmesini söylemişimdir. Ben böyle bir süreç hatırlamıyorum. İstiyorsanız bunu ortaya çıkartabilirsiniz. Yani Migros'a bir yazı yazalım, bu Salih'in firmasının adını da yazalım. O 1.5 milyonluk kartın kimlerin kullandığını görürüz. Kendimin kullandığı, yani benim haberim yok. Ha böyle zaman zaman kartlar gelirse de bunlar sosyal hizmetlere gönderiliyor, yani bizim kullanımımızda olan bir süreç değildir bu. Kayda girer ve dağıtılır. Yıllardır bu şekilde devam ediliyor. Bu spor kulüplerine falan anlatayım mı Başkanım?
Mahkeme Başkanı: Bu Rauf Cem Istıranca'nın bir beyanı var. Tanıyor musunuz Rauf Cem Istıranca’yı?
Kağan Sürmegöz: Rauf Cem Istıranca’yı tanıyorum evet.
Mahkeme Başkanı: Beyan hakkında bilginiz var mı?
Kağan Sürmegöz: Görüşme yaptık diyor. Görüşmede diyor uygun gördüğü yerler oldu, uygun görmediği yerler oldu diyor. Başkanım biz bu görüşmeyi ihaleden sonra yaptık. Yani daha öncesinde görüştüğümüzü de hatırlıyorum da, hani bu arada uzun yıllardır tanırım ama 3 ya da 4'tür görüşmüştük. Çok eskiden hatırlıyorum, yani bir 15-16 yılı olmuştur, belki daha da fazladır. Kentsel Tasarım Müdürlüğü'ne gelip başvururken ben hatırlıyorum. Yani kendisinin böyle bir şey söylemiş ama biz bunu ihaleden sonra görüşmesini yaptık. Dedi ki teknik hususlar hakkında ne yapabiliriz? Onları konuştuk. Ben öyle burası olur, burası olmaz diyebilme yetkinliğine sahip değilim başkanım. İhale yapılır, biliyorsunuz, ihaleyi aldıktan sonra işletmeciler işte alt yüklenici olduysa bunları konuşurlar. Birtakım teknik detaylar konusunda bir belirsizlik varsa bazen Kültür A.Ş. bize de yönlendirme yapabilir. Yani o görüşmeler kapsamında yapmışızdır. Yani benim öyle bir kendi başıma burası olur, burası olmaz... Etkin pişmanlık işte başkanım, yani dışarıya çıkmak için verdiği beyan.
Mahkeme Başkanı: Kaan Ketenci'yi tanıyor musunuz?
Kağan Sürmegöz: Kaan Ketenci'yi tanıyorum.
Kağan Sürmegöz: Gelip gittiğinden tanıyorum. İki üç kere randevu vermiştim. Oradan tanıyorum ismen.
Mahkeme Başkanı: muvazaalı ecrimisil tahsili ile ilgili İBB tarafından şirketlere...
Kağan Sürmegöz: Başkanım ecrimisilin muvazaası olmaz. Evet. Ecrimisile gideriz teknik elemanlarımız tespit eder. Tespit ettikten sonra, şimdi avukatlarım da onunla ilgili birkaç örnek dosya da sunarlar size. Eğer oraya bir pano koyduysa biz o panoyu koyduğu zamanki aralıktaki tarih aralığının örnek ihbarname de koydum, yansıtmıştım. O tarihler arasında biz bedelini almak zorundayız. Eğer almıyorsak asıl muvazaa o zaman olur. Yani bizim 2886 sayılı Kanun'un 75. maddesine göre bizim bunu almamız lazım. Almışız. Bedelini göndermişiz, ödemiş, daha sonra da kaldırmışız. Ama bu arkadaşlar reddetmiş, ama bizim rayicimiz öyleymiş. Yapacak bir şey yok, kendisi zor duruma düşmüş.
Mahkeme Başkanı: Serkan Öztürk'ün beyanını sormuyorum o konuyla ilgili kısmını. Yine bu Murat Abbas'la ilgili beyanı var, onunla ilgili kısmını sormuyorum. Doğrulamadığı için o kısmı sormuyorum. Savcım sorunuz var mı?
SAVCI SORUYOR
Savcı: Kağan Bey, Sizin İBB'deki pozisyonunuz hakkında birtakım beyanlar var. Yakup Öder ayrıntılı beyanlarında; sizin Murat Ongun'un adamı olduğunuzu ve Murat Ongun'un reklam konusunda hakim olmak için sizi bu göreve getirdiğini ifade etmiş. Yine Hakan Karaköse'nin beyanlarında; sizin usulsüz işlemler yaptığınızı iddia ederek, bu usulsüzlüklere karşı Genel Sekreter Yardımcısı Murat Yazıcı'nın göz yummaması sebebiyle Murat Ongun vasıtasıyla Murat Yazıcı'nın görevden alındığı beyan edilmiş. Bu Murat Yazıcı'nın görevden alınma süreciyle ilgili bir dahliniz var mı?
Kağan Sürmegöz: Başkanım hiçbir şekilde olamaz. Murat Yazıcı Bey benim üstümdür. Burada beni dinleyecek de kimse olmaz. Kendi beyanları da var, belki savcılık beyanlarını okumuşsunuzdur; bu sürecin böyle olmadığını kendisi de beyan etmiş zaten. Yani bizim hiçbir şekilde üstümüzü bırakın, altımızı bile görevden aldıramayız. İnsan Kaynakları bunu değerlendirecek birimdir. Bizim böyle bir sürecimiz yok başkanım.
Savcı: Yine Umut Şenol'un birtakım beyanları var. Beyanında bu reklam süreçlerine ilişkin şundan bahsediyor: "Ben bu süreçte reklam konularıyla ilgili İBB bünyesinde gayriresmi bir hiyerarşik yapı olduğunu tespit ettim. Şöyle ki; ben 2020-2022 arasında Açıkhava Reklamcıları Vakfı Başkan Yardımcısı olarak görev yaptım. 2020-2021 senelerinde, yani pandemi döneminde açıkhava reklam sektörünün ekonomik olarak olumsuz etkilenmesi neticesinde İBB'den kiraların düşürülmesi için İBB Reklam Dairesi Başkanı Kağan Sürmegöz ile görüşmek üzere İBB binasına gittim. Kiralarda indirim talep ettiğimizi söylediğimde kendisi bana direkt Murat Ongun'u aramam gerektiğini söyledi. Halbuki beni bağlı bulunduğu Genel Sekreter Yardımcısına yönlendirmesi gerekirdi. O dönem Murat Ongun'un bu sektörde herhangi bir resmi görevi bulunmamaktaydı." Konuyla ilgili Murat Ongun ile görüştüğünde, şirketlerin ayrı ayrı gelip kira indirimiyle ilgili kendisiyle görüşmesini istediği şeklinde beyanı var. Siz insanları bu şekilde Murat Ongun'a yönlendirdiniz mi bu süreçte?
Kağan Sürmegöz: Sayın Savcım, tarih olarak neyi söylüyor?
Savcı: 2020-2022 arasında açıkhava reklam başkanlığı yapmış, 2020-2021 senesi arasında bu pandemiden ötürü gelmiş size.
Kağan Sürmegöz: Sayın Savcım, Umut Şenol bizim meclis üyemizdir, belki biliyorsunuzdur. Bu indirim taleplerini biz 2020 yılında... Buraya da yansıttım, 2020 yılından iki yıl sonuna kadar meclis kararıyla yaptık. Dolayısıyla indirimi benim değil, onun yürüttüğü bir süreç içerisinde değerlendirmek gerekir. İndirimi de yaptık; bunu da Bakanlık genelgesine istinaden Meclis'i yetkilendirdi Bakanlığımız ve meclis kararıyla yaptık. Dolayısıyla ben kimseyi de Murat Ongun'a yönlendiremem çünkü tahsilat süreçlerini biz Kültür A.Ş.'den yaparız. Ben bir indirim yapacaksam zaten Kültür A.Ş.'ye yapabilirim. O genelge kapsamında da zaten Kültür A.Ş.'ye indirim yaptık. Onlar alt tarafa yansıttılar mı onu bile bilmiyorum. Yani böyle bir imkanımız yok başkanım. Üstüme yönlendirsem Sayın Buğra Gökce'nin de böyle bir yetkisi yok.
Savcı: Yine Hakan Karaköse beyanlarında bir toplantıdan bahsetmiş. İstanbul Avrupa Yakası elektrik direklerinin reklam alanını işleten Serdar Pişirici isimli bir şahsın bulunduğu bir toplantı... Bu toplantı esnasında Kağan Sürmegöz'ün, Serdar Pişirici'ye "Patron 2025 yılı için tek kalemde 20 milyon TL istiyor" dediği; sonra Serdar Pişirici'nin beni işaret ederek "Rahat konuşabiliyor muyuz arkadaşlar?" dedikten sonra Kağan Sürmegöz'ün bana ve Adem'e çıkmamızı söyledi. Sonraki süreçte Boaz isimli firmanın sözleşmesi feshedilip Kerem Dal'nın yetkilisi olduğu Matador isimli firmaya 105 milyon TL karşılığında anlaşma yapılmış şeklinde beyan var. Böyle bir konuşma yaşandı mı? Beyanın konusu sözleşmenin gerçekten fesholup da Matador isimli firmayla bir anlaşma yapılması mı?
Kağan Sürmegöz: Çok teşekkür ederim, benim notlarım arasında vardı ama unutmuşum, atlamışım. Sayın Savcım, şimdi elektrik direkleri konusuyla ilgili size meclis kararlarını ve protokollerini buraya yansıtma sürecine girdim. Yanımda da var, arz ederim. Biz hiçbir şekilde bir firmayla muhatap olamayız. Çünkü BEDAŞ ya da AYEDAŞ, daha doğrusu CK Boğaziçi ve Anadolu Yakası'ndaki de Enerjisa, ihalelerini kendileri yaparlar, bize de bedel öderler. Bu Serdar Pişirici dedikleri beyefendi, anladığım kadarıyla, daha doğrusu hatırladığım kadarıyla Avrupa Yakası elektrik direklerini işleten firmanın sahibi.
Savcı: Avrupa Yakası, doğru.
Kağan Sürmegöz: Evet, Avrupa Yakası. Şimdi Avrupa Yakası'ndaki işleten firmayla alakalı bizim tek görüşme şansımız şudur: Kendi tanıtımlarımızı (çünkü birtakım o gösterilen protokollerde ekler var) bu eklerin, yani ek listelerin yürütülmesine ilişkin birtakım süreçler... Bizim protokol... Yani daha doğrusu Serdar Pişirici'nin sözleşmesini feshedin... CK Boğaziçi, Cengiz-Kolin ortaklığı biliyorsunuz. Bizim onlara böyle bir şey söylesek bize gülerler herhalde, "Biz hani istediğimiz firmayla çalışırız" derler. Yani bizim onlarla bir sözleşmemiz yok. Sadece biz kar payı alıyoruz. Biz onlardan bir bedel talep edemeyiz, etmeyiz de.
Savcı: Yani o reklam firması CK ile mi anlaşır o süreçte?
Kağan Sürmegöz: Tabii, CK ile anlaşma yapıyor. CK ihale yapıyor, CK ile sözleşme imzalıyorlar. CK Boğaziçi bize %25'ini, daha sonra yaptığımız düzenlemeyle %50'sini bize gönderiyor. Yani bizim onlarla doğrudan bir sürecimiz yok başkanım. Bunu teyit de edebilirsiniz, istiyorsanız hani Serdar Pişirici'ye sorun. Mesela Matodor firmasının 105 milyon TL ile verildi denilmiş. Yani bunlar bizim İBB'de yürütülen bir süreç değil. Benim müdahale olma imkanım zaten yok. Sadece bir BEDAŞ'tan bir sözleşmeler müdürüyle görüşüyorduk. Onlar yeni bir ihaleye çıkacaklarından bahsediyordu. Yaptılar mı, yapmadılar mı hani biz aylık sadece bilançomuza bakarız.
Savcı: Yine bu Hakan Karaköse, Adem Tuncay'ın beyanlarına baktık. Bu beyanlarda bir husustan bahsediyor. Kent Vizyon firması 1601 billboardu 400, billboardu çevirme talebine karşılık kendilerinin kamu zararı olacağı gerekçesiyle imza atmadıklarını, ancak sizin sahada bu husussuz dönüşüme göz yumduğunuzu ve 1 sene sonra dönemin genel sekreter yardımcısı Buğra Gökce'yle birlikte bu onayı resmen imzaladığınızı beyan etmiş. Bu hususta ne diyorsunuz? Buğra Gökce'yle bu veya buna benzer bir konuda ikili imzanız oldu mu?
Kağan Sürmegöz: Başkanım, sayın savcım, bu söyleyen Hakan Karaköse ve Adem Tuncay bu evrağa imza atmıştır. Bunun da dökümlerini size ulaştırayım isterseniz.
Savcı: Daha sonra şey var, yine Hakan Karaköşe, Adem Tuncay'ın bir coin meselesi var, bir şeyden bahsediyor. Şey, büfesi ihalesi alan Cüney Okun büfe lokasyon listesi için Hakan Karatköşe aracılığıyla Kaan Sürmegöz ve ekibine aylık düzenli olarak coin gönderdiği itiraf ettiğini beyan ediyor Hakan Karaköşe. Hakan Karaköşe bunu Cüneyt Okun tarafından söylendiğini söylüyor. Adem ise coin meselesini Hakan'dan duyduğunu fakat daha sonraki süreçte Cüneyt ve Hakan'ın yanına gelerek bu konuyu konuştuklarını, Adem Tuncay'ın Cüneyt Okun "Hakan bana bir şey anlattı, bu konuda ne diyorsun?" diye sorduğunda Cüneyt Okun "Bir şeyler gönderdim, o konuyla ilgili konuşmak istemiyorum." diye cevap vermiş. Bu coin meselesi nedir?
Kağan Sürmegöz: Başkanım, hiçbir bilgim yok. Böyle bir veri de yok zaten. Tüm hesaplarımızda araştırıldı, bakıldı. Yani tamamıyla yalan söyleniyor. Kendilerinde de zaten Hakan Karaköşe duyduğunu söylemiş. O da ondan duymuş. O da duyduğunu söylemiş, savcım.
Savcı: Daha sonra herhalde bu Cüneyt Okun da Adem Tuncay'la bir araya geliyor. Orada da bir şeylerden bahsetmişler de. Bu gönderdiğiniz evraklar imza mı oluyor?
Kağan Sürmegöz: Evet başkanım, e-imza.
Savcı: Giden evrak şeklinde
Kağan Sürmegöz: Sadece e-imzanın geçerli olduğuna... Yani kurumumuzda e-imzanın geçerli olduğuna dair evrağı da size vereyim, avukatımız aracılığıyla aldık.
Savcı: Burada şey diyor mesela, onay için bir üst makam, onay için bir üst makam, o nasıl oluyor bu süreç? İmza atıp...
Kağan Sürmegöz: Başkanım, yazı hazırlanıyor. Yazı hazırlandıktan sonra giden yazı yapılıyor. E-imza sizin de vardır belki bilmem, bir flash disk gibi. Onu takıyorsunuz, e- imzalıyorsunuz, bir üst makama geliyor. Daha sonra bir üst makama gidiyor, sıralı olarak Buğra Bey'e kadar gitmiş ve kendi imzaları da var. Yani böyle bir sürecin olmadığını, aynı zamanda bizim yani verdiğimiz onay hani attığımız imzayı da şimdi hani burada bir suç vardı onlara da katın gibi bir şey söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Süreçle ilgili beyan ediyor. Süreçle ilgili şimdi zaten bu eylemlere de yansımadı. Mesela bize onu kollukta sordular, bu nedir diye. Biz anlattık, yani detaylı beyanlar da verdik. Bunlar bizim iddia şartnamemize uygun hususlardı. Biz inandığımız şey, sayın savcım bakın haftada bine yakın imza atıyorum. Yani 20 yıllık süreç içerisinde attığım her imzanın da arkasındayım. Bir adım geri durmam. İmzamı atıyorsam arkasındayım. Yani o şartnameyi de hatırlıyorum, yani birleştirmeye izin veriyor. Talep etmiş, bizim için de uygunsa yani şartnamede yazıyorsa o kıstaslar... Anlatılan hususu biliyor musunuz bilmem, 4 tane billboard var, bunları tek bir üstüne kontrplak geçirecekler, buna izin verdiniz diyor, cenk board yaptınız buna izin verdiniz diyor. Kendileri imza atıp getirdiler bunu bana.
Savcı: Şimdi yine bu Hakan Karaköşe'nin beyanı var, soruşturma aşamasında şey söylüyor, emniyette gerekse cezaevinde CHP ve Kağan Sürmeğöz tarafından tarafımca avukatlar üzerine konuşmam yönünde baskı ve tehdide maruz kaldım ama yine avukatların hepsini tersleyerek göndermiş şeklinde beyanı var. Siz üçüncü şahıslar üzerinden Hakan Karaköşe'ye herhangi bir haber veya bir, herhangi bir baskı yaptınız mı?
Kağan Sürmegöz: Başkanım, ben ilk başta tutuklandığımda Paşakapısı Cezaevi'ne gönderildim, bahsetmiştim. Benim arkadaş listemde Hakan Karaköşe vardı. Geldi karşımda, camın arkasından onunla konuşuyoruz. Yani karşımda ağlıyordu. "Başkanım en kısa sürede çıkacağız" diyordu. "Biz bütün dosya hazırlıklarımızı hazırlayıp savcılar sizin için itiraz dilekçesine de yardımcı olacağız" diyordu. Sonra kendisi tutuklandı, içeriye girdi. Ben kimseyi göndermedim. Benim zaten partiyle bir şeyim de yok, irtibatım da yok. Bana da gelen olmadı öncelikle, ki ben birisini göndereyim. Yani böyle bir süreç yok başkanım. Ben kimseye baskı kuracak, 10 yıl birlikte çalışmışız. Yani niye baskı kurayım, ister konuşsun, ki konuştu. Biz bir şey mi dedik? Yalanları söylemiş.
EKREM İMAMOĞLU, KAĞAN SÜRMEGÖZ’E SORUYOR
Ekrem İmamoğlu: Kaan Bey, öncelikle değerli anlatımın için teşekkür ederiz. Birlikte çalışmış olmaktan da duyduğum memnuniyeti yüz yüze ifade etmek isterim. Gerçekten küçük evlatlarını biliyorum, ailenin, eşinin çekmiş olduğu sıkıntıları da hissediyorum. Allah yardımcıları olsun. İnşallah bir an önce yuvana kavuşmanı da yürekten diliyorum.
Bu arada Sayın Başkan, sayın heyet; bence çok zalimce bir kararın… Bu emekli maaşlarının sona erdirilmesi meselesi elbette memnuniyet verici. Ben ne hukuka ne işleyişinin hiçbir yerine kendi zihnimce -hukukçu değilim- hiçbir yerine sığdıramadığım bir hususu, 1,5 yıl sonra sanki çok büyük bir memnuniyetmiş gibi karşılamak da gerçekten bu memleketin yargı sistemi açısından da -ben açık söyleyeyim- çok üzüntü verici buluyorum. Onun altını çizeyim. Bu insanların bu şekilde tutuklu yargılanmasının yanı sıra, yani aç dursunlar, hiçbir şey yemesinler, içmesinler gibi bir anlama geliyor. Özellikle emekli maaşı açısından bunu da ifade etmiş olayım.
Kaan Bey, sizinle birlikte mesaimiz var. Yaklaşık 7 yıl önce başladı. Biraz daha fazlası var, bir ara dönem yaşadık ama baktığımızda işte dün 7 yıl önceki 2. seçimi kazandığımızın yıldönümü. Kazandığımız derken, yani İstanbul'da seçim kazanılır zaten, seçim alınmaz, verilmez. Millet verir, millet "biter, bitti" der. Sonra bir süreç başladı. Bu arada sözlerinizde şey vardı, onu hatırlatayım. Sayın Başkan, sayın heyet de fark edemeyebilir, "Teşekkürler İstanbul” afişleri vardı, o konuda görüşmüştü" diyor. “Teşekkürler İstanbul”, bize ait afişler değildi. Yani muhtemelen öyle bir şeyi biz yapmış olsak, bugün bir seçim olsa, açıkçası böyle bir iddia makamı bizi herhalde idamla yargılardı yani. İstanbul, aylarca Teşekkürler İstanbul afişleriyle durdu yani. 31 Mart'ın gecesi asıldı, Temmuz'un 1'inde kaldırmaya başladık. O afişler o dönem Sayın Erdoğan'la Sayın Binali Yıldırım'ın mağlubiyet kutlamaları afişiydi. 6 ay boyunca, neredeyse 4 ay boyunca afişlerde durdu.
Şimdi sizinle tabii mesaimiz var. Biraz bahsettiniz ama önce şunu sorayım, tam duyamadığım için soruyorum. Kaç yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesinde çalışmaya başladınız Kaan Bey?
Kağan Sürmegöz: 2006 yılında Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: 2006 yılı. Yani siz İstanbul Büyükşehir Belediyesine başladıktan 13 yıl sonra ben Belediye Başkanı oldum. Sayın Başkan, bu örgüt meselesi çok önemli çünkü kamuda çalışıyoruz. Ben de kamuda seçilmiş birisi olarak aslında bir kamu görevlisi hüviyetinde çalışıyorum. Ve ben bu ahlakı ve bu erdemi taşıma konusunda da çok özenli davrandım. Bugün burada bu konuşma geçerken de babamı da burada görünce aklıma geldi. 2014 yılında Belediye Başkanı olduğumda sabahın erken saatinde, görevi teslim alacağımız gün çok erken saatte belediyeye gittim. Böyle 05.30 – 06.00 gibiydi. Ailemle kalabalık olmadan orada bir konuşup, prensiplerimizi sohbet edip bir maneviyat yaşayalım istedim. Çünkü bir daha o makam onların çok kolay gelebileceği bir yer olmayacaktı. Öyle karar vermiştik çünkü.
Orada babamın güzel bir sözü var, buradan herkese kulaklara küpe olmasını dilerim parti ayırmaksızın: "Partili olabilirsin ama partizanlık yaptığın an benim evladım değilsin" demişti bana. Bu, benim için çok kıymetli bir sözdür. Dolayısıyla kamuda hizmet ederken de her çalışan insana devletin bir ferdi, devletin bir görevlisi gibi bakarım. Burada da o üniformayı giyen, sizin gibi yargıyı temsil eden insanlara da bakışım çok net bu şekildedir. Gözümün içerisinde ayrı bir perde yoktur. Yani arkasında başka bir göz, önünde başka bir göz hiç olmamıştır. Kağan gibi dostlarımıza da öyle baktım ve açıkçası bu soruyu sormadan bunu söylemek isterim, sunumumda da anlatacağım ama… Bugün itibariyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde yönetici kadrosunun %60'ın üzerindeki kısmı eski kadrolardan olan insanlardır. 7 yıl geçmiştir, %60'ın üzerinde diyorum. Bugün bir bakanlığı biri devralıyor, bir tane yönetici kalmıyor. Aynı iktidar döneminde. Bunu son 5-6 yıldır 4-5 bakandan çok net hatırlıyorum. En son yaşanan 2 bakan değişiminde de benzer bir şey yaşandı. Böyle bir şey olduğu zaman ben, bırakalım işin örgütün hüviyetini tanımlamayı ama, bir kişinin örgütlenmesi adına bile çok esef durum; yani hiç böyle iyi karşılanmaması gereken bir durum olduğunu düşünüyorum. Çünkü orada insanlar devletin kadroları yani, devlet memuru ya, kolay bir şey değil.
O bakımdan sevgili Kağan Bey, yani sizin süreciniz özellikli bir süreç. Yani daire başkanı oldunuz. Ben hatırladığım kadarıyla da sizden dolayı, muhtemeldir kulağınıza gelmiştir, ciddi siyasi eleştiri aldığımı da hatırlıyorum. Doğru hatırlıyorum değil mi? Yani yanlış hatırlamıyorsam kendi adıma soruyorum size.
Kağan Sürmegöz: Doğru Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Bakın, şunu da söyleyeyim, Sayın Savcı da sordu. Hadi o atadı, bu atadı, şu atadı. Ben dahi birisini çok beğenirsem ve olması konusunda bir niyet ortaya koyarsam strateji olarak mutlaka o aşamaları geçmesini sağlarım çünkü yanılabilirim yani. Ben Ekrem İmamoğlu bugün var, yarın yok. O bakımdan Kağan veya onun gibi diğer arkadaşlarımızın da performansıyla beraber kariyeri değişecekse, daha yukarıya tırmanacaksa en az 3 4 görüşmeden geçer ve mutlak üstleriyle onaylaşır, bizim önümüze gelir. Hep böyle yaşandı yani. Efendim yok Murat Yazıcı ondan dolayı alınacak, öbürü bundan dolayı atılacak veya bundan dolayı alınacak, böyle bir şey olmaz. Tabii ki bir yöneticinin şikayeti olabilir. Bakın Sayın Başkan, bunlar önemli Sayın Başkan. İnan örgütten yatıyor bu insanlar burada yani, ben, ben şimdi kendim için konuşmuyorum ki, bunlar için konuşuyorum. Yani onun için lütfen canınızı sıkacak bir şey değil, bunun sizin tarafınızdan duyulacağı kadar kamuoyu tarafından da duyulması lazım. Çünkü tekrar ediyorum yüzde 60'ın üzerinde bakabilirler, daha önceki dönem çalışan insanlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde yönetici. Bu nasıl bir suç örgütü yani? Beyefendi 2006'dan beri hizmet eden birisi ve Daire Başkanı olarak teklif edilmiş, o aşamalarından geçmiş ve o şekilde görevine gelmiş, hak ederek gelmiş yani. Ne Ekrem İmamoğlu'nun onda bir emeği var, ne de bir başkasının gönderme ya da alma şeyi var, pozisyonu var. Bunu kendime bir hakaret kabul ederim. Soruyu bu şekilde genişletmemin sebebi sorunun az önceki sorunun soruş biçimiyle ilgiliydi.
İkinci konu, bu kadar görev yaptınız, gelirlerin nasıl artırıldığını gösterdiniz. Devlet memuru ve yönetici kimliğinizle soruyorum, esasen ki geçmişe yönelik ne kadar az denetim ve bir takım teftiş süreçlerinin işletildiğini de anlatacağım ama o dönemdeki az gelirin elde edilmesi ile ilgili bir fikriniz var mı? Neydi eksik olan size göre? Yani neydi sahada? Çünkü ciddi bir hem ecrimisildeki artışı hem bütün bu reklam gelirlerindeki artışı gösterdiniz. Size göre bir önceki döneme göre bu dönemdeki artışın, her iki dönemi de yaşamış birisi olarak en değerli aşaması neydi?
Kağan Sürmegöz: Başkanım, saha tespit ekibimiz çok zayıftı. Yani zaten ilk göreve başladığımda da bana bunun talimatını vermiştiniz. Hani biz sahaya hakim olamıyoruz, bu konudaki iş geliştirmelerinizi yapın, bana sunun. Akabinde biz aldığımız aksiyon planlarıyla ve kendi iştirak şirketlerimizden de aldığımız destekle birlikte bir saha ekibi kurduk ve bu saha ekibinin de denetimlerini artırması ile beraber bütün işgalleri tespit ettik. Gelirler arttı ve aynı zamanda bu tahliye süreçlerini de çok arttırdık. Bu da yaptığımız tespit işlemlerinin sonucuydu. Aynı zamanda kira gelirlerinin artırılması da rayiçlerin de uygulanmasıyla birlikte otomatik olarak tekrar değerleme yaptık ve kıymet takdir komisyonlarımızı genişlettik. Dışarıdan değerleme almaya başladık daha da fazla. Sonucunda da daha iyi bir tablo ortaya çıktı.
Ekrem İmamoğlu: Yani aslında belirsiz olan ya da habersiz dikilmiş panolar ya da işte billboardlar ya da işte ekranlar vesaire söz konusuydu değil mi? Beni hatırladığım kadarıyla ilgili arkadaşlara şu ispiyonları soruyordum. Şu futbolcunun billboardu, şu sanatçının ekranı, şu şarkıcının bilmem nesi, şu bakanlıktaki danışmanın ekranı İstanbul genelinde bunların ihbarı geliyordu bize ve bunlara yönelik bu adımların atıldığını ben hatırlıyorum. Doğru mu hatırlıyorum yani?
Kağan Sürmegöz: Doğru Başkanım, zaten bu işgallerin tamamını kaldırdık. Sayıştay raporlarında 2020'den sonra bu eleştiriyi de kaldırdığını da gösterdim. Yani hepsini ihaleye bağladık ve ihaleyle de kira gelirlerimizi arttırdık.
Ekrem İmamoğlu: Yani burada bahsedilen neredeyse bazı kalemlerde sayın başkan, 1'e 100, 1'e 70. Yani iddia makamlığını şöyle yapmalı esasen. Bunu bir ihbar kabul etmeli ve biz bunun suç arıyorsak, biz de burada hesap veriyorsak, bunun arkasında ne var? Şunu bir araştıralım diye sorulması gerekiyor. Yani 2019 diye bir milat yok yani, bu olamaz. Olmamalı yani. Tarihte böyle bir şey görüldü mü ben bilmiyorum. Size ben veya dolaylı da olabilir, benim ismimi kullanarak yani bir hukuksuz, hukuka uygun olmayan ya da ahlaksız bir teklifi, ya şunu çözelim, şunu yapalım tarzında bir şey yaşadınız mı? Çünkü ben direkt sizinle çok muhatap olmadım ama olur ya birisi bunu benim adıma kullanır. Böyle bir şey yaşadınız mı? Yani yaşadıysanız bana gelmediyseniz o ayrı bir dert ama yaşadınız mı böyle bir şey Ekrem İmamoğlu döneminde?
Kağan Sürmegöz: Yok Başkanım, hiçbir şekilde yaşamadık.
Ekrem İmamoğlu: Sayın başkan yani gerçekten yani şunu söyleyeyim. Bir bilirkişi raporu cinayeti yaşanıyor burada. Yani bu insanların yaşamına tesir ediyor. Beyefendi üç küçük evladının, gerçekten küçücük evladının olduğu bir yerde, eşinin olduğu bir yerde, diğer başta hanımefendiler olmak üzere sürgünle Bolu'ya gönderildi. Bunun sebebi belli dedi, ben söyleyeyim, o söylemedi tabi tamamını. Yani bunun sebebi acaba Kaan Bey de itirafçı ya da iftiracı olur mu? Bu minvalde yani gerçekten süreci böyle ele almanızı diliyorum. Az önce memnuniyetimi dile getirdim, tekrar dile getiriyorum. Yani verilen emekli maaşlarının ödenmesi ile ilgili ama yani burada başka beklentisi olan arkadaşlarım var. Beklentisi var ama kendi gayrimenkulü ama gelirleri ile ilgili insanlara hiç, buraya ne yazık ki adalet teraziniz uğramadı, onu söyleyeyim. Dünkü kararınıza adalet terazisi buraya uğramadı sayın başkan. Kaç ay daha uğramayacak? 1 yıl daha mı uğramayacak yani? Lütfen bunu gözden geçirin.
Mahkeme Başkanı: Efendim? Başka sorunuz var mı?
Ekrem İmamoğlu: Bu önemli bir şeydi. Bunu duymanızı istiyordum.
Mahkeme Başkanı: Soruyorsunuz, dile getiriyorsunuz zaten farkındayız.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI SERKAN GÜNEL
Serkan Günel: Kağan Bey siz de biraz tabii bugün bilirkişi muamelesi yapıldı, konular hakkındaki bilginiz gibi. Benim soracağım sorular da aslında çoğunlukla soruldu ama bir şeye bağlayarak sormak istiyorum size. Şimdi 2006 yılından beri sonuç olarak görev yapıyorsunuz ve ben de dün aslında savunmamda bahsetmiştim. Müstekar uygulamalar diyoruz. Siz dediniz ki savunmanızda: Önceki dönem Kağan Sürmegöz ne yapıyorsa sonraki dönem yani Ekrem İmamoğlu'nun başkanlığı döneminde de aynı uygulamaları gerçekleştirdi. Şimdi idari hukukta ana ilkelerinden biri, eğer bir müstekar uygulama varsa sadece bunun için, bundan vazgeçmek için bir haklı nedene ihtiyaç vardır ve haklı neden nedir? Bir uyarı, bir karar mı, bir dava? Bu konuda herhangi bir uyarı, herhangi bir Sayıştay raporu daha önceki dönemde, Ekrem İmamoğlu dönemi öncesinde aldınız mı? Ya da davadan mı bahsediyorsunuz?
Kağan Sürmegöz: İhalelerden mi bahsediyorsunuz?
Serkan Günel: Tabii ihalelerden bahsediyoruz Kağan Bey.
Kağan Sürmegöz: Yok, bu konuyla ilgili hiçbir dava süreci işlenmedi.
Serkan Günel: Peki, 1. sorum buydu. 2. sorum da müvekkilimle ilgili olacak. Doğan Hamit Doğruer'e veya Kültür A.Ş.'den, veya Medya A.Ş.'den herhangi birine yaptığınız ihalelerle ilgili bir bilgi alışverişinde bulundunuz mu? Yaklaşık maliyet olabilir, başka bir şey olabilir. Bu ihaleye girin, girmeyin şeklinde olabilir. Böyle bir bilgi paylaşımında, alışverişinde bulundunuz mu?
Kağan Sürmegöz: Bulunmadım. Zaten yaklaşık maliyet olmaz, muhammen bedel olur. Bu da Resmi Gazete'de ilan edilir.




















