İran'ın yeni Yüce Lideri Mücteba Hamaney'in göreve gelmesinin ardından, ülkenin önde gelen entelektüellerinden Dr. Abdülkerim Sürûş'tan dikkat çeken bir çıkış geldi. Dr. Sürûş, doğrudan Mücteba Hamaney'i muhatap aldığı mektubunda, ülkenin içinde bulunduğu duruma dair kaygılarını dile getirirken, yönetime şeffaflık, adalet ve eleştiriye tahammül çağrısında bulundu. Mektubun ilgili bölümleri şu şekilde kamuoyuna yansıdı:
"DAVULU KİLİMİN ALTINDA ÇALMAMAYI DOĞRU GÖRDÜM"
Mektubuna sözlerini gizlemeden, açıkça söylemeyi tercih ettiğini belirterek başlayan Sürûş, kaygılarını şu ifadelerle dile getirdi:
"Sayın Hamaney! Bu mektubu gizlice gönderip, yabancı rüzgârın bile girmediği bir yalnızlıkta elinize ulaşmasını sağlayabilirdim. Fakat davulu kilimin altında çalmamayı, samimiyeti gizlememeyi daha doğru gördüm; sözümü açıkça ve apaçık söylemek istedim.
Gücüm yettiğince öfkemi bastırıyor, ülkenin geleceği ve yıkıcı beceriksizliklerin İran’ı yakıp kavurması karşısındaki derin kaygıyla kalemin taşkınlığını sabırla dizginliyorum. Doğruyu söylemeyi sertliğe dönüştürmeden, sözümü yumuşaklık ve edep içinde söylüyorum ki bir gönlü nasihatle ısıtabileyim ve bir hükümdarı kötü siyasetin felaketinden kurtarabilelim."
"YÜZ ÖVGÜCÜNÜZ VAR, BİR ELEŞTİRMENİ HOŞ GÖRÜN"
Halkın eleştirilerine kulak verilmesi gerektiğini vurgulayan Sürûş, üniversitelerdeki baskı ortamına ve eleştiri tahammülsüzlüğüne şu sözlerle dikkat çekti:
"Halkın eleştirilerini dinlemek sizin görevinizdir; hem de gizlice değil, açıkça. Velâyet-i fakihi övmek için yüz toplantı düzenliyorsunuz; bir tane de onu eleştirmek ve hatalarını incelemek için düzenleyin. Gazetelerde ve televizyonlarda yüz övgücü ve methiyeci var; bir eleştirmeni de hoş görün. Sadece hoş görmekle kalmayın, teşvik edin ki kusurlarınızı açıkça söyleyebilsin.
Eleştirinin sertliğini tatmanız size zarar vermez; bunun faydaları vardır. Üniversiteleri gerçekten üniversite ve ilim yuvası olarak bırakın. Öğrencilerin ağızlarının ve kemiklerinin kırılmasına razı olmayın; hançeri delille karşı karşıya getirmeyin. Bırakın fikirler birbirinin boynuzlarını kırsın. Gençlerin imanının zayıflamasından korkmayın.
İmanın en büyük düşmanları eleştirmenler değil, despotlardır. Batı’ya bakın: Üç asırdır dine karşı en sert ve yıkıcı muhalefetler yapıldı ve yapılmaya devam ediyor; fakat bilgiye dayalı dindarlık hâlâ canlıdır ve kiliselerin ışıkları sönmemiştir."
"HAKİKATİ MECAZA SATMAYIN"
Dinin ve yönetimin özünün adalet ve merhamet olduğunu belirten Sürûş, mektubuna şöyle devam etti:
"Nerede adalet, yaratıcılık, merhamet ve özgürlük varsa orada Tanrı da vardır. Bizim tanıdığımız ve ibadet ettiğimiz Tanrı bu niteliklerle anılır. Eğer toplumu adalet, merhamet ve yaratıcılıkla doldurursanız, o toplum Tanrısal bir nitelik kazanır. Kabuklara ve zahirlere aldanmayın; hakikati mecaza satmayın."
"HESABI TEMİZ OLANIN KORKUSU OLUR MU?"
Mücteba Hamaney'e tarihe bırakacağı mirası hatırlatan İranlı düşünür, yönetimi halkla doğrudan ve açık bir iletişime davet etti:
"Sayın Hamaney! Ben de siz de bir gün efsane olacağız; fakat bu mektuplar kalıcıdır. Çünkü onlar geleceğe açılan bir pencere ve gelecek nesiller için bir aynadır; sizin yönetiminizin yüzünü gösterir ve liderliğinizin hikâyesini anlatır.
İlk adımı atın; bu mektubun herkes tarafından okunmasına izin verin. Hem de telaş içinde değil, rahatça; gece dağıtılan bildirilerde değil gazetelerde; gizli değil açık bir şekilde.
Halkla konuşmanın kapısını açın ve onlara açık cevaplar verin. Bu tür eleştirilerin ve mektupların çokluğundan korkmayın. Eğer adalet bağı sağlamlaşırsa bu mektupların sayısı da azalır. Azalmazsa bile… Hesabı temiz olanın hesap vermekten korkusu olur mu?"
"YİĞİTLİĞİ GENÇLERİN ÖLÜMÜNE ÇEVİRMEYİN"
Mektubunun sonunda yöneticilerin halka karşı olan asıl sorumluluklarını hatırlatan Sürûş, ünlü şair Sadi Şirazi'den yaptığı bir alıntıyla sözlerini noktaladı:
"Halkın haklarına gösterilecek en küçük saygı, sözlerinin dinlenmesi ve değerlendirilmesidir. Bu kapıyı açık tutun; çünkü onda yüzlerce açılım vardır. Menfaat beklemeyen bu kalemlerin kıymetini bilin ve zamanın tokadı gelmeden önce eleştirinin helvasını bedava iken tadın.
Nasihat edenlerin güvende olmaması ne İslam Cumhuriyeti için bir övünçtür ne de sizin adınız için iyi bir hatıra. Yiğitliği gençlerin ölümüne çevirmeyin.
Son olarak yine Sa‘dî’nin o zarif sözlerine başvuruyorum; onun nasihat kapısını hükümdarlara açan sözleriyle:
'Bir hükümdar halkını gözetirse, aldığı vergi helaldir; çünkü bu çobanlığın ücretidir. Ama halkın çobanı olmazsa, zehir olsun ona; çünkü yediği her lokma Müslümanlardan alınmış bir cizyedir.'"




















