Ebola virüsü, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (KDC) kuzeydoğusundaki altın madeni kasabası Mongbwalu'yu adeta kuşatma altına aldı. Kongo Sağlık Bakanlığı'nın 15 Mayıs'ta resmen duyurduğu ve şimdiden tarihin kaydedilen en büyük üçüncü salgını haline gelen krizde, uluslararası yardım kuruluşları virüsün hızına yetişemiyor.
New York Times (NYT) ekibinin "Ebola otoyolu" olarak adlandırılan çukurlu toprak yollardan geçerek ulaştığı Mongbwalu'da karşılaştığı manzara, yaklaşan daha büyük bir felaketin habercisi.
HASTANELER ÇÖKMÜŞ DURUMDA, EKİPMAN YOK
Yaklaşık 150 bin nüfuslu kasabanın merkezindeki 135 yataklı Mongbwalu Devlet Hastanesi'nde durum içler acısı. İzolasyon veya triyaj sisteminin bulunmadığı hastanede, kanaması durmayan 5 yaşındaki bir çocuğun sadece birkaç yatak ilerisinde, saatler önce Ebola'dan hayatını kaybetmiş 21 yaşındaki Christiane Bahati'nin cesedi bekliyor.
Hastanenin laboratuvar teknisyeni de dahil olmak üzere en az yedi sağlık çalışanı virüs nedeniyle hayatını kaybetti. Sağlık personeli, test kiti, koruyucu giysi, gözlük ve hatta içme suyunun bile tükendiğini belirterek çaresizliklerini dile getiriyor. Hastane yoğun bakım doktorlarından Dr. Alex Bogole, isyanını şu sözlerle ifade ediyor:
"Aylardır virüs yayılıyor ve yapabildiğimizin en iyisi bu mu? Toplantı üstüne toplantı yapıyorlar. Bunun amacı ne? İnsanlar ölüyor, tehlikede. Her şey çok yavaş."
TEŞHİS İÇİN 4 GÜN BEKLENİYOR, HASTALAR EVLERİNE KAÇIYOR
Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ne (CDC) göre, şu ana kadar 1.077 şüpheli vaka ve 246 ölüm kaydedildi. Ancak gerçek rakamların çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.
Bölgede yayılan virüsün, aşısı veya onaylanmış bir tedavisi olmayan "Bundibugyo" türü olduğu belirtiliyor. Mongbwalu'daki doktorlar, bölgesel başkentten gelen test sonuçlarının 4 gün sürdüğünü ve bu süreçte birçok hastanın hayatını kaybettiğini vurguluyor.
Daha da tehlikelisi, Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) tarafından yeni kurulan bir izolasyon çadırı kundaklandı. Çıkan kaosta Ebola şüphesi taşıyan 18 hasta yataklarından kaçarak kalabalık kasabaya karıştı ve virüsün yayılma riskini katlayarak artırdı.
HALKA GÖRE EBOLA BİR "PARA KAZANMA OYUNU"
Krizin büyümesindeki en büyük etkenlerden biri de halkın virüse inanmaması. Bölge sakinleri, salgının Kongolu doktorlar ve yabancı yardım görevlileri tarafından uydurulmuş bir "para kazanma planı" veya bir "lanet" olduğuna inanıyor.
Ebola'nın ilk belirtilerinin sıtma veya tifoya benzemesi, hastaların hastaneye ancak ölmek üzereyken gelmelerine ve kısa sürede hayatlarını kaybetmelerine yol açıyor. Bu durum da halkın doktorlara olan güvensizliğini körüklüyor. Hastane Başhekimi Dr. Richard Lokudu, üzerine taş yağdıran kalabalıklar tarafından arabasının camlarının kırıldığını belirterek yaşanan çelişkiyi özetliyor:
"Biz onları kurtarmak için buradayız. Onlar ise onları öldürmek istediğimizi düşünüyorlar."
CENAZE İÇİN SİLAHLI ÇATIŞMA ÇIKTI
Gerilim, kasabanın sevilen Katolik vaizlerinden Sylvestre Atama'nın Ebola'dan hayatını kaybetmesiyle zirveye ulaştı. Geleneksel defin işlemlerinin (cesede dokunmanın) virüsü hızla yayacağından korkan Başhekim Dr. Lokudu, cesedi aileye teslim etmeyi reddetti.
Bunun üzerine gece saatlerinde ellerinde pala ve sopalarla hastaneyi basan 100'den fazla kişilik öfkeli kalabalık ile askerler arasında 5 saat süren silahlı çatışma yaşandı. Çatışma sırasında korkan birçok hasta yine hastaneden kaçarak evlerine sığındı.
NEDEN MONGBWALU? KUSURSUZ BİR FIRTINA
Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) tropikal tıp danışmanı Dr. Esther Sterk, kasabadaki durumu "kusursuz bir fırtına" olarak tanımlıyor. Kasabanın eteklerindeki ağaçlarda, Bundibugyo virüsünün doğal taşıyıcısı olduğuna inanılan devasa meyve yarasası kolonileri tünüyor. Ayrıca altın madenleri, isyancı gruplardan kaçan mülteciler, kaçakçılar ve sınır ötesi işçiler, kasabayı virüsün yayılması için mükemmel bir dağıtım merkezi haline getiriyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) uzmanları, bu Ebola türü için bir aşı geliştirilmesinin en az 6 ila 9 ay sürebileceği konusunda uyarıyor. O zamana kadar Mongbwalu'daki doktorlar, hem ölümcül bir virüsle hem de cehalet ve öfkeyle tek başlarına savaşmak zorundalar.



















