Türkiye Cumhuriyeti 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, uluslararası fikir ve analiz platformu Project Syndicate için kaleme aldığı "Avrupa Güvenliğinin Türkiye'ye İhtiyacı Var" başlıklı makalesinde, değişen küresel güvenlik dinamiklerini ve Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin geleceğini değerlendirdi. Gül, Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşüyle birlikte daha da belirginleşen Avrupa'daki güvenlik krizinin, aslında kıtanın kendi savunmasını dışarıya ihale etmesinden kaynaklanan derin bir stratejik başarısızlıktan beslendiğini belirtti. ABD'nin artık kıtanın daimi koruyucusu rolünü üstlenmeyeceğini açıkça gösterdiğini ifade eden Gül, Avrupa'nın acilen kendi inandırıcı güvenlik çerçevesini oluşturması gerektiğine dikkat çekti.
AVRUPA STRATEJİK ÖZERKLİĞİNİ İNŞA ETMELİ
Makalesinde Avrupa'nın demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi değerleriyle modern dünyaya büyük katkılar sunan bir "yumuşak güç" merkezi olmaya devam ettiğini belirten Gül, ancak bu değerleri korumak için kıtanın sert gücünü (hard power) artırması gerektiğini savundu. ABD yönetimlerinin alacağı kararlardan bağımsız olarak, Avrupa'nın artık Amerikan üstünlüğüne ve iyi niyetine bel bağlayamayacağını vurgulayan Gül, stratejik özerklik arayışının geri dönülmez bir şekilde başladığını kaydetti. Yeni Avrupa güvenlik mimarisinin NATO'nun yerini almaya çalışmaması gerektiğini belirten Gül, bu yapının yalnızca AB'nin kurumsal sınırlarına hapsedilmemesi, İngiltere ve Türkiye gibi AB üyesi olmayan ancak kritik öneme sahip NATO müttefiklerini de kapsayacak genişlikte olması gerektiğini ifade etti.
AB GEÇMİŞTEKİ HATALARINDAN DERS ÇIKARMALI
Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerini yürüttüğü döneme atıfta bulunan Gül, o süreçte bazı Avrupalı liderlerin dürüstlükten uzak tutumlarına bizzat şahit olduğunu dile getirdi. Kıbrıs meselesinin Türkiye'nin üyeliğini engellemek için bir bahane olarak kullanıldığını ve sınır sorunları çözülmeden Kıbrıslı Rumların birliğe kabul edilmesinin AB'nin temel ilkelerinin ihlali anlamına geldiğini belirten Gül, bugün ise ihtiyaç duyan tarafın Avrupa olduğunu vurguladı. Avrupalı liderleri daha dürüst ve samimi bir diyaloğa davet eden Gül, kıtanın güvenliğinin kendi dar çıkarlarının peşinde koşan birkaç üye devletin ipoteğine bırakılamayacağının altını çizdi.
TÜRKİYE AVRUPA GÜVENLİĞİNİN DOĞAL BİR SÜTUNUDUR
Türkiye'nin ABD'den sonra NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olduğuna ve büyüyen savunma sanayisiyle küresel çapta askeri-teknolojik inovasyon kaynağı haline geldiğine işaret eden Gül, ülkenin Kafkaslar'dan Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik ağırlığına dikkat çekti. Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin kendi ihtiyaçlarını feda ederek NATO'nun güneydoğu kanadını savunduğunu, Suriye iç savaşında ağır bedeller ödediğini ve Ukrayna krizinde Montrö Sözleşmesi'nin garantörü olarak Karadeniz'de dengeleyici bir rol oynadığını hatırlattı. Gül, Türkiye'nin Avrupa savunma mekanizmalarına dahil edilmesinin kıtanın güvenlik mimarisini tamamlayacağını, aynı zamanda Türkiye'nin demokratik dünyada kalarak siyasi ve ekonomik standartlarını daha da ileriye taşımasına katkı sağlayacağını belirterek, bu tarihi ortaklık fırsatının kaçırılmaması gerektiği uyarısında bulundu.




















