CHP tarafından tutuklu İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun serbest bırakılması talebiyle başlatılan "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 103'üncüsü bugün Kütahya'da düzenlendi.

Kütahya Belediyesi’nin yanında bulunan Şehit Emniyet Müdürü Uğur Gökcan Sokak’ta bir araya gelen yurttaşlara seslenen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Bugün buraya; büyük saldırılara rağmen bir direnişin tam içinden ve sizin güzel kalplerinizdeki dayanışma duygularını alarak koltuklara, makamlara değil; Anadolu'nun irfanına, Kütahya'nın vicdanına güvenerek; seçtiğine sahip çıkan, Gazi'nin emaneti Cumhuriyetin en önemli kazanımına sahip çıkan, sandığa sahip çıkan Kütahya'yla birlikte direnmeye, mücadeleye, eyleme geldim eyleme" dedi.

74 yıl aradan sonra kazanılan Kütahya Belediyesi için Kütahyalılara teşekkür eden Özel, "Biz bu güzel şehrin belediyesini 74 yıl boyunca kazanamadık. Ama bu şehre kusur bulmadık, sırtımızı dönmedik, küsmedik ve hep Kütahya'yı anlamaya çalıştık. Çalıştık, çabaladık, mücadele ettik ve nihayet 2023'teki büyük değişimden sonra, 2024'te 31 Mart'ta Kütahyalılara Eyüp Kahveci'yi aday yaptık, emanet ettik. Kütahya ona sahip çıktı; emaneti Eyüp Başkan'a verdi, partimize verdi" diye konuştu. Özel, şu ifadeleri kullandı:
"Kütahya'yı bir parti, o partinin adayı veya o partinin genel başkanı kazanmadı. Kütahya'daki demokratlar, Kütahya'daki demokratların ittifakı, 'Kütahya İttifakı' kazandı. Kütahya İttifakı; Kütahya'nın sosyal demokratlarını da, muhafazakar demokratlarını da, milliyetçi demokratlarını da, Kürt demokratlarını da, sosyalist demokratlarını da, liberal demokratlarını da, umudu demokraside olan, kurtuluşu birlikte arayan herkesi kapsadı.

"KÜTAHYA'NIN NÜFUSU ARTACAĞINA, AZALMIŞ"
Eyüp Başkan Kütahya'ya hizmetle görevlendirildi. Bu kentte Eyüp Başkan; bu kentin sokaklarında yürüyen, havasını soluyan, derdini bilen, çareyi bilen biridir. Birtakım imkansızlıklarla, maalesef iktidarın 'Silkeleyin' dediği muhalefet belediyelerinden biri olduğu için kendisine kalan borçlar sırtında yük olduğundan zor bir dönem geçiriyor. Ama memnuniyet anketlerine baktığınızda Kütahya ondan memnun. Kütahya onun gayretini, emeğini ödüllendiriyor.
Bugün Kütahya'da bu güzel insanların yüzüne, gözüne bakıyorum ve şunu görüyorum. Diyorlar ki, 'Biz çok daha iyisini hak ediyoruz'. Ya burası Kütahya, Anadolu'nun ortasında öyle bir yer ki, Kütahya olmasa, Gazi'nin ve İsmet Paşa'nın ordularına sahip çıkmasa, direnmese, teslim olmasa ne Kütahya var ne Türkiye var. Ne çok şey borçluyuz biz bu zaferin şehrine, Büyük Taarruz'un şehrine.
Diyorsun ki: 'İstanbul çalışıyor; Kocaeli, Bursa, Denizli çalışıyor; Konya, Kayseri çalışıyor; limanlar çalışıyor, ihracatlar yapılıyor'. Dünya kadar toplanan vergilerden Kütahya payını almalı. 2025 yılında 18 milyar lira vergi ödemiş Kütahya. 7,5 milyar lira yatırım bütçesi var Kütahya'ya. Bırakın Kütahya'ya sahip çıkmayı, Kütahya'dan kepçeyle almışlar, kaşığın yarısıyla vermişler, akılalmaz bir durum ortada.
Kütahya'da öyle bir durum var ki, AK Parti geldiğinde, 3 Kasım 2002 günü, Kütahya'nın nüfusu 657 bin. O gün Türkiye'nin nüfusu 68 milyon. O günden bugüne Türkiye 19-20 milyon büyüyor. Aynı hesapla Kütahya'ya bakınca bekliyorsun ki, nüfusu 850 bin olacak, büyükşehir olacak ve ona göre yatırım alacak, gelişecek. Nüfusu artacağına azalmış Kütahya 570 binde kalmış.

"HIZLI TREN KÜTAHYA'YI PAS GEÇTİ"
Eti Gümüş, Seyitömer ve Tunçbilek termik santralleri, Kütahya Azot Fabrikası, Kütahya Şeker Fabrikası özelleştirilmiş. Kütahya'daki gübre fabrikası özelleştirilmiş. Yıllar önce Demirel bu şehre geldiğinde diyor ki, 'Azot fabrikası zarar ediyormuş diyorlar. Edecek, gübreyi üretecek, çiftçiye verecek. O gübreyle toprağa bereket gelecek'. O gün Demirel'in satmadığı, Ecevit'in sahip çıktığı Kütahya'daki gübre fabrikasını, santralleri 'Bunlar kâr etmiyor' diye kar edeni de sattılar, etmeyeni de sattılar. Kütahya'yı küçülttüler, zayıflattılar. Şehir merkezinden ilçelere karayolu bağlantıları yetersiz. Bir şehir düşünün, İstanbul-Antalya güzergahı önünde otoyol var ama Kütahya'dan geçmiyor. 2011'de hızlı tren sözü verdiler 15 yıl geçti, olmadı. Hızlı tren geldi, Kütahya'yı pas geçti. Yol yoksa, tren yoksa, yatırım yoksa, istihdam yoksa bir şehirde ekonomi ne olur?
Kütahya yıllarca halkçı belediyecilikten uzak kaldı, planlı büyüyemedi. Tarım arazilerine, sulama alanlarına büyük zararlar verildi. Plansız imar izinleri verildi. Riskli alan ilan edilen yerlerde vatandaş kendi kaderine terk edildi. İktidar ne mağduriyetleri giderdi ne de bu kentin önünü açacak bir şey yaptı. O yüzden, Kütahya 2024 seçimlerinde kendi önünü açmaya, bir evladına hiç değilse yerel seçimlerde imkan tanımaya karar verdi. Seçimin sonucu böyle oldu.
Şimdi Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak, yerel seçimlerde Eyüp Başkan'ın elini kaldırıp demiştim ki: 'Siz ona sahip çıkın, biz de sahip çıkacağız'. Size söz olsun, ant olsun ki bu otobüs buraya yine gelecek. Yine bu otobüsün üstüne çıkacağız, ama bu sefer bu otobüsün üstüne iktidar partisinin genel başkanı olarak çıkacağım. Size söz veriyorum, bu Kütahya'dan bir Eskişehir yaratmak için ne gerekiyorsa onu yapacağım. Ne destek istiyorsa onu vereceğim. Ant olsun Kütahya'ya.

"UÇMAYAN UÇAĞIN PARASI SENİN, BENİM, HEPİMİZİN CEBİNDEN ÖDENECEK"
Yolcu garantisi verilen ancak bu zamana kadar garantisinin tutmamasıyla gündeme gelen Zafer Havalimanı'na ilişkin eleştirilerini sıralayan Özel, şöyle konuştu:
"Geçmişte diyorlardı ki 'Cebinizden beş kuruş çıkmadan havalimanı yapıyoruz, otoban yapıyoruz, köprü yapıyoruz, hastane yapıyoruz.' Sonra çıktı ki hastaneye hasta ya da tahlil, MR, röntgen garantisi; yola geçiş garantisi; köprüye geçiş garantisi; havalimanına uçuş garantisi... Hesabı kitabı iyi yapamayanlar 2,5 milyar liraya mal olan havalimanına şu ana kadar geçiş garantisi ödemeleri ile 4,1 milyar lira ödediler bile. Ve maalesef 2044 yılına kadar öyle bir imza atmışlar ki 2044 yılına kadar uçamayan yolcunun, uçmayan uçağın parası senin benim hepimizin cebinden ödenecek. Ve daha oraya 10,7 milyar lira ödenecek. 2,5 milyar liraya mal olan havalimanına tam 6 katı para ödenerek iki katını şimdiye kadar ödediler, 4 katını bundan sonra ödeyecekler hepimizin cebinden bu büyük zarara ettirecekler. Ama diğer taraftan baktığında çiftçiye para lazım olunca ona hak ettiği desteğin beşte birini veriyorlar. Buradan Kütahya'dan, Zafer Havalimanı'nın ettiği büyük zarar ve köylünün içinde bulunduğu bu durum ortada olunca açıkça söylüyoruz: AK Parti'nin kara düzeni bitince, CHP'nin halkçı iktidarı gelince, kurucusunun dediği gibi yeniden 'milletin efendisi köylü' olunca artık çiftçiye, köylüye, hayvancılıkla uğraşana garanti verilecek.
"EMEKLİ KENTİ AMA GEÇİM ZOR"
Bundan sonra zenginin yurt dışından bulduğu kredi ile yaptığı yola, havayalanına değil; çiftçiye ve hayvancılıkla uğraşanlara gelir garantisi verilecek, söz veriyoruz. Kütahya'dan rakamlara bakınca insan her rakamda bir gerçeklik, her rakamda bir hüzün, her rakamda bir haksızlık görüyor. Kütahya, çalışan sayısının 160 bin, emekli sayısının 143 bin olduğu bir şehir. Kütahya'yı emekli kenti yaptılar ama emeklileri aç bıraktılar. Kütahya'daki emekçileri asgari ücrete mahkum bıraktılar. Elinizdeki çalışa çalışa tutan nasırdan, çürümüş dirseğinizden, büyümüş gözlük numaralarınızdan utanmayan; tarihin en büyük haksızlığını size yapan AK Parti'nin kara düzeninden kurtulmaya bir sandık mesafe kaldı. Emeklilere soruyorum: AK Parti'nin kara düzenini yıkacak mıyız, hakkımızı söke söke alacak mıyız? Hepinizin hakkını hep birlikte alacağız. Bakın, bunu bu meydandakiler duyuyor, biliyor; duymayana duyuralım, bilmeyenlere bildirelim. Bu ülkede yoksulluk, açlık... Buradan çok önemli bir şey söylüyorum: Bu ülke emeklisine açlığı öğretmeye çalışıyor; asgari ücretlisine boyun eğmeyi, teslim olmayı, emek sömürüsüne ses çıkarmamayı ülkeye öğretmeye çalışıyor bu iktidarın eliyle. Oysa bu ülke dünyanın ekonomisi en güçlü olacak ülkelerinden biri. Üç tarafı deniz, denizlerinin içi bereket; toprağının altı adeta madenler açısından eşi bulunmaz ganimet; toprağın üstü adamı ters diksen düz çıkaracak kadar bereket. Genç nüfusu hepimiz için bir nimet. Bu ülkedeki tüm kaynaklar doğru kullanılsa, doğru harcansa, bu ülke doğru kalkınsa, adil bölüşse; bu meydanda bugün emeklilerin yaşadığını yaşayan kimse kalmaz.

"EMEKLİYE GELİNCE 'KAYNAK KALMADI' DİYORLAR"
Ama şöyle yapıyorlar: Parayı zengin isteyince her iki elleri kanda olsa buluyorlar, her türlü kıyağı dünyanın en zenginlerine, Türkiye'nin en zenginlerine çekiyorlar; emekliye gelince 'kaynak kalmadı' diyorlar. Bütün AK Partili, MHP'li emeklilere anlatalım: Bir hayali anlatmıyoruz. 3 Kasım 2002 günü AK Parti geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz, itiraz ettiğimiz asgari ücretten hesap etsen 28'den 42 yapıyor. Yani bugün 20 bin lira verip 'fazlasını veremiyoruz' diyorlar ya, kendilerinden önceki beğenmedikleri Ecevit-Bahçeli-Mesut Yılmaz hükümeti, hep kötüledikleri, ki sanki Bahçeli ile şimdi ittifakta değillermiş gibi, o hükümet o hesapla 42 bin lira veriyordu. Biz asgari ücretin 39 bin lira olmasını savunuyoruz. Kısa vadede en düşük emekli maaşını bir asgari ücret diyoruz. Hesap yine aynı noktaya geliyor. Hesap, AK Parti öncesi döneme geldiğinde en düşük emekli maaşı bir buçuk asgari ücret olunca 58 bin liraya geliyor. Bugün eldeki 20 bin liraya bakın ve geçmişteki hesapla alınan 58 bin liraya bakın. Bugün bütün AK Partili, MHP'li emekliler, bu iktidar geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu; şimdi iki çeyrek altın alamıyor. Bunu yapan 5510 sayılı kanunu çıkarıp, aylık bağlama hakkını değiştirip, emekliye türlü şaşırt numaraları çekip, her sene TÜİK ne derse... TÜİK nedir? 'Tayyip'i üzmeyen istatistik kurumu.' Kimi üzüyor? Emekliyi üzüyor. Gerçek enflasyon 80, 60 söylüyor; 20'si cepten gidiyor. Gerçek enflasyon 45, 30 söylüyor; 15'i cepten gidiyor. Birikiyor, birikiyor; sekiz altın iki çeyrek altına, bir buçuk çeyrek altına iniyor. Aynı hesap asgari ücretliler için de geçerli. AK Parti geldiğinde asgari ücret yedi çeyrek altındı; bugün asgari ücret 2,5 çeyrek altın. Alnının terinin bu kadar haksızca sömürüldüğü bir başka yer yok Avrupa'da, hatta neredeyse dünyada. Bu kadar haksızlık olmaz, bu kadar ucuza emek sömürüsü olmaz. Bunun için bir kere asgari ücret dediğin ilk bir yıl alınan, sonra kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir ücrettir. Burası asgari ücret ya da hemen üstünün alındığı, en çok asgari ücretli ve üstünde işçi çalıştırılan bir şehir. CHP iktidarında asgari ücret 1 yıllık ücret olacak, hızla herkes o ücretten uzaklaşacak. Herkesin CHP iktidarında cebinde olacak, karnını doyacak, yarınlarına güvenle bakacak.
"CHP, ADİL BİR VERGİ DÜZENİNİN, HAKÇA BÖLÜŞMENİN GARANTİSİDİR"
Dünyaya baksın herkes; emekliye kim sahip çıkıyor, asgari ücretliye kim sahip çıkıyor, ücretleri kim yükseltiyor? Bu dünyada sosyal demokratların işi. Bugün İspanya'da kardeşimiz, yoldaşımız Pedro Sanchez nasıl yoksullukla mücadele ediyorsa, nasıl düşük gelir seviyesindekiler için çalışıyorsa biz de öyle yapacağız. Açıkça söylüyorum: CHP sermayeye düşman değildir, patron düşmanı değildir, yatırımcı düşmanı değildir. Ama kalkınmacı, kalkınmak için, ihracat için, üretim için tüm imkanları yaratmaktan yanadır. Ama CHP daha çok kazanmanın garantisidir; adil bir vergi düzeninin, hakça bölüşmenin garantisidir. Bu düzeni değiştireceğiz, bu düzeni yıkacağız. Çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan vergi almayacağız.
"TÜRKİYE'NİN DÜNYA KADAR KAYNAĞINI SATTILAR"
Şimdi ekonomide öyle bir dönemdeyiz ve öyle bir beceriksizlikle karşı karşıyayız ki Türkiye ekonomisini kırılgan, krizlere dayanıksız yapan bu iktidar...Şimdi bir kez daha büyük bir beceriksizlikle geçmiş dönemde milyarlarca lirayı zengine verenler, bu sefer seçimleri Ekrem İmamoğlu kazanacak diye, CHP kazanacak diye geçen sene 19 Mart'ta bir darbeye giriştiler. Bunun karşılığında Türkiye'nin dünya kadar kaynağını sattılar; emekliye lazım paranın 150 katını, asgari ücretliye lazım paranın 110 katını, çiftçiye lazım paranın 90 katını yaktılar. Korumasız, kırılgan, aciz bir ekonomi yarattılar.
“ZAMLAR GERİ ALINMIYOR”
O şartlar altında İran'daki savaşa yakalandılar. İşte o yüzden şimdi Türkiye'deki petrol fiyatları fırlayınca anında pompaya yansıyor. Hemen Ekonomi Koordinasyon Kurulumuzu topladım, Türkiye'nin en kıymetli ekonomistlerinin olduğu 11 kişilik kurulu. Ne yapmak lazım dedik; biz olduğumuzda ne yapacağız, ne yapmalılar şimdi dediler ki kesinlikle petrol artışı pompaya yansımasın. Yansırsa enflasyon patlar, tutamazsın. Ne önerelim? ÖTV var dediler; yüzde 40'a kadar eşelmobil yapın, ÖTV'den karşılayın, pompaya yansımasın. Tam hatırlayın: arabalar dizilmiş benzinlikler önünde 1 kilometre, zammı yapacaklar o gece. Ben önerdim, biz önerdik; yapmayın dedik, intihar olur dedik. O gece zammı durdurdular. Ertesi gün dediğimizin 4'te 3'ünü, yani 4 lira artıyorsa 1 lira yansısın, 3 lira ÖTV'den karşılansın. O günden bu güne, bu şekilde tutuldu. Ama ÖTV'den karşılanacak pay aşıldı. Şimdi habire pompaya yükleniyorlar; 80 lirayı gördüler. Yine uyardık: yüzde 20 KDV var, KDV'den karşılansın, vatandaşa yansımasın. Niye? Çünkü şundan: yarın Hürmüz Boğazı açılır, brent petrol düşer; benzin fiyatını düşürürsün, kaybın ÖTV kadar olur, KDV kadar olur. Ama sen bunu yapmazsan her şeyin fiyatı artarsa daha sonra bu enflasyona döner; petrol düşse de fiyatları düşüremezsin. Ne oldu?
ERDOĞAN’A ÇAĞRI: YA DÜZELT YA BIRAK
Bu sefer bizi dinlemediler; fiyatlar uçtu gitti ve dün maalesef akaryakıta olan zamlar yüzünden elektriğe yüzde 25 zam geldi, doğal gaza yüzde 25 zam geldi. Şimdi yandı gülüm keten helva. Bundan sonra sen misin elektriğe zam yapan? Hadi bakalım ekmeğe zam. İğneden ipliğe her şeye zam; sebzeye, meyveye, her şeye zam. Sonra Hürmüz açılsa da kim alacak yapılan o zamları geri? Türkiye'de zammın geri geldiğini kim görmüş? Laf dinlemediler, yeni bir enflasyon dalgasını hayatımızın içine gelecek aydan itibaren sokuyorlar. Ayrıca orta vadeli programda enflasyon hedefi yüzde 16; üç ayda, ocak, şubat, mart yüzde 10'u geçti. Öyle anlaşılıyor ki bunların bir yıllık hedefi altı ayda fazlasıyla geçilecek. Olan kime olacak? Yine emekliye olacak, yine asgari ücretliye olacak. Buradan Tayyip Erdoğan'a sesleniyorum: Ya bu işi söylediğimiz tedbirleri alarak vatandaşı koru ya da bırak; sen bu işleri yapamıyorsun. CHP gelsin, emeklisine, emekçisine sahip çıksın.
"Onun için şimdi Kütahya'ya soruyorum. AK Parti'nin kara düzenini değiştirmeye hazır mıyız? Bir devri kapatıp bir devri açmaya var mısınız? Hep beraber bakan evlatlarının devrini bitiriyoruz. Vatan evlatlarının devrini başlatıyoruz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Esnaf kurtulmadan öğretmen kurtulmaz. Polis kurtulmadan öğrenci kurtulmaz. İnfaz koruma memuru kurtulmadan bir başkamız kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.
"TÜRKİYE'DE HER ŞEYİN KÖTÜYE GİTMESİNİN SEBEBİ AK PARTİ"
Bugün Türkiye'de her şeyin kötüye gitmesinin varsa bir sebebi, o da AK Parti'nin kara düzeni. Bugün Türkiye'de yargıya güven yüzde 18'e inmiş. 31 Mart 2024'te Kütahya'da oyu sen kullandın. Eyüp Başkan'ı sen seçtin, kararı sen verdin. Bir önceki dönem MHP'ydi. Baş tacı... Daha önce AKP'ydi. Eyvallah... Bu sefer Cumhuriyet Halk Partisi'ne verdin. Geçen sefer oyu AK Parti'ye verince 'milli irade, baş tacı', verilmediği zaman 'al aşağı' sebep, 'efendim bir laf ettim çok büyük.' Ne dedin? Efendim, 'İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır' dedim. 'İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder' dedim. Ne oldu? Kaybettim. Nasıl? Önce Beylikdüzü bendeydi. Karşıma Ekrem İmamoğlu geldi. AK Parti'den CHP'ye geçti. Orada arı gibi çalıştı. Yan tarafı ben yönetiyordum. Esenyurt'u AK Parti yönetiyordu, yeşil alan 0,5 metrekare. Bu tarafı Ekrem İmamoğlu yönetiyor, Mehmet Murat Çalık yönetiyor. Beylikdüzü'nde 10,5 metrekare yeşil alan, arada 20 kat fark var.
Bir tarafta AK Parti'nin yönettiği Kent Suçları Müzesi, bir tarafta Cumhuriyet Halk Partisi'nin övünç vesilesi. E, bunu görünce İstanbullu ne yaptı? Bu sefer İstanbul'a sen Binali Yıldırım'ı aday gösterdin. Biz Ekrem İmamoğlu'nu... Ne yapsın İstanbullu? Burayı cennet yapanı, burayı cehenneme çevirene tercih etti. Görevi Ekrem İmamoğlu'na verdi ve sen daha o ilk seçimlerde hazımsızlığa başladın. Ne yaptın? YSK'ya gittin, 13 bin farkla kazandığımız seçimi iptal ettirdin. 40 gün sonra seçim oldu. İstanbullulara bir daha soruldu. O sırada, hatırlayın, sandıkları, oyları çaldılar. Yok efendim, 'şunculara gittiler, buncuları yaptılar' diyerek bir sürü yalan attılar. 'Hiçbir şey olmasa bile bir şey olmuş' dediler ve seçimi iptal edip milletin karşısına geçip 'CHP'ye, İmamoğlu'na bildirin, Osmanlı tokadını indirin' dediler. Sandıklar bir açıldı, 13 bin fark 806 bine çıktı. Osmanlı tokadı bekleyenlere demokrasi tokadını millet patlattı. Meselenin özü buyken yine durmadılar. Bu sefer İstanbul'da İmamoğlu'na 'topal ördek' dediler. Büyükşehir Belediyesi AKP'deydi. Ne yaparsa karşı çıktılar. Engel olmaya çalıştılar. Yetmedi. İnanamazsınız.
"AKLA GELEBİLEN HER KÖTÜLÜK, HER İFTİRA OLDU"
Metronun merdiveni demek için metroların çalışan elektrikli merdivenlerine kendi adamlarıyla tuttukları taşları sıkıştırdılar. Allah'tan korkmazlar. İstanbul'da halk otobüsü altı gün çalışıyor, yedinci gün 'film çekeceğiz' diye kiraladılar. Otobüsü bir köşeye çektiler. Jimmy Jibleri böyle üç bir yanına kurdular. Otobüsü 'film çekiyoruz' diye yalandan yaktılar. 'İstanbul Büyükşehir'in otobüsleri bakımsızlıktan yanıyor' dediler. Akla gelebilen her kötülük, her iftira oldu. O Süleyman Soylu'nun ne yaptığını biliyorsunuz. Bütün yolsuzluk dosyalarına geldi, el koydu. AK Parti döneminin yolsuzluklarının üstüne oturdu. O Süleyman Soylu geldi, işi gücü bıraktı. Ne dedi? 'İstanbul Büyükşehir'de PKK'lılar çalışıyor' dedi. 'İspat et, ispat etmeyen namussuzdur' dedik ama o dönemde o yalanı attı. Ardından yalan çıkınca, İBB'de bir tane PKK'lı çıkmayınca utanmadan 'ne yapayım? Ben de siyaset yaptım' dedi. İşte AK Parti budur. AK Parti'nin kara düzeni budur. Geçmişin güya kudretli bakanı Süleyman Soylu'nun zihniyeti budur. Yaklaşım budur. Siyasi ahlakı, siyasi namusu budur. Yalanı atanlar kara çalanlardır. Bu kadar yalanın üstüne sonra bir daha seçime girdirdi. Ne oldu biliyor musunuz? Bu sefer İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni 1 milyon 100 binin üstünde farkla bir kez daha İmamoğlu kazandı. Karşısına Başbakan çıktı, kazandı. Meclis Başkanı çıktı, kazandı. Şehircilik Bakanı çıktı, kazandı. Bunlara karşı utanmadan, sıkılmadan döndüler ve bir darbeye giriştiler.
"GÜRLEK, EMEKLİ ÖĞRETMENİN 30 YILDA ALDIĞI 1 MİLYONUN 98 KATINI SENFONİ EVLERİNE VERİYOR"
Öyle bir kara düzen ki önce bir siyaset ve haysiyet celladı seyyar giyotin, Sırrı Süreyya Önder'den başlayıp ne kadar siyasetçi varsa örneğin geçen İstanbul İl Başkanımız Canan Hanım olmak üzere gezdirip gezdirip gezdirip her yerde muhaliflere ceza verdirttiyse, önce Bakan Yardımcısı yapıp siyasete sokan, sonra bir gecede İstanbul Başsavcısı yapan, sonra koruma istediği için onu tekrar bakan yapan AK Parti'nin kara düzenidir. O kara düzenin Adalet Bakanlığı'nda oturan kişinin toplam 190 yıl alacağı maaşlarıyla alamayacağı kadar gayrimenkul üzerine geçmiştir. Biz gayrimenkullerin teker teker ID numaralarını Murat Kurum, Çevre Bakanlığı 'ID' deyince anlamıyorsa 'I-D' numaralarını yayınladık. İnkar eden yok. Girdiğinde sisteme o tapunun, o gayrimenkulün vaktinde alındığı, sonra nasıl elden çıktığı ortada ve 190 yıllık maaş ortada. Yetmiyor, İstanbul'da senfoni evlerinden 98 milyon TL'ye ev satın alıyor.
Bakın, şöyle basit bir hesap yapalım. Bir emekli öğretmen 30 yıl çalışıyor. Sabah 7'de kalkıyor, tıraş oluyor. kravatını takıyor ya da döpiyesini giyiyor, çantasını alıyor. Okula gidiyor. Sabah 8'den akşam 5'e kadar çalışıyor. Bunu 30 yıl yapıyor, 30 yıl... Ona bu devlet 1 milyon TL'nin altında bir emekli ikramiyesi veriyor. Bu 1 milyon TL... Bu kişi daha 40 yaşında savcı, şu ana kadar aldığı maaşların hiçbirini yemese, içmese o paranın üçte birine, dörtte birine ulaşamaz. 98 milyon TL verip senfoni evlerinden, yani emekli öğretmenin 30 yılda aldığı 1 milyonun 98 katını bir yere veriyor. O parayı, ömrü boyunca karı koca yemeden içmeden sürekli biriktirseler 90 yıl çalışarak biriktiremezler. O parayı sadece benim ilan ettiklerimin içinde olmayan Senfoni Evlerine veriyor. Birisi mahkemeye düşmüş, kaybetmiş. Birden tekrar görülmüş, kazanmış. O kişinin evlerinden Ankara'da bir tane, İzmir'de iki tane. Toplam değerleri 76 milyon TL. 76 öğretmenin 36 yıllık emeğine karşılık... Şimdi bu adam adalet dağıtıyor, öyle mi? Bu adam operasyon yapıyor, yolsuzlukları ortaya çıkarıyor, öyle mi?
"VAR MISIN MEYDANA ÇIKMAYA?"
Buradan milletimin önünde söylüyorum. Bugün Sabah gazetesi, sabahın köründe 'yeni bir iftira atalım. Ortalığı karıştıralım' talimatla o ya... 'Akın Gürlek'in tapusunu savunamıyor. ID'lerini veremiyoruz. Suçüstü yakalandık. Sahip çıkamıyoruz. Yalnız bırakınca tepki topluyoruz. O yüzden hedefi şaşırtalım, başkalarına saldıralım.' 50 çeşit yalan attılar, hepsini ispatladık. Şimdi çıkmış, Ekrem İmamoğlu Amerika'da Özgür Özel'e 3 milyon dolara daire almış. Bakın, buradan büyük bir özgüvenle Kütahya'dan buradan söylüyorum. Ey Sabah, ey havuz medyası... Özgür Özel'in değil Amerika'da, dünyanın herhangi bir yerinde, değil daire, bir tırnak makası, bir kibrit kutusu varsa, Dışişleri elinizde, MİT elinizde, Trump yanınızda, hodri meydan, bu emekli öğretmen evladı eczacı karşınızda. Hodri meydan! İspatlamayan şerefsizdir. Bir kibrit kutum çıksın bu sınırların dışında burada bir dakika durmam. Dahası var. Yıllardır tam gününde veriyorum mal bildirimini. Öyle sade kendim değil, eşimi, evladımın minicik hesabındaki parasını bile ve Numan Bey'e verdiğim mal bildiriminde, 16 yıldır AK Parti'nin elindeki mal bildirimimde, söylemediğim bir çöpüm varsa bir dakika durmam. Hodri meydan. Sabah, var mısın meydana çıkmaya, düello davetimi yazmaya? Benim ne Amerika'da ne dünyanın başka yerinde bir kibrit çöpüm yok. Peki Erdoğan'ın, kendinin, evlatlarının ya da birinci derece yakınlarının Amerika'da bir mülkü var mı, yok mu? Onu açıkla bakalım. Manhattan'da diyorsun ya, Manhattan'da diktiler mi o binayı, dikmediler mi? Eğer benim var da 'yok' diyorsam ispatlamayan şerefsizdir. Bir çöpün varsa namussuzum, ahlaksızım. Peki, sizde olanları yazmaya cesaretin yoksa namussuzsun, şerefsizsin.
Hadi bakalım, bu yalan haberleri yapanları, yazanları, yayanları mahkemeye veriyorum. Tek dertleri bu millet gördü, kirliyi de temizi de... Bu millet gördü, yandaşa sahip çıkanı da, vatandaşa sahip çıkanı da... Onun için bundan sonrasında artık geri dönmek yok. Her zaman ne diyorum? Eğer bu işte bir santim eğilirsek, bir kelime eksik konuşursak, bir adım geri gidersek, bunlar bu milleti ebediyen sustururlar. Ebediyen çöktürürler, 100 yıl geriye götürürler. Aha burası 200 yıl geri geri gitmiş Türklerin durduğu, taarruza geçtiği, zaferi bulduğu topraklardır. Hep birlikte iktidar için büyük taarruza var mısınız? İşte o yüzden Kütahya'dayız. O yüzden cesaretin şehri, özgüvenin şehri, direnişin şehri, sağlanışın şehri, Zafer'in şehrindeyiz.
"BOZBEY'E İFTİRA ATIP PAÇALARINI KURTARMAYA ÇALIŞIYORLAR"
Dün 40 saat boyunca uykusuz bıraktıkları Mustafa Bozbey'i bu sabah tutukladılar. Bursa oyu AK Parti'ye verirken iyiydi. Bursa, AK Parti'deki yolsuzluktan bıkmıştı, hırsızlıktan bıkmıştı, kararını değiştirdi. o günden bugüne Mustafa Bozbey'i de kazdılar, kazdılar. Bir çöp, bir şey bulamadılar. Yedi yıl öncesinden bir yalancı şahit ki üç ortak 500 Bursalı'yı dolandırmışlar. Bir kişiye daire vermemişler. Bu dolandırıcılar yakalanmış, hapse girecekken iftiracı olmuşlar. Bozbey'e iftira atıp 7 yıl öncesinden 12 yıllık iftira atıp paçalarını kurtarmaya kalkıyorlar. AK Parti'de Belediye Meclisi'nde 'çoğuz' diye bunlara 'iftirayı atın, paçayı kurtarın, Bozbey'i içeriye koyalım, Bursa Belediyesi'ne çökelim hesabının içindedir.' Ben dün Bursa'ya gittim. Bir gece önce Bozbey'i cuma günü alacaklar diye karar verdik. Dün akşam Bursa'yı gördünüz mü? Bursa dün akşam ayağa kalkmıştı. Seçtiğine, seçme seçilme hakkına sahip çıkmak için. İşte bugün Kütahya'ya geldik. Kütahya'da bayram değil, seyran değil. Önümüz seçim değil ama Kütahya'da bu muhteşem kalabalıkla karşılaştık, kucaklaştık.
"EĞER CESARETİN VARSA MİLLETİN ÖNÜNE SANDIĞI KOYALIM"
"Buradan Erdoğan'a sesleniyorum; senin yargı kolların var hayırlı olsun. Ben kadın ve gençlik kollarıma, örgütüme, milletime güveniyorum. Eğer cesaretin varsa 'ya içeriye atılacaksın ya partime katılacaksın' deyip partine kattığın Aydın'da, 'ya içeriye atılacaksın ya partime katılacaksın' deyip içeri attığın Bursa'da, Gaziosmanpaşa'da, Şehitkamil'de Gaziantep'te, Beykoz'da İstanbul'da, biz millete soralım diyoruz. Hatta eğer cesaretin varsa İstanbul'dan tut nerede CHP'li bir belediye başkanı gözaltına alıp tutuklanmışsa orada, CHP'nin ve AKP'nin belediye meclis üyelerini istifa ettirerek ya da mecliste AKP- CHP oyları yeterli, o bölgelerde geçici maddeyle erken genel seçim getirerek, eğer cesaretin varsa buralarda vatandaşın önüne sandığı koyalım. Biz hırsızsak, yolsuzsak bu vatandaş sana inanıyorsa biz belamızı bulalım. Ama vatandaşın yüzde 60'ı 'bu işler siyasi' dediğinde sadece yüzde 25'i sana inanırken karşıma çıkamıyorken hala daha oradan buradan haysiyet suikasti yapmaya çalışıyorsun. Erdoğan; cesaretin varsa çık karşımıza, hodri meydan.
"MİLLET YETKİYİ SANA VERİRSE O GÜN SİYASETİ BIRAKIYORUM"
Buradan sokağa çıkamayan, hal hatır soramayan, esnaf gezemeyen, pazar dolaşamayan Erdoğan'a söylüyorum; bu emeklinin, emekçinin, çiftçinin, esnafın ve gençlerin ızdırabı had safhadadır. Çare sandıktadır. Gel kimse kimseyi üzmeden, kimse kimseyi yormadan, bu milletin önüne yaza varmadan seçim sandığını koyalım. Millet karar versin. Eğer yetkiyi sana verirse o gün siyaseti bırakıyorum. Ama bu millet emeklisi, emekçisiyle; çifçtisiyle, esnafıyla artık bu kara düzeni bitirmeye karar verdi. Onun için sandıktan kaçıyorsun. Yaz gelmeden milletin önüne sandığı koyarsan yarışırız. Kazanırsan beş yılın daha var, ben yok olup gidiyorum. Şunu da çok iyi biliyorum, o sandık gelecek ve bu millet o sandığa damgasını vuracak.
"BEKLENEN İDDİANAME BOMBOŞ BİR PEÇETE ÇIKTI"
Kötülüğün sonu yok, Ekrem başkanı içeride tutuyor. Bırakması gerekiyor, bırakmıyor. Canlı yayında ver, millet duysun diyoruz iddianamesine güvenmiyor. Geçen sene bugünlerde başladı neredeyse 10 ay sürdü. Her yalanda çıktım, 'ben buradayım' dedim. 'İddianamede bunlar olmayacak, bunlar yalan' dedim. TGRT'yi, A Haber'i hatırlayın. Gece gündüz bir yalanı tekrar edenleri hatırlayın. 560 milyar yolsuzluk dediler 56 kuruşun ispatı çıkmadı. 'Bin 200 cep telefonu dağıtıldı' dediler, yalan çıktı. 'Parkelerin altından Euro'lar, dolarlar çıktı' dediler tamamen sahtekarlık ürünü çıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesi'nin koltuğun arkasında kasa çıktı, doğruydu, AK Parti dönemindendi. 'İçinden dolar çıktı dediler' yalan çıktı. Ekrem İmamoğlu'nun arabaları' dediler hepsi MHP'li milletvekilinin çıktı. Beklenen iddianame bomboş bir peçete çıktı. O iddianame hergün, her bir arkadaşımıza sıra geldikçe namuslu arkadaşlarımızın ayakları altında ezilmektedir. Tayyip Erdoğan bir yıl önce 'bir aya kalmaz insan içine çıkamazlar' dedi. Bir yıl sonra Kütahya'da insanların arasındayım. Eninde sonunda Kütahya'da alnımızın akıyla karşısınıza çıktım.
"DERDİ OLAN KİM VARSA HEPSİNİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMEK İÇİN BİR SEÇİMLİK KOŞU KALDI"
381. gün 103. eylemimizdeyiz. İsterse sonuna kadar kaçsın bin günün sonunda dünyanın en büyük seçim kampanyasına hedefe ulaştırarak güvenliğimizi sağlayan polisin de yüzünü güldüreceğiz, karşılarına diktikleri gençlerin de. Jandarmanın da yüzü gülecek atanmayan öğretmenin de. Bu toplumda derdi tasası olan kim varsa hepsinin yüzünü güldürmek için bir seçimlik koşu kaldı. Şimdi Ekrem Başkan içeride olabilir. Yerine bana bir cumhurbaşkanı adayı lazım, var mısınız, var mısınız? Ekrem Başkan yerine yürümeye, AK Parti'nin kara düzenini bitirmeye var mısınız? İktidar yürüyüşüne var mısınız? Benim cumhurbaşkanı adayım olmaya var mısınız? Bu düzeni birlikte değiştirmeye var mısınız? Siz varsanız, biz de varız. Yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun, yürüyelim arkadaşlar..."




















